Aralık ayının son günlerinde vizyona giren Netflix filmi.
Dünyaya hızla yaklaşan ve dünyayı yok etmesi kesin olan Everest Dağı büyüklüğündeki bir gök cisminin çevresinde dönen bir hikâye.
Bilim insanları keşfediyor, ABD Başkanı’nı uyarıyor ama çıkarlar, siyasi hesaplar ve kapitalizmin parayı her şeyden üstün gören anlayışı öne çıkıyor. Kontrol ettikleri ve dejenere olmuş medyayla bu kadar net bir sorun karşısında bile halkı kandırıyorlar. Dünyayı yok edecek bir gök cismine bile “değerli maden” gözüyle bakıp, para kazanmayı planlıyorlar.
Film aslında karşı karşıya olduğumuz küresel iklim felaketinin, alegorik bir hikâyeyle anlatılması.
Kapitalizm ve ona hizmet eden mevcut siyasal ve sosyal yapı sizin dikkatinizi dağıtıyor. Hızla dünyaya yaklaşan ve dünyanızı yok edecek bir gök cismini bile görmenizi istemiyorlar. Yukarı bakmanızı istemiyorlar. Ama biz ısrarla “yukarı bakın” diyoruz.
Yukarı bakın!
Eğrigöz Dağı’na bakın, Dededağları’na, Kazdağları’na, Kepez Dağı’na, Kurşunçalı’ya, Murat Dağı’na, Cerattepe’ye, Munzur Dağları’na, Domaniç-Yirce Dağları’na, Sandras Dağı’na bakın, Şahin Dağları’na, Toroslar’a, Boğalı-Sakarat yaylalarına bakın…
Yukarı bakın!
Dağlarınızı, ormanlarınızı, yaylalarınızı, meralarınızı parçalıyorlar. Su kaynaklarınızı zehirliyorlar.
Yukarı bakın!
Sizi siyanürle, sülfürik asitle, kimyasal atık barajlarıyla zehirliyorlar.
Çanakkaleliler, Lapsekililer, İstanbullular yukarı bakın!
Lapseki’de devletin koruma altına aldığı su kaynakları ve bu kaynakları barındıran Dumanlıdağ siyanürcülerin saldırısı altında. Saldırı giderek büyüyor. Nurol Holding siyanürlü madeni 12 kat büyütmek istiyor. On binlerce ağaç daha kesilecek. Bölgedeki su kaynaklarının üzerine kurulan siyanürlü maden, bölgenin içme ve sulama suyunu karşılayan Bayramdere ve Umurbey barajlarını tehdit ediyor.
Bölgede yaşayan, tarımla uğraşan on binlerce köylü korumasız, çaresiz. Lapseki’nin bereketli bahçelerinden beslenen İstanbul, İzmir, Bursa metropolleri tehlikede. Bir yandan ulaşıma, nakliyeye, akaryakıta zam üstüne zam yap, diğer yandan metropollerin dibindeki yaşam alanlarını, tarım alanlarını yağma ve talana aç. Milyonlarca ağacı kes, suları zehirle.
Yukarı bakın!
Türkiye’de Netflix filminin gerçeği maalesef yıllardır yaşanıyor. Bilim insanları, aklı başında olan herkes uyarıyor; “yapmayın etmeyin, dağları parçalamayın, ormanlara kıymayın, suları zehirlemeyin” diye haykırıyor ama kapitalizmin gözü kara. Dinleyen yok.
Yukarı bakın!
Çevre kredilerini almak için “Paris İklim Anlaşması’nı imzaladık” diye şov yapıp, ardından iklim krizini tetikleyecek kararları hiç utanmadan, sıkılmadan alan bir iktidarla karşı karşıyayız.
Köylüler, çiftçiler, vatandaşlar çaresiz. Vatandaşını koruması gereken devletin kurumları onlara kumpas kuruyor; kandırmaya çalışıyor, tehdit ediyor; verimli tarım toprakları köylünün elinden zorla alınıp, şirketlere devrediliyor. Köyler bir bir yıkılıyor. Su kaynakları, ormanlar, dağlar, tarım topraklarımız, yaylalar, meralar yani bir ülkeyi, bir toplumu ayakta tutan yaşam merkezleri bir bir yağmalanıyor, talan ediliyor.
Kütahyalılar, Bursalılar, Simavlılar yukarı bakın!
Kütahya’nın köyleri siyanürcü-altıncıların kuşatması altında. Binlerce ağaç kesildi, sondajlar başladı. Emet ve Simav çaylarına can veren, bölgenin oksijen ve su kaynağı Eğrigöz Dağı, siyanürlü talancıların saldırısı altında. Zenit Şirketi, Kanadalı El Dorado Gold’la kol kola bu kez Kütahya’nın Eğrigöz Dağı’na saldırı başlattı. Örencik ve Tavşanlı köyleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Köylüler çaresiz; topraklarını satmak, tek çözüm olarak dayatılıyor.
Ordulular, Fatsalılar, Ünyeliler yukarı bakın!
Mahkeme kararlarına rağmen Fatsa’daki siyanürlü maden Türkiye’nin ciğerleri olan Karadeniz ormanlarını katlediyor. Her yıl Türkiye’ye milyarlarca dolar döviz kazandıran fındık bahçeleri yok ediliyor; bu bahçelerden geçinen yüz binlerce insan tehlike altında. Mahkeme kararları dinlenmiyor…
Milaslılar, Bodrumlular, Örenliler, Muğlalılar yukarı bakın!
Türkiye’nin turizm merkezlerinin tam ortasında yaşanan termik santral rezaleti devam ediyor. Hala termik santraller için on binlerce ağacı kesip, köyleri haritadan siliyorlar. Akbelen Ormanı’nda simgeleşen direnişi kırmak için gün sayıyorlar.
Hiçbir öngörü, hiçbir düşünce, hiçbir planlama yok. Panik halinde atılan adımlar var.
Sıkışınca, “Dış güçler saldırıyor.”
Dış güçler sana neden saldırsın. Dış güçler seni öpüp de başına koyarlar. Çünkü ülkesini yağma-talana açan, ülkesini açık artırmaya çıkarmış bir yönetime dış güçler asla saldırmaz.
Yukarı bakın!
Madencilik adı altında dağların, köylerin, ormanların, yaylaların, su kaynakların yağmalanıyor.
Özelleştirme adı altında bu ülkenin ulusal varlıkları önce yandaşlara ardından da bir bir yabancılara satılıyor.
Döviz geliyor denilerek bu ülkenin toprakları, evleri, iş yerleri yok fiyatına satılıyor.
Elektriğe yüzde 120 zam
Gübreye yüzde 300 zam
Mazota yüzde 100 zam
Yem fiyatlarına yüzde 200 zam.
Aka portakal üreticisi geçen yıl 2 TL ye sattığı ürünü bu yıl 1 TL’ye satamıyor.
Gerçek enflasyon yüzde 100’ün üstünde, TÜİK yüzde 36 diyor.
Yukarı bakın!
Osman Kavala 5 yıldır hapiste.
Kayyım rektör atamasına karşı demokratik haklarını kullandıkları için Boğaziçi öğrencisi Enis Berke Gök ve Caner Perit Özen doksan gündür Silivri Hapishanesi’nde tutuluyor. Devlet gücünü böyle gösteriyor. Ama “hızlandırılmış tren” diyerek Pamukova’da 41 kişinin ölümüne, 89 kişinin yaralanmasına neden olanlar elini kolunu sallayarak dolaşıyor. TCDD yönetimi ya da AKP iktidarından tek bir kişi, tek bir gün ceza almadı. Sadece iki makinistten biri 5, diğeri 3 ay tutuklu kaldı. Dava zaman aşımından düştü. Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı veriyor!
Yukarı bakın!
Yok olan sizin geleceğiniz, parçalanan sizin ormanlarınız, zehirlenen sizin sularınız…
Lütfen bakın, bakın, bakın…
Yazar Hakkında
İbrahim Gündüz:18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.
Bir yanıt yazın