Köyler yıkılırken

Türkiye 1990’larda terörle mücadelenin en yoğun olduğu dönemlerde, köylerin boşaltılması, yakılması, yıkılması gibi acı bir dönem yaşadı. Bir yanda PKK diğer yanda güvenlik güçleri arasında sıkışan vatandaşlar, çaresiz köylerini terk etmek zorunda kalmış veya terk etmeye zorlanmışlardı. “Terörle mücadele” dendi, “Tekrar döneceksiniz” dendi ama  zor günlerdi, büyük acılar çekildi. O acıların izleri halen de silinmiş değil.

Bugün Türkiye’de 30 yıl sonra yine köyler yıkılıyor… Daha da kötüsü bu kez geri dönülmesi imkânsız bir şekilde köyler haritadan siliniyor. Bu kez ne terörist ne de terörle mücadele söz konusu. Bu kez,  “Kalkınıyoruz, zengin olacağız, ülkemiz gelişiyoruz” masallarıyla ve yalanlarıyla bu ülkenin can damarları kesiliyor.

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

Türkiye’de ikinci bir kurtuluş savaşı veriliyor. Siyasilerin çoğu henüz haberdar değil, şehirlerde yaşayan vatandaşların çoğu da. Yandaş basının lafını etmeye gerek yok ama baskı altındaki “özgür basın” da ne yazık ki konunun önemini ve aciliyetini kavrayabilmiş değil. Ancak köylülerimiz, çiftçilerimiz onlar neyle karşı karşıya olduklarının çok ama çok farkında. Çünkü toprakları ve suları yani hayatları ellerinden alınıp, köyleri yerle bir ediliyor. Türkiye’nin yaşam damarları kesiliyor.

Aydın’ın Germencik ilçesinin Dağyeni köylüleri bir süredir bölgede açılmak istenen madenlere karşı mücadele veriyorlar. Aydın Dağları’na gözlerini dikmişler. Bir tarafında Büyük Menderes, diğer tarafında Küçük Menderes; bir tarafında Söke Ovası diğer tarafında Küçük Menderes Ovası.

Bu bölge sadece Ege’yi değil Türkiye’yi besleyen bir tarımsal üretim merkezi. Aydın Dağları ise yüz yıllardır o bölgeyi sulayan, oksijenle besleyen, o bölgeyi ayakta tutan can damarı. Tüm Türkiye’deki dağlar gibi bir süredir Aydın Dağları da saldırı altında. Çünkü ormanlara, dağlara, su kaynaklarına rant gözüyle bakan, satılığa çıkaran bir anlayış ülkeye egemen olmuş durumda.

“Kesip-patlatıp, kırıp-döküp ve ardından zehirleyip alacağımı alırım, gerisi beni ilgilendirmez” şeklinde özetleyebileceğimiz bir anlayışa koca bir ülke teslim edilmiş.

Türkiye’deki birçok köylü gibi Dağyeni köylüleri de neyle karşı karşıya olduklarının farkında. Çünkü çevrelerinde çok acı örnekler var artık. Gözleri doymuyor. Ne köyü gören var ne de köylüyü. Umurlarında değil. Orada yaşayan insanlar, ormanlar,  içinde yaşayan milyonlarca canlı umurlarında değil.

Bu nedenle kadını erkeği, genci yaşlısı hep birlikte yollara dökülmüşler incir ve zeytin bahçelerinin ortasında yapılmak istenen sondaja karşı çıkıyorlar. Direniyorlar…

RUTİN SONDAJMIŞ

AKP Aydın Milletvekili Metin Yavuz, Germencik Kaymakamı Turgay Gülenç ise yapılan sondajı masum göstermek için köylülere, “Maden rezervlerini tespit etmek için gerçekleştirilen rutin bir sondaj, yanlış bilgilendirmişler sizi” diyorlar. Köylüleri ikna etmeye çalışıyorlar.

Milletinin incir bahçelerini, zeytin bahçelerini delik deşik et sonra da “hiçbir şey olmayacak” de. “Rutin uygulamalar” diyerek köylüleri kandırmaya çalış.  O da olmadı “kamu yararı” diyerek milletin topraklarına el koyup, şirketlere devret.

Milletin vekilinin masum göstermeye çalıştığı o sondajların, bir bölgenin yağmalanmasının ilk adımı olduğunu bilmeyen mi kaldı. O sondajlarla dağların delik deşik edildiğini ve ardından da, “Aha burada altın bulduk! Burada da gümüş bulduk! Müjde nikel çıktı!” diyerek sanki piyango vurmuş havaları yaratarak milletin topraklarının yağmalandığını bilmiyorlar mı sanıyorsunuz.

Birisi size gelip, “Ciğerlerinizi alacağız ama korkmayın size hiçbir şey olmayacak” dese ne dersiniz?

Gülersiniz değil mi? Yani ciddiye bile almazsınız…

İşte aynen bunu söylüyorlar: “Dağlarınızı parçalayacağız, sularınızı yok edeceğiz, ormanlarınızı keseceğiz ama korkmayın size hiçbir şey olmayacak. Sonra eski haline getirip gideceğiz.” Milletin de buna inanmasını bekliyorlar.

Sen milyonlarca yılda oluşmuş bir yapıyı binlerce ton dinamitinle param parça edersen, dünyanın en tehlikeli kimyasallarını üstüne boca edersen, su kaynaklarını kurutursan nasıl bir şey olmayacak?  Siz bu milleti bu kadar aptal mı zannediyorsunuz?

Parayı bastıran ortaya karışık bir ÇED raporu hazırlatıyor, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yüzde 99’unu anında onaylıyor. Zaten çoğundan ÇED bile istemiyor. Ama bu arada küresel iklim kriziyle mücadele için Paris Anlaşması imzalanıyor, yol haritaları açıklanıyor ve krediler alınıyor.

AKIL ALMAZ ŞEYLER

Bu ülke inanılmaz bir dönem yaşıyor. Akıl almaz şeyler yaşanıyor.

Döviz rezervleri bir gecede eriyor, yağmur gibi zamlar yağıyor, insanlar araçlarına binemez hale geliyor. Sonra devleti yönetenler “küçük yatırımcı çarpıldı” diye açıklamalar yapıyor.

Çarpıldıysa çarptıran kim?

Ancak bunlardan çok daha vahim, çok daha yıkıcı ve Türkiye’nin geleceğini karartan adımlar atılıyor. Döviz rezervlerini bir süre sonra doğru politikalarla yerine koyabilirsiniz, yakıt fiyatlarını makul seviyelere çekip, zamları durdurursunuz ama paramparça ettiğiniz bir dağı tekrar yapıştıramazsınız, zehirlediğiniz toprakları ve suları tekrar kullanamazsınız, yok ettiğiniz ormanları geri getiremezsiniz.

Onlar 10-20 veya 30 yılda dağları paramparça edip, bin bir çeşit kimyasalla zehirleyip, su kaynaklarını kurutup alacaklarını alıyor sonra ne mi oluyor. Köyler haritadan siliniyor, bölge yaşanmaz hale geliyor. Üretim duruyor. Tarım ölüyor. Yani Türkiye ölüyor.

Bakın köyleri yok ederseniz, üretimi bitirirseniz altında kalırsınız.

Köylüleri rahat bırakın. Bu ülkenin kurtuluşu üretimden geçiyor. Dünyada her devlet “insanlarımızı nasıl besleyeceğiz” diye kara kara düşünüyor. Gidip başka ülkelerde topraklar kiralayıp tarım yapmaya çalışıyor. Bizim beyefendiler hazır üretim merkezlerini, üretim cennetlerini uluslararası ve yerli kartellere peşkeş çekiyor. Köylerimiz ve köylülerimiz bir mal gibi satılıyor.

Fatsa’daki siyanürlü madenin, onlarca köyün ortasında açılmasına izin verenler bir süre sonra bu madenin çevresindeki köyleri yok edeceğini bilmiyorlar mıydı? Şimdi AFAD’ı kullanarak “heyelan var” diyerek köylüleri bölgeden kovmaya çalışıyorlar. Fatsa’daki yıkımın tek nedeni olan siyanürlü madene tek kelime eden yok.

TEHLİKELİ OYUN

Milas’da, Yatağan’da termik santraller için köyler haritadan siliniyor. Ölüm çukurları giderek büyüyor. Dur diyen yok. Akbelen’de aylardır köylüler direnişte. Ne için? Zeytin bahçelerini korumak için. Köylerini, sularını, ormanlarını korumak için. Hem de turizm merkezlerinin dibinde yaşanıyor bunlar.

Türkiye’de adına madencilik denilen tehlikeli bir oyun oynanıyor. Birileri milletin köylerini, ormanlarını, dağlarını, bağlarını rant gözüyle görüp önüne gelene pazarlıyor, satıyor. Bu akıl almaz bir kumar. Sonu iflas, sonu çöküş, sonu iç çatışma.

Siyaset milletinin refahı için yapılır. Milletini korumak için yapılır. Devlet bunun için vardır. Devlet, egemenlerin ve köhnemiş neoliberal politikaların dünyayı çöküşe sürükleyen politikalarının payandası yapılamaz.

Yerin yedi kat altından çıkardığınız sarı metali yine yerin yedi kat altındaki çelik kasalara koymak için yaptığınız ekokırıma bir son verin.

Dünya alarm veriyor.

Küresel iklim krizi kasıp kavuruyor.

Enerjimizi iklim krizinin etkilerini en aza indirmek için mühendislik projelerine harcayalım.

Enerjimizi yakında karşı karşıya kalacağımız iklim göçlerine karşı ülkemizi hazırlayamaya harcayalım.

Enerjimizi bizi ayakta tutacak yaşam damarlarımızı korumaya, geliştirmeye ve yaşatmaya harcayalım.

Dağyeni köylülerinin haykırdığı gibi: HAVAMA, SUYUMA, TOPRAĞIMA DOKUNMA…

Yazar Hakkında

İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir