Müsilaj ve yapay zeka

Bugün hepimiz Marmara’dan yansıyan görüntülere kahroluyoruz…

İçimiz acıyor. Canımız yanıyor…

Görmezden gelmek, kafaları çevirmek on yıllardır bu ülkede “siyaset” olarak yutturuldu.

Soma’da 300 işçiyi diri diri toprağa gömmekle Marmara’yı diri diri zehirlemek arasında bir fark yok aslında.

Ergene yıllardır simsiyah akıyor kimsenin itibarı zedelenmiyor. Denizlerimize on yıllardır kanalizasyonlar boca ediliyor, her türlü büyük-küçük sanayi atıkları dökülüyor kimsenin itibarına halel gelmiyor.

2021 yılında Türkiye’de geri dönüşüm sistemi kurulabilmiş değil. Fabrikalarda, sanayi tesislerinde, evlerde, iş yerlerinde çöp denilerek elimize geçen her şeyi bir torbaya doldurup sonra da kapının önüne bırakıyoruz.

Oysa Türkiye’de her fabrikanın, evin, iş yerinin geri dönüşüm sistemi kurulmuş olmalıydı. İlgili bakanlıklar belediyelerle işbirliği halinde bu organizasyonu yapmak zorunda. Çağdaş ülkeler kâğıdı, camı, metali, tahtayı, pili her türlü ayrımı yaptırıp organize bir şekilde toplarken, ekonomiye trilyonlar kazandırırken, çevre kirliliğini önlerken, ülkemizde hala elimize geçeni sağa sola savuruyoruz. Sonra da insanların çoluk-çocuk çöplerin içinde debelenerek bunları ayrıştırmasını izliyoruz her gün.

Cam, metal, plastik, demir ne olursa en müsait yere bırakıyor, atıyor, döküyoruz. Kırsalda, köylerde ırmak ve dere boyları çöplük muamelesi görülüyor. Gidin Karadeniz’de, Ege’de ormanlık bölgelere bir köşede mutlaka çöp yığınları, atıkları görürsünüz. Bunlar da yetmezmiş gibi bir de dışarıdan çöp ithal ediyoruz.

Akıllı yöneticiler köylere, yaylalara, ormanlara, meralara yani ülkelerini ayakta tutan yaşam alanlarına ziraat ve çevre mühendislerini gönderiyor. İnsanlarına yol gösterip, ufuk açıp, planlama yapıyor. Bizim yöneticiler ellerine birer ruhsat tutuşturduğu yağmacı-talancı sözüm ona madencileri, dozerleriyle-kepçeleriyle ve bin türlü yalanlarıyla milletin üzerine salıyor.

Üç yılda 17 bin 900 madene izin verilmiş ve 1 milyon 460 bin dönüm orman alanı yok edilmiş. Üstelik bu madenler bulundukları bölgelerdeki su kaynaklarını canavarca tüketip, zehirliyor. Üstelik Türkiye’nin yüzde 50’sinden fazlası ciddi çölleşme riskiyle karşı karşıyayken.

Yurt dışına çıktıklarında İsviçre’nin, Avusturya’nın, Kanada’nın, Fransa’nın yaylalarını, dağlarını, ormanlarını, köylerini, “Alman yapmış abi; Fransız işi biliyor abi” yorumlarıyla ağızları açık izlerler ama kendi ülkelerinde o güzelliklerin yüz katını acımasızca yok ederler. Yok edilmesi için kararları alırlar. Bunu da, “İş yapıyoruz, istihdam yaratıyoruz” diye açıklarlar.

Kim yapacak bu işleri? Kim organize edecek? Kim planlayacak? Kim kaynak ayıracak? Kim insanları bilinçlendirecek? Kim ülkesinin itibarını artıracak? Çünkü itibar arıyorsan ya da bekliyorsan ülkenin bu sorunlarını çözmek zorundasın.

Bu işleri organize etmekle görevle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı madencilerin teşrifatçısı olmuş. Bu ülkenin dağlarını, ormanların, yaylalarını, meralarını yağmalatmakla meşgul.

Sen boklarını, çöplerini, bütün pisliklerini, zehirlerini ırmaklara, derelere ve denizlere dök. Ormanlarını kes babam kes. Geri dönüşüm sistemi denilen bir organizasyonu bir türlü becereme.

Turizm ülkesi diye ortalarda bas bas bağır ama ülkene gelen milyonlarca ziyaretçiyi çöplerin, pisliklerin arasında dolaştır.

Sonra da itibar artırmak için saraylar yapıp, uçaklar al, elin ürettiği araçlara trilyonlar dök.

Hadi çözelim şu işleri deyince de, “Kaynak yok.”

Millet tahtvari koltuklara, saraylara kıçıyla gülüyor.

Dünyada akıllı yöneticiler beyinlere yatırım yapıyor. Önümüzdeki yüz yılda en önemli ürünün beyin olduğunu duymayan kalmadı. Özgür beyinlere, yaratıcı beyinlere, düşünen, tartışan beyinlere sahip olan toplumlar bir – iki adım değil, on adım öne geçecek. Yani sanat, edebiyat, dogmalardan arınmış eğitim, gerçek üniversiteler ve özgürlük. Ama ondan da önce özgür, yaratıcı ve düşünen beyinlerin yaşayabileceği ortamı sağlamak zorundayız. Çünkü nefes alamadan, bir bardak temiz su içip, sağlıklı gıdalar tüketemeden sadece yapay zekalar hayatta kalabilir.

Yazar Hakkında

İbrahim Gündüz kimdir:

18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir