Arpa boyu

Oysa, “Susurluk’tan sonra hiçbir şey eskisi olmayacak” diye çıkılmıştı yola.

“Sessiz çoğunluk rolünü reddediyoruz” demişti toplum.

“Yaşamımıza karışan kirliliğin son bulmasını istiyoruz. Suç örgütlerini kuranların ve onlara görev verenlerin bir an önce yargı önüne çıkartılmasını istiyoruz. Kirli işlerin ve ilişkilerin ‘devlet sırrı’ şemsiyesi altında gizlenmemesini istiyoruz. Devletin kendi yurttaşları aleyhinde çalışacak servisler kurmamasını istiyoruz” demişti. “Ülkemizin tüm uluslararası platformlarda, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ve dünya uyuşturucu trafiğindeki yüzde 80’lik payı ile anılmaktan çıkmasını istiyoruz. Ve tüm bunların demokratik yaşam içinde, demokratik yöntemlerle bir an önce gerçekleşmesini istiyoruz”1 demişti.

10 bin imza toplandı, protesto çağrısına destek için.

Bu ülkede tam 37 gün boyunca her gece saat 21.00’de 1 dakika boyunca ışıklarını açtı-kapattı insanlar… Yetmedi, tencere-tava çaldılar pencerelerinden, balkonlarından… Yetmedi, ıslıklarla, düdüklerle eşlik ettiler; sokaklara çıktılar, arabalarının kornalarını çaldılar sokaklarda. Giderek yaygınlaştı protestolar. Eylemlere katılan yurttaş sayısının, protestoların ikinci haftasında 30 milyona ulaştığı yazıldı daha sonra çeşitli kaynaklarda.

Ama aradan geçen 25 yıl sonra gördük ki, bir arpa boyu yol alamamışız… Hatta, her şey eskisinden de beter!

Bunca yıl “devlet” adına gördüğü “hizmetlerden” sonra, evdeki hesap çarşıya uymayınca konuşmaya karar vermiş, “hesaplaşma” derdinde olan bir mafya mensubunun açıklamalarına kilitlenmiş, ondan “medet umar” haldeyiz! Oysa, henüz ne kadar da taze hafızalarda; “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızda duş alacağız” cümlesi.

Peki, neden? O gün, Susurluk kazası sonrası ortaya çıkan tabloya sessiz kalamayan, 1 ayı aşkın süre protestoları sürdüren, taleplerini bu kadar açık ve yalın biçimde dile getiren toplum, çürümüşlüğün bu kadar ayyuka çıktığı bir ortamda, bugün neden sessiz? Bu ölü toprağı nasıl serpildi toplumun üzerine?

İşkence Mağdurları Merkezi tarafından hazırlanan ve Susurluk kazası sonrasında oluşan yurttaş tepkisine odaklanan bir raporda2, “Susurluk protestolarının gerçekleşmesinin nedeni bir otomobil kazası yaşanması değildi. Türkiye halkının yozlaşmaya daha fazla katlanamayacak duruma gelmiş ve artık tepki vermeye hazır olmasıydı” deniyor. Yurttaş tepkisinin bu denli büyümesi ve başarısı da medyanın geniş kesiminin desteğini almış olması ile ilişkilendiriliyor.

O günkü medya bugünkü medya(!) değil tabii… İnternet (en azından bugünkü haliyle) yok, mail yok… Sosyal medya desen; daha Zuckerberg 12 yaşında… Faks var sadece. Faksla yaygınlaştırılıyor imza dilekçeleri. Basın kuruluşlarına, köşe yazarlarına faks gönderiliyor. Öylece büyüyor tepki.

Bugünse adeta ışık hızıyla iletişim. Tek bir bilgisayar/telefon tuşuyla her yerdeyiz. Ama 19 yıllık AKP iktidarında -bütün kurumlar gibi- medya öylesine bitmiş, gazetecilik öylesine başka hallere dönüşmüş durumda ki, değil bu ortaya serilenlerin araştırılıp haber yapılması, “anaakım” denen AKP medyasında icazet alınmadan hava durumu haberi bile yapılamıyor. Değil, bu yaşananlara dönük tepkilerin haberleştirilmesi, sosyal medyada görüş açıklayan gözaltına alınıyor. Yetkililer günler sonra açıklama yapıyor, gazeteciler soru soramıyor.

Ülkece bir anomi yaşar gibiyiz; dönem/yaşananlar/yüzler/isimler 90’lar, teknoloji uzay, demokrasi askıda, medya merbut!

Sevilay Çelenk, dün Gazete Duvar’daki yazısını3, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün bu yaşananların ardından yaptığı konuşmaya ayırmıştı. Erdoğan’ın konuşmasında kullandığı ifadelere dikkat çeken Çelenk, “Bu cinsiyetçi, ayrımcı, nefret diline isyan etmek için anaakım medyamızın olması gerekmez. Gerekirse dumanla haberleşiriz.” diyordu.

Bu bataklığın artık kurutulmasını, hakikatin ortaya çıkarılmasını, sorumluların hesap vermesini istiyoruz. Ve bunun için “anaakım” medyaya ihtiyacımız yok!

1 Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi Çağrı Bildirisi, https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCrekli_Ayd%C4%B1nl%C4%B1k_%C4%B0%C3%A7in_Bir_Dakika_Karanl%C4%B1k_Eylemi

2 https://insanhaklariizleme.org/vt/yayin_view.php?editid1=1376

3 https://www.gazeteduvar.com.tr/bay-meral-ya-da-bayan-kemal-bir-dil-surcmesi-degildir-makale-1523479

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir