Kategori: Özel Haberler

  • ‘Ünsal Ban, kaçtığı 4,5 milyon liralık tekneyi, AKP’li Zehra Taşkesenlioğlu’nun parasıyla almış’

    ‘Ünsal Ban, kaçtığı 4,5 milyon liralık tekneyi, AKP’li Zehra Taşkesenlioğlu’nun parasıyla almış’

    Halk TV’den İsmail Saymaz, AKP milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu ile olaylı boşanmasıyla gündeme gelen akademisyen Prof. Dr. Ünsal Ban’ın Yunanistan’a kaçmaya çalışırken yakalandığı teknenin 4,5 milyon Euro olduğunu ve parasını Taşkesenlioğlu’ndan aldığını yazdı.

    Saymaz’ın yazısı şöyle:

    AK Partili Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun eşi Ünsal Ban, 27 Ağustos’ta Twitter’da şunları yazdı:

    “Boşanma davası ile ilgili gizlilik kararı ve twit yasağı vardır. Konu ile ilgili bilgiler Türk adaletine saygımdan dolayı mahkeme dilekçemde yer alacaktır. Dilekçe verildiği gün tüm kamuoyuna mal olacaktır.”

    “Dilekçenizi gönderebilir misiniz?” diye sordum.

    “Hazırlayınca tabi ki” şeklinde yanıt verdi.

    Ertesi gün oldu.

    28 Ağustos.

    Köşe yazımda yanıt hakkına yer vermek üzere Ban’ı telefonla aradım. Açmadı. WhatsApp’tan “Dönebilirseniz sevinirim” diye yazdım. Mesajı görmesine rağmen yanıt vermedi. Oysaki telefon numaram kendisinde kayıtlıydı. Bu sessizliğe anlam veremedim.

    Meğer aynı saatlerde yoldaymış ve Yunanistan’a kaçıyormuş.

    İddiaya göre başkasına ait araçla dağ yollarından dolanarak, Muğla’ya ulaşmaya çalışıyormuş. Amacı Bodrum’daki ‘Betina’ adlı yatıyla denize açılmakmış.

    4.5 milyon Euro’luk tekne

    Ankara Hacı Bayramı Veli Üniversitesi’nde profesör olan Ban, akademisyen maaşıyla nasıl tekne alabildi?

    Eşi Zehra Taşkesenlioğlu’nun 18 Ağustos’ta Gölbaşı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunduğu boşanma davasının dilekçesinde, servetin kaynağı açıklanıyor.

    Taşkesenlioğlu, Ban’ın kendisinden aldığı paralarla bu tekneye sahip olduğunu öne sürüyor.

    Taşkesenlioğlu’nun iddiasına göre Ban, ilkin 750 bin TL’ye bir tekne almış. Daha sonra tekneyi satarak, 4.500.000 Euro karşılığında ‘Betina’ adlı tekneye sahip olmuş.

    Yaklaşık 82,5 milyon TL’lik bir servetten söz ediyoruz.

    Dilekçede tekneye ilişkin şu bilgiler yer alıyor:

    “Davalı koca evlilik birliği içinde müvekkilden aldığı para ile müvekkilin tüm itirazlarına rağmen önce 750.000 TL’ye bir tekne almış, bunu satarak 4.500.000 Euro’ya yeni tekne almış ve tekneyi Malta’da Elit Yaycılık adına kayıt ettirmiştir.”

    ‘Ferretti 100 Art’ model teknenin Malta bayrağı taşıdığı ve bu tarihte Göcek marinasında olduğu kaydediliyor.

    Taşkesenlioğlu’nun tekneden haberi var

    Tekneden Taşkesenlioğlu’nun haberinin olduğu anlaşılıyor.

    Dilekçede, Taşkesenlioğlu’nun “Bu kadar yüksek bedeli nereden buldun?” diye sorduğu, Ban’ın “Kredi çektim” diye karşılık verdiği ifade ediliyor.

    Dilekçeden:

    “Müvekkil bilgisi dışında böyle bir kredi çekilerek borçlanılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiğinde ağır hakaret ve söylemlere maruz kalmıştır.”

    Öyle mi, değil mi, bilmiyoruz.

    “Verdiği paralarla yapılan alım satım işlerine ortak edilmeyen” Taşkesenlioğlu’nun “Tekneye ilişkin bilgi ve belge istemesi, hatta tekne kaptanı ve personelle görüşmesi” bile Ban tarafından yasaklamış.

    Ban ile gözaltına alınmadan iki gün önce yaptığımız sohbette, tekne iddiasını sormuştum. Ban, tekneyi finansal kiralama yoluyla kredi çekerek aldığını ve iade ettiğini söyledi. “Taşkesenlioğlu’nun parasıyla mı aldınız?” diye sorunca Ban, “Olmayan parayla nasıl alacaksınız!” dedi.

    Anlıyorum ki tekneyi iade etmemiş.

    ETİ’den de ihale almış

    Ban’ın tekne kaptanının yanı sıra şoförü Ahmet Karakaş da gözaltına alındı.

    Karakaş, Ban için özel bir isim.

    Çünkü Mengen ve Dentak adlı şirketlerini, kağıt üzerinde O’na devrecek kadar Karakaş’a güveniyor.

    İddiaya göre polis, Karakaş’ın Ankara’daki evine baskın yaptı. Karakaş’ın eşi ve baldızı bazı belgeler yakarken yakalandı.

    Merak ediyorum.

    Acaba yakılan ya da yakılmak üzereyken ele geçirilen belgeler arasında Maya Araştırma Danışmanlık Eğitim Organizasyon Ticaret Limited Şirketi’ne ait olanlar da var mı?

    Çünkü Zehra Taşkesenlioğlu ve kız kardeşi Nesrin Kakırman’a ait olan Maya, 10 Ekim 2019’da Karakaş’a devredildi.

    Şirketin Karakaş’a geçirildiği tarihte, Eylül-Kasım 2019 arasında bir kamu kurumu olan ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden ‘Üretim Yönetimi ve Uzmanlık Eğitimi Programı’nın ihalesini aldı. Bu tarihten bir yıl önce de ETİ’nin ‘Kurumsal Gelişim Eğitimi Programı’nı üstlendi. İki ihale alınırken Taşkesenlioğlu’nun milletvekili olduğunu hatırlatmam gerekir.

    Karakaş, Maya’nın 20.000 hissesinden 19.999 adetini 2020’de Ban’ın ağabeyi Ünal’a verdi.

    Durum değişmedi.

    Çünkü ikisi de paravan isimlerdi.

    Şirketleri gerçekte Ünsal Ban yönetiyordu.

    Ayrıca Taşkesenlioğlu’nun bu trafikten haberdar olmaması mümkün değildi. Ağabeyi Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı olduğu tarihte Ban’ın Maya üzerinden borsada hisse alım satımı yaptığını, ücret karşılığı danışmanlık hizmeti verdiğini biliyor olmalı.

    İtirafçılar susturuluyor

    Ban, eşinin görüntülerini gizlice çekip Peker’e göndermekten, tehdit ve şantaj suçlarından dört gündür gözaltında.

    Ban, eşi ve kayınbiraderi hakkında ifşaatlarda bulunacağını söylemişti.

    Diğer taraftan…

    SPK’nın şikayet üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma açıldı.

    Sanki bir numaralı şüpheli, eski SPK Başkanı’na ulaşmak için Zehra Taşkesenlioğlu ile Erzurum’da görüşen ve rüşvet istendiğini iddia eden Mine Tozlu Sineren olacak.

    ‘Bağımsız’ Türk yargısı her zamanki gibi iktidara değil, iktidar sahiplerinin bulaştığı suçlar için tanıklık bildirene ve itirafta bulunana dokunuyor.

    Türk Hava Kurumu Üniversitesi’ndeki usulsüzlüklerden ötürü hakkında 18 dava açılırken bir gün gözaltına alınmayan Ban, “Konuşacağım” dediğinde, dağ yollarında izi sürülerek, yakalanıyor. Kendisinden rüşvet talep edilenler Beştepe’deyken, Sineren savcılığa çağrılmayı bekliyor.

    Boşanma davası dilekçesine bile özel hayat gerekçesiyle yayın yasağı getiriliyor.

    Taşkesenlioğlu, milletvekili olduğu için dokunulmazlık zırhına güveniyor. TBMM’de çoğunluğu elinde tutan Cumhur İttifakı’nın dokunulmazlığını kaldırmayacağını elbette biliyor.

    Belli ki ayakkabı kutusu içinde rüşvet alanların…

    Kravat kutusunda ‘hediye’ kabul edenlerin…

    Bileğine 700 bin TL’lik bir saat takanların aklanmış olmasına güveniyor.

    Başörtüsü ile bunca haramı örteceğini sanıyor.

    Fena halde yanılıyor.

    Artık AK Parti’nin teknesi su alıyor.”

  • Meclis’e ‘Hastaneler kapatılmasın’ ziyareti

    Meclis’e ‘Hastaneler kapatılmasın’ ziyareti

    Etlik Şehir Hastanesi için başta Dr. Sami Ulus ve Ulucanlar Göz gibi hastaneleri olmak üzere Ankara için önemli hastaneler ile Onkoloji Hastanesi’nin kapatılmak istenmesine karşı Hastanemi Açın Platformu ve Onkoloji Hastanesi Kapatılmasın Platformu üyeleri, taleplerini Meclis’e taşıdı.

    Hastanemi Açın Platform (HAP) sözcüsü Dr. Bayazıt İlhan, Ankara Tabip Odası Bşk. Dr. Muharrem Baytemur, Onkoloji Hastanesi Kapatılmasın Platformu üyelerinden Alime Güney, Fatma Akay, Zeki Yalçındere, Hatice Kabadayı, Fahri Kaymaz, İYİ Parti Toplumsal Politikalar Başkanı ve eski Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ı ziyaret etti. Ziyaretçiler, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e iletilmek üzere kapatılması planlanan hastaneler ve Ankara Şehir Hastaneleri ile ilgili bir dosya sundular.

    Görüşmeye ilişkin medyaport’a açıklama yapan ATO Başkanı Dr. Muharrem Baytemur, görüşmede şehir içi ve hastane içi erişilebilir sağlık hakkının önemini ve kapatılmak istenilen kamu hastaneleri ve Şehir Hastaneleri gerçeğini anlattıklarını söyledi.

    Etlik Şehir Hastanesi için kapatılacak olan Onkoloji, Sami Ulus, Ulucanlar Göz, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma hastaneleri gibi kapatılacak hastanelerin erişilebilirlik, sağlık hizmeti açısından önemlerini anlattıklarını, bu hastanelerin kapatılmasının vatandaşın sağlık hizmeti almasının önünde engel olduğunu söylediklerini de aktaran Baytemur, görüşmede ayrıca kapatılan hastanelerin yerine Şehir Hastanelerinin fahiş kiralarına, özel sektör eliyle yürütülen ve vatandaş için paralı hale getirilen sağlık hizmetlerine vurgu yaptıklarını ifade etti.

    Şehir hastaneleri üzerinden yapılan kaynak transferine, müşteri garantilerine, uzun süredir yatırım yapılmaması nedeniyle köklü hastanelerin kötü duruma düşürülerek, kapatılmak istendiğine vurgu yaptıklarını belirten Baytemur, pandemi sürecinde kapatılan diğer hastanelerin öneminin bir kez daha görüldüğünü aktardıklarını da söyledi.

  • Taşkesenlioğlu ile eşi Ünsal Ban arasındaki 2.5 milyon dolarlık sır perdesi aralandı

    Taşkesenlioğlu ile eşi Ünsal Ban arasındaki 2.5 milyon dolarlık sır perdesi aralandı

    Boşanma aşamasında olan AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu ile eski THK Ünversitesi Rektörü Ünsal Ban’ın arasındaki 2.5 milyon dolar alacak verecek tartışmasının gerisinde yatan sır perdesi aralandı.

    Önceki gün kendisine ait olmayan bir araçla Marmaris’te yakalanan Ünsal Ban’ın Zehra Taşkesenlioğlu’nun 2.5 milyon dolar borç verdiği gerekçesiyle bu parayı boşanma aşamasında geri istediğini belirten Ban, “Sormak lazım 2.5 milyon doları nereden buldun?” diye konuşmuştu.

    Borsa çevrelerinden konuşulan iddialara göre, Zehra Taşkesenlioğlu’nun eşinden talep ettiği 2.5 milyon dolarlık borç, ortak aile hesabından kendisinin ve ağabeyi Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun bilgisi dışında alınarak borsada batırılmasından kaynaklanıyor.

    “AİLENİN KASASI”

    Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, Zehra Taşkesenlioğlu’nun ağabeyi olan eski SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, sermaye piyasalarında deneyimli olan ve eskiden de Verusa Holding bünyesinde faaliyet yürüten Ünsal Ban üzerinden şirketlerle iş çevirdiği, Ban’ın Taşkesenlioğlu ailesinin kasası olduğu belirtiliyor. Borsanın en büyük manipülatörü Nihat Özçelik’in yanında yetişen Ünsal Ban’ın, bir yandan kasa işlevi görürken diğer yandan da ortak havuzda toplanan paraların değerlendirilmesi konusunda da söz sahibi olduğu söyleniyor.

    Ünsal Ban, birkaç ay önce Sinpaş GYO iştiraklerinden Servet GYO’nun tahtasını yöneterek manipülatif işlemlerle parasını katlamak istiyor. Bu duruma eşi ve kayınbiraderi karşı çıkıyor. Ancak iddialara göre AKP Samsun Milletvekili Çiğdem Karaslan’ın eşi ile birlikte bu işe giren Ünsal Ban, eşi Zehra Taşkesenlioğlu ile kayınbiraderi Ali Fuat Taşkesenlioğlu’ndan bu işi gizliyor.

    HİSSELERE TALEP YOK

    Ortak kasadan aldığı 150 milyona yakın bir parayla Servet GYO’nun halka açık hisselerini önce manipülatif olarak yükseltip sonra da “keriz silkeleme” diye tabir edilen yöntemle yatırımcıya çakmak amacıyla topluyor. Şirketin Almanya’da aldığı arsanın basında “yurtdışında büyük yatırım” diye lansmanı yapılınca yatırımcıların bu hisseye gözü kapalı gireceklerini düşünüyorlar. Fakat ustası Nihat Özçelik’ten bu işi yarım yamalak öğrenmiş olmalı ki Servet GYO’nun hisselerine talep olmuyor ve paralar batıyor.

    Eşi Zehra Taşkesenlioğlu ile eski SPK Başkanı olan kayınbiraderi Ali Fuat Taşkesenlioğlu, batırılan parayı geri istiyor. Paranın bir kısmı kurtarılabiliyor. Ancak 2.5 milyon dolarlık kısmını geri alamıyorlar. Bu nedenle boşanırken Zehra Taşkesenlioğlu eşi Ünsal Ban’dan hem 70 milyon lira tazminat hem de evlenirken borç verdiğini iddia ettiği 2.5 milyon doları istiyor.

    Bu iddiaların gerçek olup olmadığı Takasbank işlemlerinden kolaylıkla araştırılabilir. Takasbank’ta Ünsal Ban ismi büyük bir ihtimalle görülmeyecektir. Zira oda ustası Nihat Özçelik gibi ya Panama ya da benzeri ülkelerde kurduğu fon şirketleri üzerinden hisse alımı yapmış olabilir.

  • Belgeli Yüksek Hızlı Tren rüşveti: Siemens’in YHT ihalesiyle ilgili iç soruşturma raporu ortaya çıktı

    Belgeli Yüksek Hızlı Tren rüşveti: Siemens’in YHT ihalesiyle ilgili iç soruşturma raporu ortaya çıktı

    Siemens Türkiye ile iki eski çalışanı arasındaki iş davasında gizlilik kararı verildi. Karar, Siemens’in talebiyle, TCDD’nin zarar görebileceği beyanlar nedeniyle alındı. Dava, Siemens’in TCDD’den aldığı, yaklaşık 60 milyon Avroluk Yüksek Hızlı Tren (YHT) ihalesini hatırlattı. Olay kafalarda soru işareti yaratırken Cumhuriyet, Siemens’in YHT ihalesiyle ilgili iç soruşturma raporunu ortaya çıkardı.

    Cumhuriyet’ten Barış Terkoğlu’nun haberine  göre; soruşturma, Siemens’in, Kolin ile kurduğu ortaklıktaki rüşvet ihbarı nedeniyle yapılmıştı. İhbarda, “Siemens Türkiye’nin, alt tedarikçi Kolin’e, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) yetkililerine rüşvet dağıtması için fazla ödeme yaptığı…” ifadeleri yer alıyordu.

    İddiayı inceleyen Siemens soruşturmacıları, rüşvet iddialarını belgeleyemedi. Ancak Siemens’in Kolin’e yaptığı ödemeleri tutarsız buldu. “Siemens, Kolin’e, işini yapmamasına rağmen, neredeyse tüm sözleşme tutarında ödeme yaptı” tespitinin yapıldığı soruşturmanın ardından, Siemens sözleşmeyi feshetti. Kolin’den ödemelerini geri almak için Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvurdu. Bu arada, rapor sayesinde, Siemens’in, Kolin’i “yüksek riskli şirket” olarak tanımladığı anlaşıldı.

    Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları, haberimizin ardından bir açıklama yaptı. Rüşvet iddialarını yalanlayan TCDD, Kolin’in alınan ihalede yapılan iş ile ilgisinin olmadığını söyledi. Cumhuriyet, yaşanan gelişmelerin ardından süreci aydınlatacak belgeleri yayımlıyor.

    İŞTE ALMANYA’DAKİ SORUŞTURMAYA GİREN O BELGELER 

    1 -SIEMENS’İN SORUŞTURMA RAPORU

    20 Eylül 2021 tarihli rapor, “Siemens Mobility Türkiye şirketinde yolsuzluk ve toksik çalışma ortamı iddialarına yönelik soruşturma” başlığını taşıyor.

    2- KOLİN İLE YAPILAN SÖZLEŞMENİN ELEŞTİRİSİ

    Raporda, Kolin ile yapılan sözleşme için şu sonuca varılmış: Siemens Türkiye’nin Kolin ile yaptığı sözleşmenin içeriği sorunlu.

    3- RÜŞVET DAĞILIMI İHBARI

    Raporda, 10 milyon Avroluk rüşvet dağıtım ihbarı şu şekilde yer bulmuş: “İhbarı yapan, Siemens Türkiye’nin verdiği 10 milyon Avro’nun şu şekilde dağıtıldığını iddia etti: Yüzde 30 Türk devlet görevlilerine, yüzde 20 Kolin’e, yüzde 20 TCDD yetkililerine, yüzde 20 ise Siemens ile Kolin’i buluşturan aracılara, yüzde 10 ise Siemens Türkiye’nin yöneticilerine.”

    4- TCDD, ‘YOK’ DEDİ AMA SÖZLEŞME VAR

    TCDD, söz konusu iş ile Kolin’in ilişkisinin olmadığını söyledi. Ancak Siemens’in Kolin ile 1 Ağustos 2018 tarihli sözleşmesi var. Sözleşme açıkça, TCDD’ye tren seti ve bakım-onarım işini kapsadığını belirtiyor.

    5- TCDD, KOLİN’İ TANIYOR

    TCDD, açıklamasında Kolin’den habersiz görünse de TCDD’nin resmi yazışmalarında Kolin’in adı geçiyor. 14 Ekim 2021 tarihli, TCDD Araç Bakım Dairesi Başkanlığı’nın hazırladığı yazıda, Kolin’in YHT projesinde destek ekibi olarak yer aldığı anlatılıyor.

  • Batmanlı Mazlum; Kolombiya’da atletizmde yürüyüşte dünya şampiyonu oldu

    Batmanlı Mazlum; Kolombiya’da atletizmde yürüyüşte dünya şampiyonu oldu

    Ali ERDOĞAN

    Batman nere…

    Kolombiya nere…

    İşte Batmanlı 19 yaşındaki Mazlum Demir, 5 Ağustos’ta Kolombiya’da yapılan Dünya Atletizm Şampiyonasında teknik olarak zor olan yürüyüş müsabakasında 10 kilometreyi 42.36.02’lik derecesiyle önde bitirip, şampiyon oldu. Ülkesine, ailesine altın madalya kazandıran Mazlum, Batman Petrolspor’un sporcusu. Mazlum Demir medyaport. net’i n sorularını yanıtladı:

    Atletizme nasıl başladın?

    9 yaşında ilkokula gidiyorum. Herkes gibi ben de futbolcu olmayı istedim. Batman Petrolspor’da futbola başladım. Kuzenlerim atletti, ben daha sonra Onlarla atletizm idmanlarına gidip gelmeye başladım. Sonra bir daha da bırakmadım atletizmi. 10 yıldır atletizm dalında spor yapıyorum.

    Neden yürüyüş?

    Atletizmde kros, engelli müsabakalar önemli. İdmanlarda bu branşlarda çalışırken atletizm antrenörümüz Ümit Kemal Pişkin benim teknik kapasitemin yüksek olduğunu belirterek, yürüyüşe yönlendirdi. Ben de o gün bugündür yürüyorum.

    Kolombiya Batman’a çok uzak etkilendin mi?

    Biraz yorucu oldu. Ancak şu anda üç yıldır antrenörlüğümü yapan Sadullah Ergin beni Kolombiya’nın iklimine göre çalıştırdı. Çok çalıştık ve karşılığını hocamla birlikte aldık.

    Günde kaç saat yürüyorsun

    Başarılı olmak için çalışmak gerekir. Bu nedenle her gün, sabah ve öğleden sonra olmak üzere çift idman yapıyorum. Günde 20-25 kilometre yürüyorum. Hiç yorulmuyorum. İdman yaptıkça daha da güç kazanıyorsun.

    Yürüyüş nasıl bir branş?

    Yürüyüş koşulardan farklı. En az bir ayağının yerle temas halinde olması gerekir. Zaten zorluğu da burada. Vücudunun da çok esnek olması gerekiyor.

    Nerede idman yapıyorsun

    Yürüyüş yarışları asfaltta yapıldığı için mecburen asfaltta daha ağırlıklı çalışıyoruz. Zor ama yapacak bir şey yok. Tartan pistlerde de zaman zaman çalışmalarımız oluyor. Ağırlıklı asfalt ama. Bir anlamda tüm asfaltlar yürüyüşçünün pisti.

    Ailen hiç karşı çıktı mı?

    İlk başlarda karşı çıktılar. Okula ağırlık vermemi istediler. Ama ben başaracağımı biliyordum. Üst üste Türkiye şampiyonlukları, Balkan birinciliği ve diğer organizasyonlarda aldığım dereceler nedeniyle ailem de bana büyük destek vermeye başladı.

    Ne kadar maddi destek gördün?

    Petrolspor yardım ediyor. Müsabakalarda da ödül alıyorum. Federasyonun da desteği var. Bunlar yeterli olmuyor. Sadece benim için değil, başarılı olmuş, yetenekli tüm sporculara sponsorlar vasıtasıyla yardım yapılmalı. Her şey devletten beklenilmez.

    Şu anda maddi durumun nasıl?

    Kendi evimiz var. Babam şehir içi nakliyecilik yapıyor. Annem ev hanımı. 4 kardeşiz. En büyükleri benim. Geçinip gidiyoruz.

    Yemekle aran nasıl?

    Uzun süreli kamplar ve yurtdışı müsabakalar olduğu için yemeklere alıştık. Kolombiya’da da fazla sıkıntı çekmedim. Türkiye’ye dönünce annem benim çok sevdiğim kavurmayı yapmıştı. Bir anlamda şampiyonluk ödülü de oldu.

    Hedefin ne?

    Her sporcunun olduğu gibi benim de hedefim olimpiyatlarda madalya kazanmak. Bunun için hocam Sadullah Ergin ile birlikte 2024 Paris Olimpiyatlarına şimdiden hazırlanıyoruz. Başarılı olacağımıza da inanıyorum.

  • Yemek zamlarını protestonun cezası, yurttan atılma, bursların kesilmesi!

    Yemek zamlarını protestonun cezası, yurttan atılma, bursların kesilmesi!

    Salih SERTKAL

    Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde (DÜ) okuyan ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Kredi Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı Halid Bin Velid erkek yurdunda kalan öğrenciler yemek zamlarını protesto ettikten sonra yurttan atıldı, bursları kesildi. Yurtta çok sayıda öğrencinin yemek fiyatlarına yapılan zamları protesto etmek için eylem düzenlediğini belirten atılan öğrenciler, eylem sonrası yurt müdürlüğünün cadı avına başladığını ve sonucunda 5 öğrencinin yurttan atılarak burslarının kesildiğini söyledi. İlk etapta haklarında kınama-uyarı cezası verildiğini belirten öğrenciler, yurt müdürlüğünün aylarca yürüttüğü soruşturma sonucunda okulların açılmasına yakın bir tarihte yurttan atıldıklarını öğrendiklerini söyledi. Öğrenciler, kendilerine haksızlık yapıldığını ve okullar açılmadan yurt sorunu çözülmediği takdirde okulu bırakmak zorunda kalacaklarını ifade etti.

    YURTTAN SÜRESİZ ÇIKARMA CEZASI SONRASI, BURSLARI DA KESİLDİ

    Dicle Üniversitesi öğrencilerinin kaldığı KYK yurdu olan Halid Bin Velid erkek öğrenci yurdunda 1 Mart 2022 tarihinde akşam saatlerinde öğrenciler, yemek zamlarını protesto etmek amacıyla eylem düzenledi. Sonrasında ise öğrencilere dönük soruşturmalar başladı. Yemek protestosuna katılan ve sonrasında yurttan atılarak bursu kesilen öğrencilerden Botan Koçak ve Mehmet Can Eşkin yaşananları medyaport.net’e anlattılar.

    Koçak, Eşkin ve diğer üç öğrenci hakkında yurt müdürlüğü tarafından “Yurt görevlilerine ve öğrencilerine hakaret etmek. Toplu veya bireysel olarak eylemlerde bulunmak” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Yürütülen soruşturma sonucunda aylar sonra öğrencilere, “Yurttan süresiz çıkarma cezası” aldıkları tebliğ edildi. Botan ve Eşkin, yurttan çıkarılma süresinin ardından burslarının da kesildiğini aktarırken; okulların açılmasına yakın yurttan atılmaları karşısında çaresiz kaldıklarını söyledi.

    ‘TÜM EĞİTİM HAKLARIM ELİMDEN ALINDI’

    Yaşadıklarını aktaran Koçak; “Bizler maddi zorluklar ile mücadele eden öğrencileriz. Ailelerimizin desteği ile zar zor okuyabiliyoruz. Kaldığımız Halid Bin Velid adlı devlet yurdunda yemeklere sürekli zam yapılıyordu. Bizler de yasal hakkımızı kullanarak, büyük bir öğrenci kitlesi ile bunu protesto ettik. Bu eylem esnasında yurt yetkilileri bizlere hakaret ederek tehditte bulundular. Eylem sonrası ben ve dört öğrenciye önce kınama cezası verdiler” dedi. Yürütülen soruşturma sürecinin tamamlanmasından sonra da “Yurttan süresiz çıkarma cezası”, ardından da burslarının kesilmesi ile cezalandırıldıklarını aktaran Koçak, “Tüm eğitim haklarımı elimden aldılar. Ben demokratik bir biçimde KYK zamlarını protesto ettim, öğrencilerin haklarını savundum ama öğrencilere hakaret etmekle suçlanıyorum. Ben ve benim gibi çok arkadaş mağdur edildi ve şu anda okuyamıyorum. Bu haksızlık karşısında herkesin duyarlı olmasını istiyorum” dedi. Verilen cezayı haksız bulan ve kabul etmeyen Koçak, verdikleri itiraz dilekçelerine de “red” yanıtı aldıklarını söyledi.

    ‘HAKARETE UĞRADIK, TEHDİT EDİLDİK’

    Yurt müdürlüğü tarafından hakkında soruşturma başlatılarak yurttan atılan öğrencilerden biri de Mehmet Can Eşkin. “Yemeklere sürekli zam yapılınca, artık yurtta yemek alamaz hale gelmiştik. Zaten maddi durumu iyi olmayan öğrenciler en çok bu duruma itiraz etti. Eylem esnasında yurt yetkilileri yanımıza gelerek bizi provakatörlükle suçladılar. Bize ‘Kanı bozuk‘ diyecek kadar pervasızlaştılar. ‘Sizin işiniz bitti, sizle emniyette görüşürüz’ diye tehdit edildik” diyen Eşkin, sonrasında müdür tarafından yazılı savunmalarının alındığını, başlatılan soruşturma sonunda da 5 öğrencinin, yurttan süresiz olarak çıkardıklarının kendilerine tebliğ edildiğini söyledi. Eşkin, yurttan atıldıktan sonra bu 5 öğrencinin de burslarının kesildiğini aktardı.

    ÇARE BULUNMAZSA OKULLARINI BIRAKACAKLAR

    Atılan öğrencilerin tümünün il dışından gelerek Diyarbakır’da okuyama çalıştığını belirten Eşkin, “Hepimiz yoksul aile çocuklarıyız. Yaz tatillerinde hepimiz iş bulup okul harçlıklarımızı çıkarmaya çalışan öğrencileriz. Bazı arkadaşlarımız okumak için çok kötü ve zor şartlarda çalışıyor. Verilen burslar zaten yetersiz bir de her seferinde yemeklere zam yapmaya çalışınca biz de itiraz ettik” dedi. Okulların açılmasına günler kaldığını ve kendilerinin yurttan atıldığını, üstelik burslarının da kesildiğini aktaran Eşkin, “Şimdi ne yapacağımızı düşünüyoruz” diyerek çaresizliğini dile getirdi.

    Karara yapılan itiraza yurt müdürlüğünün red cevabı verdiğini de belirten Eşkin; bu konu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, çözüm bulunmadığı takdirde okulu bırakmak zorunda kalacaklarını söyledi.

  • Seçim öncesi 3. ittifak yolda: ‘Emek ve Özgürlük İttifakı kuruluyor!’

    Seçim öncesi 3. ittifak yolda: ‘Emek ve Özgürlük İttifakı kuruluyor!’

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek Partisi (EMEP), Kadıköy’de bulunan TİP İstanbul İl Başkanlığı’nda bir araya geldi. Toplantının ardından ittifakın adı “Emek ve Özgürlük İttifakı” olarak açıklandı. Yapılan açıklamada “Kurumlarımızın girişimiyle, eylül ayı sonunda kitlesel bir halk buluşması ve en geniş demokrasi güçleriyle birlikte Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kuruluşunun ilan edilmesine karar verilmiştir” denildi.

    Üzerinde, “Dayanışma, mücadele ve umutla bir arada” yazılı pankartın asıldığı salonda yapılan toplantıya, EHP Sözcüsü Özge Akman ile Merkez Komite üyesi Hakan Öztürk; EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ile Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan; HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ile Mithat Sancar, Eş Başkan Yardımcıları Tuncer Bakırhan, MYK üyesi Sultan Özcan; SMF Sözcüsü Barış Kayaoğlu ile MYK üyeleri Mahir Gürz, Erdal Ataş; TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP Sözcüsü Sera Kadıgil ve Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün; TÖP Sözcüsü Perihan Koca, Sözcüler Kurulu üyesi Pelin Kahiloğulları ile  TÖP MK üyesi Tamer Doğan katıldı.

    TOPLANTI SONUÇ DEKLERASYONU

    Toplantı sonrası açıklanan deklerasyon metninde şu ifadeler yer aldı:

    “25 Ağustos’ta İstanbul’da, ülkemizin bugününde ve yarınında eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış ve demokrasi temelinde bir değişimi yaratacak birlikteliği vurgulamak, siyasal ve toplumsal iradeyi güçlendirmek, kararlı duruşumuzu, mücadelemizi, dayanışmayı ve umudu büyüten yürüyüşümüzü şekillendirmek üzere bir kez daha bir araya geldik.

    Aylar süren emeklerimizin sonucunda;

    Türkiye’nin tüm kentlerinde, sokaklarında ve meydanlarında, tarlalarında ve fabrikalarında, okullarında ve üniversitelerinde, her alanda mücadeleyi büyütmek;

    Emekçilerin, işçilerin, kadınların, gençlerin, çiftçilerin ve üreticilerin taleplerini ve mücadelelerini ortaklaştırmak üzere sürdürdüğümüz ittifak çalışmasını tamamlama aşamasına geldik.

    Yaşadığımız ve her gün daha da derinleşen ekonomik, sosyal ve siyasal kriz karşısında toplumsal adalet, eşitlik ve güçlü demokrasi temelinde değişim mücadelesini ortaklaştıracak bu ittifakın mücadele ilkelerini, siyasal program çerçevesini, seçimler öncesini ve sonrasını kapsayan yol haritasını Eylül ayında kamuoyuyla paylaşma kararına vardık.

    Tarihsel sorumluluğumuzun farkındayız ve buna uygun davranma konusunda kararlıyız.

    İttifakımız; AKP-MHP iktidarının halk düşmanı politikalarına direnen, bu düzenden ve iktidardan kurtulmak; sorumlulardan hesap sormak isteyen tüm kesimlerin, siyasal ve toplumsal muhalefet güçlerinin katılımı, katkısı ve desteğiyle büyüyecektir.

    İttifakımız; bir yol arkadaşlığı, bir mücadele arkadaşlığı olacaktır.

    İnsanca çalışılacak ve yaşanacak bir düzen için; halkın egemenliğine dayanan bir güçlü demokrasi için; Kürt sorununda barışçıl ve demokratik bir çözüm için; kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların eşitliği ve özgürlüğü için; doğanın ve kültürel varlıklarımızın korunması için hep birlikte mücadele edeceğiz.

    Çağrımız tüm emekçilere, demokrasi, hak, hukuk, özgürlük, eşitlik mücadelesini yürüten bütün toplumsal hareketler, kurum, kuruluş ve yurttaşlaradır.

    Hep beraber sorumluluk alalım. Yangın yerine çevrilen ülkeyi ortak talepler ve birlikte mücadele anlayışıyla özgür ve demokratik bir şekilde yeniden inşa edelim.

    Emek, barış, özgürlük ve demokrasi değerleri temelinde, halkın egemen olduğu bir toplumsal ve siyasal düzeni kurmanın, ezilen ve sömürülen tüm toplum kesimlerinin gücüyle mümkün olduğunu biliyoruz.

    Herkesi bu anlayış ve çağrı doğrultusunda ortak ve birlikte mücadeleye davet ediyoruz.

    Tek adam iktidarına, sermayenin ve zulmün düzenine karşı hep birlikte başaracağız.”

  • Nea Sao Paulo gemisine her yerden tepkiler sürüyor

    Nea Sao Paulo gemisine her yerden tepkiler sürüyor

    İzmir Aliağa’da söküm işlemlerinin yapılması amacıyla Brezilya’dan yola çıkan Nea Sao Paulo isimli uçak gemisi, taşıdığı yüksek asbestle, başta İzmir ile tüm Türkiye’nin tepkisine neden oldu. Sadece gemi sökümünden kaynaklı olmayan asbest, oldukça yaygın, toksik, zehirli bir kimyasal madde. Hayatımızın birçok alanında kullanılıyor ve asbeste bağlı hastalıklar da bir halk sağlığı olarak hem bu konuyla ilgilenen kişilerin hem sağlık profesyonellerinin gündeminde.

    Konuyla ilgili en son bugün birçok STK, meslek odaları ve barolar açıklama yaptı ve mahkemeye başvurdu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Gelen gemi falan değil, gemi olma özelliğini tamamen yitirmiş bir kargo geliyor. Bu kargo bir zehir kargosu, çöp kargosu. Öncelikle bunu iyi anlamamız lazım.” dedi.

    –Onur Metin medyaport.net için derledi-

    Geminin kısa hikayesi ve Türkiye kamuoyunda gösterilen tepkiler şöyle:

    Önce (1963) Fransız donanmasında Clemencau sınıfı uçak gemisi Foch olarak hizmet veren, daha sonra (2000) Fransa’nın şu andaki uçak gemisi Charles de Gaulle için Brezilya’ya tedarik edilmesinin ardından NAe Sao Paulo olarak isimlendirilen gemi, sürekli devam eden sorunları ve masrafları nedeniyle Kasım 2018’de resmen servis dışı bırakarak emekliye ayrıldı. Gemi, Mart 2021’de yaklaşık 1.92 milyon ABD Doları karşılığında satılmak üzere hurdaya ayrılmıştı. Gemiyi, SÖK Denizcilik A.Ş. 1 ay içinde satın aldı. 4 Ağustos 2022’ta sökümünün yapılması için Brezilya’dan Türkiye’ye İzmir’e doğru yola çıkan gemi, İzmirliler tarafından istenmiyor.

    SÖK Denizcilik ve Ticaret A.Ş. tarafından İzmir Aliağa’da bulunan tesislerde sökülmesi planlanan nükleer uçak gemisi, firma tarafından 2021 Nisan ayında satın alındı. Bilim insanlarının söz konusu geminin söküm işlemleriyle ilgili yaptıkları uyarılara ve halk sağlığına vereceği muhtemel büyük zararlara değindikleri açıklamalara rağmen, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı geçen ay geminin Türkiye’ye getirilmesine izin vermişti.

    Aliağa Çevre Platformu ALÇEP, 24 bin 200 ton ağırlığında, 265 metre uzunluğundaki gemiyi “Yüzen tehlikeli atık devi” olarak nitelendirmişti.

    30 Temmuz 2022’de, Ege Çevre Platformu EGEÇEP, Foça Çevre Platformu FOÇEP, İzmir Yaşam Alanları ve Polen Ekoloji Platformu’nun da imza koyduğu ALÇEP’in ortak açıklamasında şöyle denmişti:

    “On yıllardır kapalı bir kutu gibi işleyerek işçileri, çocukları, denizi, toprağı, havayı zehirleyen gemi sökümü sanayisinde onlarca Sao Paulo söküldü. Çok azını durdurabildik. Kanunu kullananlar, hızlı davranıp, sonrasında kazandığımız davalara konu radyoaktif ve zehirli gemileri sökmüşlerdi bile. Ama artık gemi sökümünün Aliağa’ya, İzmir’e, hurda metallerinin zehirli dumanlarının indiği tarım havzalarına verdiği geri dönüşsüz zararları, Türkiye’nin kat be kat üstündeki kanser oranlarını, üstü örtülen meslek hastalıklarını ve seri iş cinayetlerini kabul etmemek için birleşiyoruz. Karlar bir avuç şirkete, kalıcı hasarlar ekosisteme ve toplum sağlığına sistemini artık kabul etmiyoruz. Ekonomik büyüme ve istihdam dediğiniz karlarınızdır. Kaybettiğimiz sağlığımız, canlarımız, geleceğimizdir.”

    “Ne Sao Paulo gemisini ne de bu şekilde sökülen dünyanın ıskartaya çıkarılmış, gözden çıkarılmış tehlikeli atık dolu yüzlerce gemisini, ne de Aliağa’yı bir avuç şirketin karı için art arda yaptığı ağır kirletici sanayi yatırımlarını bu haliyle kabul etmiyoruz”

    “Buradan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bir kez daha sesleniyoruz. Halka rağmen, konuyla ilgili ciddi uyarılarda bulunan bilim insanlarına rağmen verdiğiniz şartlı izini derhal iptal edin. Bu izinler geminin sökülmesi halinde zehirlere doğrudan maruz kalacak bizler için de yok hükmündedir. Bu gemi buraya gelemez. Gelmemesi için de tüm meşru mücadele yöntemleriyle karşısında duyacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Aliağa dünyanın çöplüğü değildir. Buna izin vermeyeceğiz.”

    ÇEVRE BAKANLIĞI TEHLİKELİ MADDE ENVANTERİ İSTEDİ AMA…

    Kalan 2600 deniz mili yolu tamamlayarak 9 Eylül’de Aliağa’da olması beklenen gemi, Brezilya’dan yola çıktıktan 5 gün sonra, 9 Ağustos 2022 tarihinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, São Paulo’nun Tehlikeli Madde Envanteri’nin (IHM) Türkiye karasularına girmeden önce yeniden yapılmasını istedi.

    Evrensel gazetesinden Ramis Sağlam’ın haberinde ismi geçen  Enver Yaser Küçükgül’ün iddiasına göre, São Paulo’nun IHM raporu bakanlık tarafından en az bir yıldır biliniyor. Küçükgül, “Gemi yasadışı olarak 4 Ağustos’ta limandan kaçarcasına ayrıldıktan 5 gün sonra bu yazıyı yazmanın anlamı ne? Bakanın gücü yetiyorsa Cebelitarık ve çevresindeki ülkelerle ilişkiye geçip, durdurma ve geri çevirme işini yapsın” dedi. Küçükgül: “Atlantik’in ortasını geçen gemiye IHM yanlışmış, yenisi yapılsın ne demek oluyor?” diyen Küçükgül, denizin ortasında bu işin yapılamayacağını ve oynanan oyunun senaryo gereği olduğunu söyledi. Küçükgül, “SÖK Denizcilik, ‘Aliağa’ya gelip orada IHM raporunu yenileyelim’ demeleri durumunda Bakanlık ‘hay hay’ diyecek ve yeni bir oldubitti ile karşılaşacağız” diye konuştu.

    Akademisyen Aslı Odman ise, geminin durdurulduğu iddiasının doğru olmadığını ve geminin yola devam ettiğini söyledi. Odman, “Bakanlık yazıda, Brezilya Çevre Bakanlığı’ndan Brezilya karasularında yapılacak yeni bir Tehlikeli Madde Envanteri istemiş. SÖK Denizcilik bunu uluslararası karasularında yapamayacağı için Türkiye karasularında yapacağı için gemi yeni bir Tehlikeli Madde Envanteri yapıldığında gelmiş olacak. Süreci başından beri takip ediyoruz. São Paulo’yu çeken Hollandalı Alp Centre’den alınan sinyaller geminin Türkiye karasularına doğru tam yol ilerlediğini gösteriyor” dedi.

    Odman, geminin neden Brezilya’da değil de Türkiye’de söküldüğünü ise “ittirildiği” olarak açıklıyor. Odman:

    Bu gemi Fransız donanmasının 1960’ta inşaatı bitmiş en şanlı amiral gemilerinden biri. Fransız donanması tarafından nükleer testlerinde, Fransız Polinezyası’nda kullanmış. İkiz gemisi olan Clemenceu da aynı dönemde bir sene önce üretildi, tam da bu kampanya yapıldığı zaman. Bunu üreten, bundan faydalanan Fransa’nın Hindistan‘a bir de üzerine hurda çelik parası kazanarak ihraç etmemesi lazım diyerek Pasifik’ten geri döndürülmüştü. Geminin Fransa’da sökülmesi ve Fransız donanmasının tüm söküm masraflarını üstlenmesi için sürdürülen mücadele 2007’de kazanıldı. Sao Paulo için ilk sorumluluk Fransız donanmasında. Gemiyi 2000’de elden çıkarıyor ve Brezilya donanmasına satıyorlar. İkinci sorumluluk da bunun Türkiye’ye “ittirilmesinde” .

    diyor.

    STK’LAR YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İÇİN MAHKEMEYE BAŞVURDU

    Gemiye ilişkin en sıcak gelişme ise, İzmir’de STK’lardan ve İzmir Büyükşehir Belediyesinden geldi. Sökümü için Brezilya’dan İzmir’e getirilmek üzere yola çıkan uçak gemisi NAe Sao Paulo için verilen izin işleminin yürütmesinin durdurulması talebiyle bugün (24 Austos 2022 tarihinde) mahkemeye başvuruldu.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na karşı açılan davanın 34 sayfalık dilekçesinde söküm işleminin Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Çevre Kanunu, Radyasyon Güvenliği Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Basel Sözleşmesi, İzmir Protokolü, Rio Bildirgesi ve diğer uluslararası antlaşmalara aykırılığına dikkat çekildi. Gemideki asbest, madeni yağlar, arsenik, kurşun, krom, bakır, çinko, civa, nikel ve kadminyum gibi ağır metallerin ve radyoaktif kirliliğin toplum ve çevre sağlığına olumsuz etkileri vurgulanan dilekçede, “Yaşam hakkına yönelik tehlikenin büyüklüğü ve sürecin geri döndürülemezliği de dikkate alınarak idarenin savunması alınmaksızın işlemin yürütmesinin durdurulmasına ve davanın esasına ilişkin işlemlerin daha sonra tamamlanmasına karar verilmelidir” denildi.

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz’ın da aralarında olduğu grup, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi önünde bir araya geldi.

    İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığına iletilen dilekçede, “yaşam hakkına yönelik tehlikenin büyüklüğü ve sürecin geri döndürülemezliği” dikkate alınarak idarenin savunması alınmaksızın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün izin işleminin yürütmesinin durdurulması” talep edildi.

    Davacılar arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK, Türkiye Barolar Birliği TBB, İzmir Barosu Başkanlığı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği TMMOB, Çevre Mühendisleri Odası ÇMO, Türk Tabipleri Birliği TTB, İzmir Tabip Odası, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfedarasyonu  KESK, siyasi partiler, dernekler ve çok sayıda kitle örgütü, EGEÇEP Derneği ile Foça ve Aliağa’da ikamet eden bazı kişiler yer aldı.

    Mahkeme önündeki açıklamaları gösteren video İzmir’de 35 punto’dan.

    Bunun için mahkemeye başvurduklarını belirten Tunç Soyer, “Gelen gemi falan değil, gemi olma özelliğini tamamen yitirmiş bir kargo geliyor. Bu kargo bir zehir kargosu, çöp kargosu. Öncelikle bunu iyi anlamamız lazım.” dedi.

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu:

    Bugün emeğimizi, doğamızı, insana dair ne varsa her şeyi değersizleştiren düzene karşı buradayız. DİSK olarak burada dostlarımızla birlikte zehir gemisinin topraklarımıza, İzmir’e, ülkemize girmesini engellemek ve dur demek için buradayız. Rant uğruna işçi sağlığını, doğamızı yok sayarak bu geminin gelişine izin veriyorlar. Eğer o gemi su alırsa hepimiz batacağız diyorlar ya herkes bilsin yıllardır bu ülkede emeğimizi değersizleştirenlerin, doğamızı sermayeye peşkeş çekenlerin bu ülkenin tüm değerlerini yok sayanların gemisinde bir hiçbir zaman olmadık, olmayacağız. Onların zihniyetinin gemisidir bu. Bizim gemimiz İzmir’in özgürlük rüzgarı ile yol alan Ege sularında yürüyen yelkenlilerdir. Bu süreçte üzerimize düşeni yapacağız ama biliyoruz ki bizleri yok sayan her şeyi piyasaya açan düzen artık tüm dünya halklarının geleceğini tehdit ediyor. Emek temelinde yeni bir toplumsal düzeni inşa etmek için bugünden yarına daha fazla omuz omuza vererek mücadelemizi büyüteceğiz

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil

    20 yıldır biz bu ülkede bu iktidarın doğayı talanına şahitlik ediyoruz. bu da yetmiyor, bunlara sahip çıkanların cezalarla karşısında çıkıyor. Bu iktidar kadın düşmanı politikalarla her gün 3 kadının katledilmesinin suç ortaklığını yapıyor, bu iktidar sermayeye peşkeş çektiği ranta krizi derinleştirerek işçilerin ekmeğini her gün masasından çalıyor. Bu iktidarın hayata geçirdiği emek düşmanı politikaları aynı şekilde soluyacağımız doğamızı da sermayeye peşkeş çekerek gösteriyor. Son 16 yılda Türkiye katı atık ithalatında yüzde 196 artışla Avrupa birincisi. Yani çöplüğe çeviriyor bu ülkeyi. Bizim sözümüz kısa açık ve net. Birden fazla da olsa aynı kapıya çıkan tek tercih var. Çocuklarımızın ve bizlerin bugünü ve yarını için varolan tüm seçenekler o gemi gidecek ya da o gemi gidecek veya o gemi her türlü gidecek. Asla o geminin burada sökülmesine izin vermeyeceğiz

    TMMOB Genel Başkanı Emin Koramaz

    Bugün yine bir çevre felaketine, halk sağlığına yönelik tehditler içeren bir uygulamaya karşı yine mahkeme önündeyiz. Aliağa’ya sahip çıkmak için buradayız. Yaşamımıza sahip çıkmak için İzmir halkıyla sizlerle yan yanayız. Bu geminin sökümüne yönelik ilk anlaşma yapıldığı andan itibaren İzmir halkı çevre örgütleri ve meslek örgütleri olarak bir dizi açıklama yaptık. Ancak bu konunun kamu nezdindeki en büyük temsilcisi olan bakanlık bu konuda hazırladığımız raporları göz ardı ederek kulağını sadece söküm için anlaştığı firmaya dikti. Bakanlık süreci titizlikle takip ediyoruz diyor. Bu söküm uluslararası mevzuatlara uygun olacak diyorlar. Ama defalarca talep etmemize rağmen bunların hiçbirini ne bizlerle ne kamuoyuyla paylaşıyorlar. O savaş gemisinin nükleer denemelerde kullandığı yüksek oranda radyoaktif içerdiği, 600 ton asbest olmak üzere 1500 ton zararlı madde içerdiğine dair ciddi iddialar var. Ama bakanlık bunlara kulağını tıkıyor, firmanın beyanlarına güveniyor. Bu açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Biz bu filmi defalarca izledik. Hızla tersanelere giriliyor, kimyasal atıklar ülkemize bırakılıyor. Mahkeme süreçleri dahil beklenmiyor. Bugün burada açtığımız davanın sonuçları beklenmeden Türkiye bu geminin sökülmesine asla izin vermemelidir. Gerçek olan tek şey bu geminin ölüm gemisi olduğudur. Türkiye’de gemi söküm sektörün sicili bozuktur. Türkiye’de gemi söküm işletmeleri bir merdiven altı şeklinde çalışmaktadır, bakanlık gerekli denetimleri yapmamaktadır. Bu ülkeyi seven insanlar olarak artık bıktık, bu ülkenin çöplük haline getirilmesine yönelik girişimlerden bıktık. Buna asla izin vermeyeceğiz. O gemi mutlaka gidecek. Brezilya mahkemeleri geminin limandan çıkmasını engelleyen bir karar aldı, ona rağmen geliyor. Adli makamlara sesleniyorum; o gemi Türkiye’ye sokulmamalıdır. Herkesi bu mücadeleye destek vermeye çağırıyorum. O gemi hangi ülkede yapıldı ve kullanıldıysa imha edilmelidir

    Türk Tabipleri Birliği MK üyesi Nursel Şahin

    Bir ölüm gemisi geliyor. Tüm uyarılara rağmen ölüm gemisi brezilyadan yola çıktı. Bu geminin söküm işlerini alan şirket henüz ihaleye girdiğinde geminin zehir envanterini bile yeterince incelememişti. Bakan da bizimle asbestin miktarını tartışıyor. 900 ton 9 ton tartışmalarına gerek yok 9 gram asbeste bile karşıyız. Asbest lifleri ile karşılaştığınızda belki 40 yıl sonra bile kansere yakalanacağımızı biliyoruz gemi sökümlerinin şeffaf olmadığını biliyoruz. Denizde yapılacak bu söküm. Besin zincirlerimize ve havamıza karışarak insanlarımıza gelecek. Doğaya da inanılmaz bir tahribat yaratacak. Bu gemide sadece asbest yok. ağır metaller, gazlar, boyalar, nükleer serpintiler var. Bunların numuneleri gerekli miktarda alınıp bize bildirilmemiş durumda. İnsan sağlığı, çocuklarımız ve gebelerimiz için son derece tehlikeli. Bu gemide yüz binlerce metre kablo olduğunu söyleniyor hem kurşun hem plastik kirliliği demek bu. Uranyum ile kamplı ve nükleer denemelerin yapıldığı bir gemiden söz ediyoruz. Gemi söküm şirketini umurunda değil bu, tıpkı iktidarın da olmadığı gibi. Hep birlikte bu gemiyi durduracağımıza inanıyoruz

    Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan

    Aslında bugün bir dava açtık buna ilişkin teknik detayları paylaşmak gerekirdi ama başka bir unsurdan başlamak istiyorum. Burada gördüğüm çok farklı bir mücadele var. En başta kadınlar bu ülkenin doğasına sahip çıkmak için mücadele ediyorlar. Emek ve demokrasi örgütleri, sendikalar, STK’lar bu ülkenin doğal güzelliklerinin ranta kurban edilmemesi için mücadele ediyor. Bu ülkeye yapılan en büyük ihanetlerden biriyle karşı karşıyayız. Tedbir kararına rağmen ülkeye sokulmaya çalışılan bir geminin tüm insanlarının sağlığına yönelik çok olumsuz unsurlara rağmen rant uğruna bunun gerçekleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bizler bu suça ortak olmayacak. O gemi bu sulardan çıkana kadar mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer

    Bu şehre hep birlikte sahip çıkmanın gururunu yaşıyorum. Biz ölüm gemisi diyoruz, toksik gemi diyoruz ama düzeltmeye ihtiyaç var aslında. Gelen gemi falan değil. Gemi olma özelliğini tamamen yitirmiş bir kargo geliyor. Zehir, çöp kargosu… Gelen binlerce tonluk bir çöp, zehir. Öncelikle bunu anlamamız lazım. Bu sabah 850 kardeşimizi İzmir’den Afyon’a yolcu ettik. Atatürk’ün ve ordumuzun yürüdüğü güzergahı yürüyecekler. Çünkü bugün büyük zaferin başladığı ilk gün. Emperyalist şimdi zehirleriyle, çöpleriyle işgal ediyor ülkeleri ama geçit yok. Emperyalizme, faşizme İzmir geçit vermeyecek. Geldikleri gibi geri göndereceğiz. Çünkü bu vatanı bize emanet edenler kanlarıyla, canlarıyla, özgürlüğün, barışın ve cumhuriyetin bedelini ödediler. Bir belediye başkanının asli görevi şehrini korumaktır. Diğer vazifeler sonra gelir. Ben İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak söz veriyorum. Son nefesime kadar İzmir’in ağacını, denizini, Aliağa’sını korumak için canla başka çalışacağım. O gemiyi hep birlikte buradan geldiği gibi geri göndereceğiz

    açıklamalarında bulundu.

    HDP: NÜKLEER UÇAK GEMİSİNİN TÜRKİYE’YE GELMESİ, ULUSLARARASI ANLAŞMALARA DA AYKIRI

    HDP Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüleri Feleknas Uca ve Hişyar Özsoy, aralarında Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’ndaki şahıslar ile siyasi partiler, çevre örgütleri ile büyükelçiliklerin de bulunduğu birçok kurum, örgüt ve şahsiyete bir mektup yollayarak, bünyesinde tehlikeli madde barındıran Nae Sao Paulo gemisinin durdurulması için acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Gemi bünyesinde çok miktarda asbest, PCB ve zehirli boya gibi tehlikeli madde bulunduğu ve bunun telafisi imkansız felaketlere yol açacağı belirtilerek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tüm tepkilere rağmen geminin sökülmesi için 30 Mayıs’ta izin verdiği dile getirildi.

    Mektupta ayrıca nükleer uçak gemisinin parçalanmak üzere Türkiye’ye hareketinin, Barselona Sözleşmesi’nin 1996 İzmir Protokolü’nü ve Basel Sözleşmesi’ni ihlal ettiği için yasa dışı olduğunun altı çizildi. Geminin sökülmesiyle açığa çıkabilecek radyoaktivite ve asbest gibi zararlı maddelerin hem insan sağlığına hem de çevreye geri dönüşü olmayan zararlar verebileceği yönünde uyarıda bulunuldu.

    KARŞIYAKA: ASBESTLİ GEMİYE HAYIR

    İzmir Sanat Eğitim Kültür Merkezi Derneği (İSKEM) ve Karşıyaka Genç İş İnsanları Derneği (KAGİAD) tarafından, geçtiğimiz hafta sonunda Karşıyaka Belediyesi’nin katkılarıyla “Asbestli Gemiyi İstemiyoruz” farkındalık konseri düzenlendi. Aliağa’da sökümüne itiraz edilen ve Eylül ayı içerisinde İzmir’de olması öngörülen Nae São Paulo adlı nükleer uçak gemisinin gelişini protesto etmek amacıyla çarşı girişinde düzenlenen konsere Karşıyakalılar büyük destek verdi. Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Karşıyaka Genç İş İnsanları Derneği Başkanı Burak Filiz, İSKEM üyeleri, Karşıyaka Genç İş İnsanları Derneği üyeleri ve çevrecilerin katıldığı konserde, İsmail Erkan’ın sunumuyla İSKEM korosu eserlerini seslendirdi. Etkinlikte birçok dernek ve sivil toplum kuruluşu, asbestli gemiye karşı mesaj verdi.

    Gemi Ağzına Kadar Zehir Dolu

    Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, asbestli gemi ile ilgili yaşanan durumu vatandaşlara şöyle aktardı: “Bugün 18 Ağustos, tahminen 30 Eylül civarında İzmir’e Aliağa’ya gemi sökümü için gelecek olan bir geminin gelmesini istemediğimizi burada herkesin huzurunda ifade etmek için, Karşıyakalılar olarak, Karşıyaka Çarşı’nın girişinde bu etkinliği yapıyoruz. Kendimizi bu konuda ses çıkartmak ve itiraz etmek zorunda hissediyoruz. Çünkü çok açık bir yalan söyleniyor, insan sağlığı düşmanlığı yapılıyor, Türkiye’mize, insanlarımıza çok büyük bir kötülük yapmak için bir şeyler gerçekleşiyor. Bu ya da benzeri durumlarda insanlarımızı, olaya hakimiyetini kaybettiren şey konuyla ilgili doğru bilgi sahibi olmamak. Size bu konunun ne olduğunu kısaca anlatmak istiyorum. Özet olarak şöyle bir durum yaşıyoruz; Fransa bir tarihte iki tane uçak gemisi yapıyor, bunlar ikiz uçak gemileri. Ömürlerini dolduran bu uçak gemilerini parçalayıp yok etmek istiyorlar. Bir süre önce bunlardan bir tanesi için parçalama işlemini Avrupa’da yapmaya kalktıklarında bütün Avrupa ayağa kalkıyor. Bu geminin içinde 760 ton asbest olduğu için, asbest dışında da birçok tehlikeli maddeyi içerdiği için bunun sökümünün ancak çok çok özel şartlarda gerçekleşebileceği başka türlü yapılırsa on binlerce belki yüz binlerce insanın ölümüne, kanser olmasına neden olabilecek bir çevre sorunu, halk sağlığı sorunu yaratacağı söyleniyor. Bu ilk söküm için ortaya atılan gemi uzun tartışmalardan sonra bir yerde bir şekilde sökülüyor ve kesin olarak anlaşılıyor ki 760 ton asbest var. Bu Türkiye’de olan bir şey değil, dünyanın bir yerinde yapıyorlar bunu. Bunun ikizi olan gemiyi, Fransa birinciden ağzı yandığı için Brezilya’ya veriyor, siz kullanın diyor. Onlar da bazı nükleer denemelerde de kullanıyorlar bir 4-5 sene kadar. Sonra bakıyorlar ki bu gemi işe yaramaz, onlar da sökülmesi için bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Fransa Avrupa Birliği kanunlarına tabi olduğu için bu geminin sökümü ile ilgili çok ağır şartlara maruz kaldığı için her yerde söktüremiyor ama Brezilya’nın böyle bir şeyi yok. Onların elleri daha rahat, Avrupa Birliği üyesi olmadığı için. Bunun sökümü içini haleye çıkıyorlar, bir tek firma giriyor, o da maalesef İzmir Aliağa’dan bir gemi söküm firması. Sadece tek bir firma, çok da ucuz bir paraya alıyor bunun ihalesini. Soruluyor, neden başka bir firma girmedi? Cevabı basit ve bütün dünyadaki çevreciler biliyor ‘Çünkü bu gemi ağzına kadar zehir dolu.’ Bu geminin sökümü çok tehlikeli, eğer tamamen kapalı bir ortamda bu söküm yapılmazsa, gerekli önlemler alınmazsa ki bunların hepsi çok pahalı işler, o zaman bu gemiden çıkacak bütün o toksik zehirli maddeler en tehlikelisi de asbest, insanları hasta edecek, insanları kanser yapacak, insanları öldürecek. Bu size söylediğim şey bilimsel bir gerçek. Sizler biliyorsunuz, ben bir tıp doktoruyum. Asbest dediğimiz madde, akciğer kanseri yapar, yüzde 100 yapar. Ama kiminde 1 ayda, kiminde 20, 30 senede yapar. Bu geminin Türkiye’de bir firma ile anlaştığı belirlendikten sonra Brezilya’daki ve dünyadaki çevreciler ayağa kalkıyorlar, bu gemi asla Aliağa’da Türkiye’de uygunsuz şartlarda sökülemez, oradaki insanların, işçilerin, Aliağalıların, yüz binlerce insanın milyonlarca insanın hayatı bu şekilde riske atılamaz diyorlar ve mahkemeye veriyorlar. Brezilya mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı alıyor. Bu gemi Brezilya’dan çıkmayacak, Türkiye’ye gitmeyecek ve orada sökülmeyecek. Bu çevre sağlığı ve insan sağlığı açısından doğru değildir diyor. Bunu Brezilya’nın mahkemesi diyor. Bu mahkeme kararı açıklandıktan bir gün sonra Türkiye’den bir firma kaçak olarak gemiyi gizlice uluslararası kara sularına çıkarıyorlar. Uluslararası kara sularına çıktığı andan itibaren Brezilya mahkemesinin kararı geçersiz hale geliyor, o gemi yola çıktı, o gün bugündür yolda; İzmir’e doğru Aliağa’ya doğru geliyor.”

    “Yalanlara İnanmıyoruz”

    Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay sözlerine şöyle devam etti: “Aliağa’ya gidip gemi söküm tesislerini görmelisiniz. Herkesin vatandaş olarak bunu yapması gerekiyor, daha fazla bilgi sahibi olmalısınız. Normalde en fazla 7-8 tane tesisin kurulabileceği bir deniz kıyısına 22 tane gemi söküm tesisi kurulmuş, Hepsini TOKİ onlara kiralamış ve çok ucuz bir fiyata kullandırıyor. Her gemi sökümünde deniz zehirleniyor, toprak, hava, oradaki işçiler zehirleniyor, ölenler oluyor. Böyle bir felaket yaşarken şunu düşünüyoruz; Devletimiz insanının sağlığını düşünmüyor. Bizlerin zehirlenmesi, kanser olması, toprağımızın, havamızın kirlenmesi umurlarında değil. Eğer umurlarında olsaydı böyle bir şeye asla izin vermezlerdi. Bakanımız çıkıyor açıklama yapıyor diyor ki ‘Bunun ikiz gemisinde 760 ton asbest var ama buna baktırdık biz bunda sadece 9 ton asbest var.’ Şimdi bunun hiçbir şekilde mantığı yok ama diyor ki biz bunun ölçümünü yaptırdık baktırdık diyor, raporu var elimizde diyor, 9 ton asbest var diyor. Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bu konuyu konuştuk, o raporu gören var mı dedik, o raporu sadece Büyükşehir Belediye Başkanımıza bir toplantıda göstermişler. Büyükşehir Belediye Başkanımız Tunç Soyer dedi ki, ‘O raporda şu yazıyor; o raporu veren firma biz bu geminin sadece yüzde 12’sini inceledik ve sadece %12’sinde 9 ton asbest var, geriye kalanını incelemedik.’ Yüzde 88’ini incelememiş ve üstelik firma diyor ki, ‘Bizim burada verdiğimiz rakamın kesin doğru olduğunu da garanti edemeyiz’ diyor. İnceleyen firmanın verdiği raporda bu yazıyor. Bu nasıl bir iştir, nasıl bir şeydir. Alenen bize yalan söyleniyor. Sanki bütün gemiye bakılmış, sanki hepsi incelenmiş de 9 ton varmış gibi söyleniyor. Sadece yüzde 12’sine bakılmış ve üstelik sonucunun garanti olmadığını da söylüyor. Bu şartlarda bize gelen bu geminin hastalık yapmadığına dair Aliağa’dan bu gemi sökümcülerinin temsilcisi olan birisi açıklama yapıyor diyor ki ‘Ben biliyorum, kesinlikle zararlı değil’ diyor, bunu diyen kişi eski başbakanlarımızdan birinin oğlunun ortağı, beraber fotoğrafları var, beraber ortak olduklarına dair kanıtlar var, maalesef bu şekilde hepimiz istismar ediliyoruz. Yalan söyleniyor. 30 Eylül’de o gemi buraya geldiği gün, eğer o gemi söküm tesisinde sökülürse o gün orada buna izin verirse İzmirliler, Türk insanı, sizler, bizler izin verirsek, emin olun bize söylenen bu kadar yalana kanmış, zehirlenmeyi göze almayı önemsememiş, cahil bir milletten başka bir şey olmadığımız düşünülür. Biz bu muyuz? Lütfen sesinizi öyle yüksek çıkarın ki herkes duysun. Biz cahil insanlar değiliz, bize söylenen yalanlara inanmıyoruz, inanmayacaksınız, herkes herkese doğruyu anlatacak ve o gemi geldiği gibi defolup buradan gidecek, sizlerin sayesinde, bu duyarlı insanların sayesinde.”

    Etkinlikte konuşan Karşıyaka Belediye Başkan Yardımcısı Saadet Çağlın, Nae Sao Paulo gemisinin Türkiye’de sökülmesinin çevre felaketine neden olacağını belirterek şunları kaydetti: “Öncelikle bu konuda farkındalık yaratmak, bu konuya dikkat çekmek için yapılan bu etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ederim. Geminin bakanlık tarafından ithalat izni verildiği Mayıs ayından bugüne bütün dünya alarmda. Oradan çıkmaması için tüm dünya bütün yetkilileriyle, bütün kurumlarıyla alarm halinde ülkemizi ve Brezilya Hükümeti’ni uyardı ama ne yazık ki gemi 5 Eylül’de yola çıktı. Nae Sao Paulo, dünyanın dört bir yanından çevre, insan hakları ve işçi örgütlerinin çığlığını duymayarak ihtiyati tedbir ve uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Brezilya’dan yola çıktı. 9-10 Eylül’de Türkiye karasularında olması bekleniyor.”

    “Birlikte Hayır Demeliyiz”

    Geminin taşıdığı zehirli ve tehlikeli maddelerin su, hava ve toprağa karışarak büyük zararlara neden olacağını vurgulayan Çağlın, şöyle devam etti: “Tüm kanserojen zehirler aylar süren sökümü sırasında öncelikle çalışan emekçi arkadaşlarımıza; sonrasında ise asbest tozlarıyla, zehirli gazlarıyla toplumsal yaşama karışıp tehlikeli kimyasallarını denize, toprağa, yeraltı sularına karıştırıp kirleterek İzmir’e ve İzmirli’ye çevre felaketi yaşatarak parçalanacak. Bu ticaretin tarafları para kazanacak; biz bedelini sağlığımızı, çevremizi kaybederek ödeyeceğiz. Söküm Aliağa’da olabilir ama bizden uzakta diyemeyiz; zehirler havayla, suyla taşınıyor. Bu her yeri, her alanı etkiliyor. Havamızı, suyumuzu, gıdamızı korumalıyız. Bu gemiyi durduracak kuvvet bizim hep birlikte ‘Hayır’ dememizden geçiyor. İzmir dünyanın çöplüğü değildir.”

    Karşıyaka İş İnsanları Derneği Başkanı Burak Filiz ise konuşmasında “Başkanımız çok güzel bir şekilde özetledi. Gemiler sökülecek diye ciğerlerimiz de sökülmesin umarım farkındalığı yaratmış oluruz” dedi.

    —

  • Van Gölü için ‘kaş yapalım derken göz çıkarılıyor!’

    Van Gölü için ‘kaş yapalım derken göz çıkarılıyor!’

    Salih SERTKAL

    Dünyanın en büyük sodalı gölü olan ve bölge insanı tarafından ‘Van Denizi’ olarak adlandırılan Van Gölü büyük bir tehdit altında. Evsel atıklarla kirletilen Van Gölü’nde, kirlilik tehdidi her geçen gün daha da büyüyerek devam ediyor. Uzmanlar, kirliliğin önüne geçmek adına yapılan kimi işlem ve uygulamalarla göle daha çok zarar verildiğini belirtiyor. Arıtma tesislerinin tam teşekküllü çalışmamasından kaynaklı yıllardır kirletilen göl, dibinde kanalizasyon atıklarından oluşan dip çamuru ile giderek daha çok kirleniyor. Temizleme de eski usul iş makineleriyle yapılıyor. Üstelik, gölden çıkartılan dip çamuru yine gölün kıyısına boşaltılarak, daha fazla kirlilik yaratılıyor.

    Çevre dernekleri bu şekildeki temizlemenin, yanlış olduğuna dikkat çekerek, “Kaş yapalım derken göz çıkartılıyor” yorumu yapıyorlar.

    Van Gölü’nün bu güzellikleri tehdit altında!

    NASA FOTOĞRAF YARIŞMASINDA BİRİNCİ OLAN GÖL GİDEREK KİRLENİYOR

    NASA tarafından düzenlenen uzaydan çekilen çevrimiçi fotoğraf yarışmasında birinci olmasıyla dikkatleri üzerine çeken Van Gölü, sağlıklı bir koruma programına tabi tutulmadığından, her geçen gün daha da kirletilmeye devam ediliyor. Başta Van merkez Tuşba, İpekyolu, Edremit ilçeleri olmak üzere Erciş ilçesi ile Bitlisi’in Tatvan, Adilcevaz, Ahlat ilçeleri göl kıyısına kurulu yerleşim yerleri. Totalde bu yerleşim yerlerinde 1 milyon 100 bin kişiye yakın insan yaşıyor. Bu yerleşim yerlerinde geçmişte tüm kanalizasyon atıkları göle verilirken, şimdilerde ise kimi yerlerde kurulan arıtma tesisleri tam teşekküllü çalışmadığından göl kirlenmeye devam ediyor. Kanalizasyon atıklarıyla beraber çevreden doğru göl kenarına atılan çöpler ve özellikle yaz aylarında piknik ve serinlemek için göl kıyısına tüm ilçelerden gelen akınla birlikte göldeki kirlenme oranı iki katına çıkıyor.

    VAN GÖLÜ’NDE YÜZMEK ARTIK GİDEREK ZORLAŞIYOR

    Gölde oluşan ve her gün daha da artan kirliliğe tepki gösteren vatandaşlardan biri de Welat Alparslan. Alparslan, kirlilik nedeniyle artık çok uzaklara gidip göle girmek zorunda kaldıklarını söyledi. Gölün giderek daha da kirlenmesine tepki gösteren Alparslan “Bundan 15 yıl öncesine kadar mahalle servislerine atlayıp gidiyor, göl kıyısında bulduğumuz her yerde suya giriyorduk. O dönemler berrak ve tertemiz olan kıyı sularında bırakın şu an yüzmeyi, kirlilikten kaynaklı hiçbir deniz canlısı yaşayamıyor. Göl suyunun rengi değişmiş. Temiz bir göl suyuna girmek için Van kent merkezinden en az 40 kilometre uzağa gitmek zorunda kalıyoruz. Korkarım oralarda da birkaç yıla kadar girilemeyecek kadar kirlenme olacak” diyerek önlem alınmasını istedi.

    ‘BAŞKA BİR VAN GÖLÜ YOK’

    Gölde giderek artan kirlilik sorunun en büyük ve öncelikli muhatabının mülkü amirler, kurum-kuruluşlar olduğuna dikkat çeken Van Barosu Çevre Komisyonu üyesi Avukat Hüseyin Eliş, vatandaşlara da büyük bir sorumluluk düştüğünü söyledi. Eliş, “Öncelikli olarak en büyük iş göl kıyısında bulunan belediyelere düşüyor. Her belediyenin tam teşekküllü çalışan bir arıtma sistemine sahip olması şart. Ayrıca göl kıyısında bulunan sosyal tesis donatıları ve kampların kanalizasyonlarının asla göle verilmemesi ve katı atıklarla kirletilmemesi gerekiyor. Yaz aylarında özellikle çok yoğun kullanılan sahillerde vatandaşlara dönük bilgilendirme, duyarlılık çalışmaları da yapılmalı. Herkes ‘başka bir Van Gölü’nün olmadığını’ bilmeli. Bu farkındalık yaratılmalı” dedi. Eliş, bu doğrultuda bilinçlendirme çalışmaları yapılması gerektiğini de ifade etti.

    ‘ATIKLARI TEMİZLEYELİM DERKEN DAHA DA FAZLA ZARAR VERİLMEMELİ’

    Van Gölü’nde dip çamuru temizlemesi- Dipten alınan atık göl çevresine dökülüyor!

    Van Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan arıtma tesisinden göle akan kanalizasyon için temizlik yapılıyor. Ancak bu çalışmalar eski usül yöntemlerle yapılıyor. Buna tepki gösteren Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Birliği (TMMOB) Van şube üyesi Zeynep Timur, bu yöntemin gölde yaşayan diğer canlılara zarar verebileceğini söyledi. Timur, Van Gölü’nde yapılan dip çamuru temizleme işlemini şöyle özetledi: “Şu an gölün içine doğru kayalarla, molozlarla dolgu işlemi yapılarak yol açılıyor. O yoldan büyük ekskavatörleri göndererek dip çamuru temizleniyor ve kıyıya doğru geri çekiliyor. Gölün derinliklerine daldırılan kepçe ağızlarıyla çamur çıkarmaya çalışıyorlar ama bunu yaparken de göldeki canlılara ve gölün doğal dokusuna nasıl bir zarar veriyorlar kimse bunu şu an test edemiyor. Bu tarz bir temizleme yöntemi dünyanın hiçbir yerinde yok. İstanbul’da Haliç bu şekilde mi temizlendi?. Ve gölden çıkarttıkları dip çamuru götürüp yine gölün kıyısı olan bir yere döküyorlar ki, bu da ayrı bir sorun. Bu noktada yetkilileri daha duyarlı davranmaya davet ediyoruz.”

    ‘VAN GÖLÜ ÇEVRESİ DOĞAL SİT ALANI AMA BELEDİYE HALA ATIK DÖKÜYOR’

    Van Gölü ve çevresinin, Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile ‘Doğal Sit-Sürdürebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak ilan edildiğini hatırlatan Van Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği (VAN ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık, bu karara rağmen resmi kurumların gölün kenarına hala katı atık dökmeye devam ettiğine dikkat çekti. Gölün büyük bir kirlilik sorunuyla karşı karşıya olduğunu ve alarm verdiğini dile getiren Kalçık, “450 kilometrelik Van Gölü sahilinde devlet kurumlarına ait onlarca tesis var. Bunların çoğunda arıtma sistemleri yok. Kanalizasyon ve atıklar doğrudan göle akıtıyor. Van Gölü havzası içerisinde 2 il 9 ilçe var ve her gün göle 56 bin metreküp evsel kanalizasyon atığı akıtılıyor. Bunun büyük bir bölüm ise arıtılmadan, direkt göle veriliyor. Arıtma tesisleri tam teşekküllü çalışmıyor“ dedi.

    GÖLDEN ÇIKARILAN PİSLİK YİNE GÖLÜN KIYISINA DÖKÜLÜYOR

     

     

     

    ÇEV-DER Başkanı Ali Kalçık, dipten toplanan çamurların göl kenarında nasıl kirlilik oluşturduğunu anlatıyor!

     

    Van Büyükşehir Belediyesi tarafından Van Tuşba ilçesi İskele Mahallesi’nin kıyı kısmına kurulan eski ve yeni arıtma tesislerinin arıtabildikleri suyun göle verildiği kısımda bir dip çamuru temizliği yapılıyor. Dip çamuru temizleme olayına ilişkin görüş bildiren ÇEV-DER Başkanı Ali Kalçık, “Şu an gölde eski usul bile olup olmadığı şaibeli bir yöntemle, kepçe-kamyonla göle dalınmış, sözüm ona temizlik yapıyorlar. Ve gölden çıkarttıkları kanalizasyon atık çamurunu yine getirip temizledikleri alanın 2 kilometre ötesindeki kıyı kısmına döküyorlar. Yani gölden çıkarttıkları pislikleri yine gölün kıyısına döküyorlar. Gölde bu şekilde yaptıkları çalışmayla ‘kaş yapalım derken göz çıkarıyorlar.’ Gölün canlı ekosistemine zarar verebilirler. İstanbul, İzmir gibi illerde böyle bir temizleme sistemi yok. Tam tersi daha modern araç gereçlerle bu işlem yapılarak, göl, deniz dokusuna zarar verilmemeye çalışılıyor” dedi.

    GÖLÜN BİYOLOJİK ARITMASI OLAN SAZLIKLAR DA YOK EDİLİYOR

    Göl çevrelerinde bulunan sazlıkların göllerin doğal biyolojik arıtmaları olduğuna dikkat çeken Kalçık, göl çevresindeki birçok sazlığın kurutulduğunu yada dolgu yapılarak yok edildiğini belirtti. Dolgu yapılan sazlıkların sonradan da imara açılarak ranta dönüştürüldüğünü belirten Kalçık, bu sazlıkların aynı zamanda doğal üreme alanları olduğunu, göldeki birçok canlıyı koruma görevi gören sazlıkların direkt yok edildiğini aktardı.

    VAN GÖLÜ GİDEREK YOK OLUYOR

    Van Gölü’nün bu güzelliliği yok olmasın!

    Van Gölü’nün özellikle de son yıllarda alarm verdiğini belirten Kalçık, “ Van Gölü uzaydan çekilen fotoğraflar içinde en ihtişamlı en güzeli seçildi. Dünyanın en büyük sodalı gölüne karşı çok ihmalkar ve yıkıcı yaklaşılıyor. Van Gölü, tüm insanlık için olduğu gibi özellikle de bölge açısından son derece önemli bir doğa harikasıdır. Gelecek nesiller için Van Gölü’nü korumalıyız. Baştan kendi şahsımızdan başlayarak devamında kamu kurum kuruluşlarının bu konuda duyarlı olmaya zorlamalıyız. Van Gölü mevcut kirlilik durumuyla alarm veriyor. Onun için yetkililerin bu konuda üstün bir çaba göstermeleri gerekiyor” dedi.

  • Paylan: ‘Milyonlarca Ortodoksun Patrik Bartholomeos’u Ekümenik saymasına Fatih Kaymakamlığı mı engel olacak?’

    Paylan: ‘Milyonlarca Ortodoksun Patrik Bartholomeos’u Ekümenik saymasına Fatih Kaymakamlığı mı engel olacak?’

    Fatih Kaymakamlığı, 15 Ağustos 2022 tarihinde İstanbul Rum Patrikliği’nin ‘ekümeniklik’ sıfatını kullanması hakkında yazılı bir açıklama ile “Patrikhanenin ekümenik olduğu iddiasının, yasal bir dayanağı bulunmadığını” ve kurumun “kaymakamlığa bağlı dini bir kuruluş” olduğunu ilan etmişti.

    İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin onursal biçimde kullandığı ‘ekümeniklik’ sıfatı, 2010 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul görmüş, 2020 tarihinde ise Cumhurbaşkanlığı tarafından Ortodoks Patriğine “Sayın Ekümenik Patrik I. Bartholomeos” hitabı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı antetli resmi kâğıt üzerinde davet gönderilmişti.

    Konuyu Meclis gündemine taşıyan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “VI. yüzyıldan bu yana İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin kullandığı, ‘onursal bir sıfat’ olan ‘Ekümeniklik’ Osmanlı İmparatorluğu zamanında da kabul görmüş ve hatta desteklenmiştir. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti döneminde İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin onursal biçimde kullandığı ‘ekümeniklik’ sıfatı, 2010 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul görmüştür. Nitekim, o tarihte Yunanistan temasları sırasında kendisine sorulan ‘Fener Rum Patriği’nin ‘Ekümenik’ olarak nitelenmesi sizi rahatsız ediyor mu?’ sorusuna ‘Rahatsız etmez’ cevabını vermiştir. Dahası 26 Kasım 2020 tarihinde, Cumhurbaşkanlığı tarafından Ortodoks Patriğine ‘Sayın Ekümenik Patrik I. Bartholomeos’ hitabı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı antetli resmi kâğıt üzerinde davet gönderilmiştir” diyen Paylan, İstanbul Rum Patriği’ne Trabzon’da hediye edilen “Ekümenik Patrik Bartholomeos” yazılı formaya da dikkat çekti. Paylan, “Fatih Kaymakamlığı’nın; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ‘ekümeniklik’ sıfatını taşıyan İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin ‘ekümenik olmadığı, kaymakamlığa bağlı dini bir kuruluş’ olduğunu açıklama ihtiyacı duymasına sebep olmaktadır” dedi.

    Paylan bu bağlamda, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan şu sorulara yanıt istedi:

    • “ Din işlerine neden devleti karıştırıyorsunuz?
    • Lozan Anlaşması ile koruma altına alınan azınlık kurumlarının statüsüne ilişkin açıklama yapmak Fatih Kaymakamının işi midir?
    • Cumhurbaşkanlığı, Patrik Bartholomeos’u ‘Ekümenik’ sayarken Fatih Kaymakamlığı’na ne oluyor?
    • Yüz milyonlarca Ortodoksun Patrik Bartholomeos’u Ekümenik saymasına Fatih Kaymakamlığı mı engel olacak?
    • Fatih Kaymakamı’na ekümenikliğin evrenselliği ifade eden, ruhani bir sıfat olduğunu anlatacak mısınız?”