Etiket: #futbol

  • Ülke kara, futbol Katarlılara teslim

    Kar yağdı…

    Hayat felç oldu…

    Gerek karayolu, gerekse de havayolu ulaşım sıkıntısı büyük…

    Elektrik zamları yaktı…

    Evde bir ampul zor yanıyor…

    Nerede ise mumla aydınlatacağız…

    Mum fiyatları bile arttı…

    Doğal gazı yakmaya korkuyoruz…

    Bir ekonomik darboğazdan geçiyoruz…

    Bu nedenle…

    Tüm futbol maçları gündüz oynanmalı…

    Hiç değilse gece statlarda elektrik tasarrufu sağlamış oluruz…

    Bu işi yayıncı kuruluşa bırakmamak lazım…

    Elektrik ve doğalgaz tasarrufu yapılacağı gibi…

    Soğuk havada taraftarların maça gidiş-geliş kolaylığı da sağlanmış olur…

    Gece maçları 19.00’da başladığı için…

    Özellikle İstanbul’da taraftarların kış günü evlerine dönüşü saat 24.00’ü buluyor…

    Futbol Federasyonu acil karar almalı…

    Ne yapalım…

    Yayıncı kuruluş Katarların…

    Hem elektrik yakacağız…

    Hem de doğalgaz…

    Taraftarların da yollarda çektiği eziyeti bir kenara iteceğiz…

    Katarların kararına bırakacağız…

    Şu naklen yayın konusunda…

    Cesur olalım da…

    Katarların değil, bizim dediğimiz olsun…

    Futbol maçları gündüz oynansın…

    Oynanmalıdır da…

    TFF yine Cumhurbaşkanının ağzından çıkacak söze bakacaktır…

    Bir de kendi başınıza karar verin…

    Bu bir ülke sorunu…

    Vatandaş elektrik, doğalgaz parası ödeyemediği için…

    Hep kesintiye uğruyorlar.

    Katarların kararını siz kesintiye uğratın…

    Kışın maçları gündüz oynatma kararını alın…

    Bana ne Katarlı yayıncı kuruluştan…

    Biraz da ülkenizi…

    Vatandaşınızı düşünün…

    Ülke kara teslim…

    TFF’de Katarlılara teslim…

  • 8 Mart aydınlanmadan yeni bir hakem operasyonu mu geliyor?

    Futbolda hep suçlu…

    Nedense hakemler oluyor…

    Kaybeden takımın hedefinde hep hakem…

    Hakemler hata yapıyor…

    Yanlış düdük çalıyor…

    Yanlış bayraklar kalkıyor…

    Yenilginin tek sebebi hakemler olmamalıdır…

    Başkan…

    Yönetici…

    Teknik kadro…

    Futbolcular…

    Bu yenilgilerde fazla eleştiri almıyorlar…

    8 Mart 2022 tarihinde…

    TFF Başkanı Nihat Özdemir…

    Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu…

    Hakem operasyonu yapıldı…

    12 hakeme sezon sonuna kadar görev verilmeyeceği açıklandı…

    Bu hakemler…

    Tahkim Kurulu’na gidip…

    Görevlerine geri dönmeleri sonucu…

    TFF Başkanı Özdemir, daha sonra da MHK Başkanı Gündoğdu görevlerinden istifa ettiler…

    Bu hakemlere görev verilmeyeceği belirtildi…

    Gerekçe açıklamadılar…

    O zaman keyfi bir uygulama mı oldu…

    Ya da birileri mi böyle istedi…

    Şu anda karanlık…

    TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi…

    MHK Başkanı Sabri Çelik…

    Yeni bir hakem operasyonu yapacakları kulislerde konuşuluyor…

    Bunun için de…

    İlk yarının bitmesi bekleniyor…

    Bir operasyon yapılacaksa…

    Gerekçesini açıklamaları lazım…

    Geçmişte…

    Bülent Demirlek’i…

    Vedat Yüksel’i…

    Deniz Ateş Bitnel’i…

    Mehmet Emre Atasoy’u…

    Hakemlikten uzaklaştıran eller…

    Şimdi yeni bir operasyon peşindeler…

    Galatasaray’ın eleştirdiği…

    FİFA kokartlı hakem…

    Ali Palabıyık’ın ev adresi sosyal medyada dolaşıyor…

    Yarın bu hakemin evine saldırı olursa…

    Veya sokakta saldırıya uğrarsa…

    Sorumlusu kim olacak…

    İşler çığırından çıktı…

    Savaş ilan edenler oldu…

    Bakalım nereye kadar gidecek…

    Liglerin 10.haftasında…

    Savaş çığlıkları atılıyorsa…

    Savaş tam tamları çalmaya devam edecek demektir…

    Hayırlısı…

    Hep tekrar ediyorum…

    Fenerbahçe otobüsünün kurşunlanma olayı…

    Galatasaray adasının kurşunlanması…

    TFF binasına silahlı saldırı…

    Bu olaylar aydınlanmadan…

    Ne kadar hakem operasyonu yaparsanız…

    Yapın…

    Türk futbolu bu kafa ile bir yere gidemez…

    Biz de her hafta tam tam sesleri dinleriz…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Taraftar her zaman kendini haklı görüyor

    Futbol basit bir oyun…

    7’den 70’e herkes oynayabilir…

    Onun için…

    İster futbol oynasın…

    İster bırakıp yorumcu olsun…

    İsterse sadece futbol izleyicisi olsun…

    Herkes futbola yorum yapabiliyor…

    Bu nedenle…

    Yönetici, teknik kadro, futbolcu, taraftarlar arasında sorunlar yaşanmaktadır…

    Bunun nedeni ise…

    Özellikle…

    Bazı taraftarlar…

    Futboldan anlamıyor…

    Ama anladığını sanıyor…

    En kolay yolu da futbolda bilgi taslamak…

    Herkes Fatih Terim, Ersun Yanal, Şenol Güneş Emre Belezoğlu, Sergen Yalçın, Arda Turan olmayı hayal edebilir…

    Hatta, Messi, Ronaldo, Haaland, Neymar gibi dünya yıldızları gibi olmayı da hayal edebilmektedirler…

    Hayal etmek başka…

    Gerçekçi yaklaşmak başka…

    Sorun da burada çıkıyor…

    Taraftar bir futbolcunun kaçırdığı gol pozisyonu için” Bu golü bende atardım” diyebilmekte…

    Teknik direktörün taktiksel anlayışını bile eleştiriyor…

    Bu takım…

    3-5-2 veya 4-4-2 oynayamaz eleştirisi yapmaktadırlar…

    Böyle düşünen taraftarlar…

    Futbol kültürüne zarar verecek hale gelmiştir…

    Stadlardaki olaylar da bu düşüncenin ürünüdür…

    Taraftar takımının…

    Her maçta galip gelmesini ister…

    Futbolda böyle bir olay şimdiye kadar yaşanmamıştır…

    Yenilmeden şampiyon olan veya olamayan takımlar vardır…

    Bu takımlar her maçı kazanmamış, beraberlikler almışlardı

    Türkiye liglerinde…

    Daha sezonun sekizinci haftası…

    Hiçbir takım şampiyon olmamış…

    Hiçbir takım küme düşmemiş…

    Taraftar…

    Kulüp başkanını, teknik kadroyu istifaya davet ediyor…

    Futbolculara “Formanızı çıkarın….s….r olup gidin” diyebiliyor…

    Milli maçlarda bile…

    Kendi taraftarı olmayan bir milli futbolcuya bile çirkin sözler söyleyebiliyorlar…

    Kaleci -şu anda teknik direktör- Volkan Demirel örneği ortada…

    2017 tarihinde Galatasaray’ın stadı olan Türk Telekom’da oynanan Kazakistan maçı öncesi sahaya ısınmak için çıktığında çirkin tezahürat nedeniyle çalışmayı terk etti ve maça çıkmadı…

    Demirel’e böylece milli takım kapısı da kapanmış oldu…

    Şimdi suçlu kim…

    Volkan Demirel mi?

    Ona çirkin sözler söyleyen taraftar mı?

    Bu nedenle…

    Futbolda taraftarlar takımlarına hem destek, hem de zarar veriyor…

    Ve kendini her zaman haklı görüyor…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Konser derken, bir yasak da üç büyük takımın taraftarına geldi

    Yasaklar ülkesi olduk…

    Konserler, festivaller üst üste yasaklanıyor…

    Yaşam tarzına yasaklar geliyor…

    Sendikaların, Sivil Toplum Kuruluşlarının açıklama yapması yasak…

    Medyada iktidarı eleştirmek yasak…

    Sosyal medya yasaklanıyor…

    Haberlerin erişimine yasak getiriliyor…

    Bir yasak da futbolda…

    Yıllardır birbirlerine rakip olan…

    Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray’ın…

    Kendi aralarında yaptığı…

    Derbi dediğimiz maçlarda…

    Rakip takımın taraftarlarına…

    Tribün yasağı getirildi…

    Beşiktaş-Fenerbahçe arasında…

    2 Ekim Pazar günü oynanacak maça…

    Fenerbahçe’nin…

    Kural gereği 2 bin taraftarı alınmayacak…

    Valilik, İl Güvenlik Kurulu’nda böyle karar alındığını açıkladı…

    Sarı-lacivertli…

    Flama ve bayrakları…

    Vodefone Park’ta…

    Ali Sami Yen Nef’te…

    Sarı-kırmızılı…

    Flama ve bayrakları…

    Şükrü Saraçoğlu’nda…

    Vodefone Park’ta…

    Siyah-beyazlı…

    Flama ve bayrakları…

    Ne Şükrü Saraçoğlu’nda…

    Ne de Ali Sami Yen Nef’te…

    Göreceğiz…

    Renklerin birbirleriyle karşılaşmasından…

    Neden korkuluyor…

    İki bin taraftarı koruyamıyorsunuz…

    Hemen yasak getiriyorsunuz…

    En kolay iş…

    Yasakla çözüm…

    Yanlış…

    Bu, iyice…

    Olayları körüklemektir…

    O zaman…

    Diğer kentlerde de…

    Valiler tarafından taraftar yasağı getirilirse…

    Nasıl çıkılacak bu işin içinden…

    Futbol…

    Taraftarların tribünde yer almasıyla güzelleşir…

    Bu güzellikten mahrum etmek…

    O taraftarların, takımının galip gelmesi halinde…

    Deplasmanda yaşayacağı mutluluğa engel olmaktır…

    Zamanın Maarif Vekilinin söylediği gibi…

    “Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdim”

    Vali de…

    Futbol Federasyonu da aynı zihniyette…

    Rakip takımın taraftar deplasmana gelmesin…

    Biz de rahatça maç izleyelim

    Bu yasaklarla…

    Bir yere varılmaz…

    Sanatçıya yasak…

    Konserlere yasak…

    Yaşam tarzına yasak…

    Medyaya yasak…

    Sosyal medyaya yasak…

    Kendilerine dokunan haberlerin erişimine yasak…

    Şimdi de…

    Taraftarlara yasak…

    Bu yasaklar çözüm değil…

    Yasaklarla bir yere varılamaz…

    Bugün aldığınız yasaklar…

    Yarın başka yasakları da…

    Beraberinde getirir…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Türk futbolunun gidişatı iyi değil

    Son 7-8 yıla baktığımızda…

    Türk takımları bine yakın yabancı futbolcu transfer etti…

    Bu futbolculara yaklaşık 700 milyon Euro transfer parası harcandı…

    Ama neye yaradı…

    Dünya futbolu şöyle dursun Avrupa futbolunun daha da gerisindeyiz…

    Yerli futbolcu yetiştirmeye yönelmiyoruz…

    Paralar harcanıyor…

    Futbol ekonomisi çökmüş durumda…

    Kulüpler borç batağında…

    Çoğu kulüp transfer yasağını kaldıramıyor…

    Biz ne yapıyoruz…

    Yabancı kuralı…

    8 artı 3 mü, yoksa 7 artı 4 mü olsun…

    Bunları tartışıyoruz…

    Her sene aynı filmi izliyoruz…

    Futbol sezonu başlarken…

    Pişirilip, pişirilip gündeme getiriliyor…

    Avrupa’da başarı yok…

    27 yıl sonra Şampiyonlar liginde gruplarda Türk takımı yer almıyor…

    Fenerbahçe, Trabzon UEFA Avrupa, Başakşehir, Sivasspor Konfederasyon liginde mücadele gedecek…

    Yine de teselli buluyoruz…

    A Milli Futbol Takımımız Avrupa’da en alt kategori olan C liginde mücadele ediyor…

    B’ye çıkacak…

    Ondan sonra da A’ya…

    Bekleyelim…

    Türk futbolu neden bu hale düştü…

    Türk futbolunu gerçekten futbolun içerisinden gelmiş, yeşil sahalarda ömrünü harcamış insanlar yönetmeli…

    Bir iş adamı…

    Bir-iki yıl bir kulüpte ya başkanlık yapıyor ya da yöneticilik…

    Siyasi irade de destek verdi mi…

    Bir bakıyorsunuz ki…

    Futbol Federasyonu Başkanı oluyor ve Türk futbolunu yönetiyor…

    Bugüne kadar aldığımız yol belli…

    Futbol Federasyonunda şu anda milli takımda ve Galatasaray’da futbol oynamış…

    Bir tek Hamit Altıntop var…

    Bu sayı fazlalaştığı zaman…

    Türk futbolu da Avrupa arenasında söz sahibi olur, isimlerini duyururlar…

    Türk futbolunun en önemli yarası ise…

    Alt yapıya önem verilmemesi…

    Futbolcu yetiştirmek yerine, yabancı futbolcu sevdası nedeniyle…

    Ne yazık ki gençlerimiz forma şansı bulamıyor…

    En azından…

    A Takım için hazırlıklı olacaklardı…

    Bunun için de Süper Lig takımları için…

    Rezerv lig kuruldu…

    Önceden bu lig için hevesli olan Süper Lig takımları…

    Kulüpler Birliği Vakfı vasıtasıyla…

    Rezerv liginin kaldırılmasını istiyor…

    Kalkacak da…

    Böylece takımlarının maç kadrosunda yer alamayan, genç futbolcular A takım kadrosuna girmek için kendilerini gösterme şansı bulamayacak…

    Sürekli yabancı futbolcu peşinde koştuğumuz takdirde…

    Türk futbolunun nereden nereye geldiği, özellikle de A Milli takımın Avrupa ve Dünya Kupası elemelerinde aldığı sonuçlar ortada…

    Türk futbolunu yaz-boz tahtası haline getirdiğimiz için…

    Başarı beklemek hayalcilikten öteye geçmez…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Futbol afyon, statlar bacasız fabrikalar

    Kapitalizm kâra ve sömürüye dayalı bir sistemdir…

    Her faaliyetinde ne kadar kazanacağım diye…

    Avucunu ovuşturur…

    Her alanda böyledir…

    Spor da bu araçlardan biridir…

    Burjuvazi gücünü ve etkisini yitirmeye başladığı zaman…

    Başka alanlarda gücünü yaratmaya çalışır…

    Sporu da bu amaçla kullanır…

    Bu nedenle emekçiler…

    Yoğun iş günü dışında…

    Boş kaldıkları zaman

    Futbol…

    Basketbol…

    Voleybol…

    Gibi sporları izleyerek…

    Spor-Toto, İddaa, at yarışı, milli piyango gibi şans oyunları oynayarak geçiriyorlar…

    Yorgun argın olmasına karşın…

    Tuttuğu takım kazanırsa…

    O günün yorgunluğunu atmış olur…

    Fabrikadaki sömürüyü bir anda unutur…

    Yeni iş gününe hazır hale gelmiştir…

    Bir ölçüde çalıştığı yerdeki baskıyı, sömürüyü bir kenara bırakmıştır…

    Aynı serviste işe giderken…

    Beraber sömürüldüğü arkadaşının tuttuğu takımı yenmiş ise…

    Ona takılmadan edemez…

    Bir ölçüde çalıştığı yerdeki baskıyı, sömürüyü bir kenara bırakmıştır…

    Servis aracından indiği zaman…

    Yine birlikte emek harcarlar…

    Dünya, Avrupa ve Olimpiyatlardaki sporcularımızın yarışmaları…

    Alınacak madalyalar, galibiyetler…

    Milliyetçilik duygusunu kabartır…

    İşçi hastalandı mı?

    Bir saat bile izin vermeyen…

    Doktora gittiğinde…

    Mutlaka rapor isteyen…

    İşveren…

    Milli maç oldu mu…

    İşçilerine iki saat izin verip…

    İzlenmesini sağlamak boşuna değil…

    Yoksulluk…

    Açlık…

    İnsan hakları…

    Hak…

    Hukuk…

    Adalet…

    Arayışına tepkisiz bir halk yaratmaktır…

    Amaç bu…

    Bunun için de…

    Futbol bu yollardan biridir…

    Günümüzde futbol tüm dünyada afyon…

    Stadyumlar ise…

    Bacasız fabrikalardır…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • TFF Genel Kurulu’nda Ali Koç konuşmalı

    Sporda en büyük pasta futbolda var…

    Bu nedenle…

    Siyasi iktidar ipleri elinde tutar…

    İşaret ettiği kişi…

    TFF Başkanı seçilir…

    İşte bu nedenle…

    Nihat Özdemir’in istifasıyla…

    TFF seçim kararı aldı…

    Olağanüstü Seçimli ve Olağan Mali Genel Kurulu 16 Haziran 2022 tarihinde Ankara’da yapılacak…

    Seçilecek kişi belli…

    9 aday çıkması göstermelik…

    Gaziantep Kulübünün eski başkanı, iş insanı Mehmet Büyükekşi TFF’nin başkanlık koltuğuna bir yıllığına oturacak…

    Bir ihtimal…

    Her genel kurulda konuşma cesaretini gösterip, kürsüye çıkan Pazarspor’un eski başkanı Hüseyin Yangın da adaylar arasında…

    Büyükekşi’nin en büyük rakibi gözükse de…

    Seçim günü Divan Kurulu’nda yeterlik ve başvuru belgeleri incelendikten sonra 9 kişinin adaylığı kesinleşmiş olacak…

    Şu bir gerçek ki…

    Mehmet Büyükekşi imzaları toplamış bile…

    Siyasi iktidarın desteği arkasında…

    Başakşehir Kulübü Başkanı damat Göksel Gümüşdağ ile Spor Hizmetleri Genel Müdürü Mehmet Baykan’ın Büyükekşi’ye destek vermesiyle…

    Seçim yapılmadan bitmiştir…

    Büyükekşi dışında…

    Aday olma cesaretini gösteren 8 kişiyi yürekten alkışlıyorum…

    Bir alkış da…

    Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’a…

    Ali Koç, Mehmet Büyükekşi’nin kardeşinin FETÖ’den yargılandığına dikkat çekmiş, Cumhurbaşkanı’nın buna müdahale etmesini istemişti…

    Burada…

    Kardeşi yargılanıyor diye..

    Mehmet Büyükekşi’yi suçlamak istemiyorum…

    Koç’un sıkıntılar olacağını dile getirmesi, ligler başladığında tartışmaların devam edeceğini gösteriyor…

    Nasıl ki…

    Ferhat Gündoğdu, TFF eski Başkanı Nihat Özdemir tarafından MHK Başkanı atanmıştı. FETÖ suçlamasıyla tutuklu olan Mehmet İyidil’in aynı zamanda dünürü idi.

    Gündoğdu ne yaptı…

    8 Mart’ta hakem operasyonu yaptı…

    Tahkimden döndü…

    Kendisi de gitti…

    Ancak hala o operasyonun izleri silinmiş değil…

    16 Haziran’da genel kurul var…

    Bakalım kimler kürsüye çıkıp konuşacak…

    Ali Koç katıldığı takdirde konuşması lazım…

    Yoksa…

    Nasıl olsa seçilecek diye…

    Konuşmamak yanlış…

    Tüm delegeler…

    Özellikle de…

    Kulüp Başkanları…

    Çıkıp konuşmalı…

    Yarın şikayet etme hakları olmaz…

    Konuşması gereken birisi de…

    Genel Kurul delegesi olan Erman Toroğlu…

    Eski FİFA hakemi, şimdi yandaş medyada yorumcu…

    Genel kurula çık…

    Tahkim, Disiplin, MHK hakkındaki görüşlerini söyle…

    Bakalım o cesareti gösterecek mi?

    Gelse de…

    Salonda boy gösterecek ve gidecek…

    Genel Kurul’da gerçekleri dile getirmeyip, susarsanız…

    Ligler başladıktan sonra…

    TFF ve kurullarını eleştiremezsiniz…

    Çünkü…

    Bir işaretle seçilen başkana destek veriyorsunuz…

    O başkan da istediğini yapar…

    Seçilecek başkan yüzde yüz Mehmet Büyükekşi olacak…

    Bir yıllığına…

    Bir yıl sonra neler olacak…

    Şimdiden belli…

    Bu nedenle kimse susmasın…

    Çıkıp konuşsun…

    Zaten seçim göstermelik…

    Atama yapılmış…

    Ama…

    Bu atamaya karşı çıkma tepkisini gösterin…

    Çünkü…

    Gelecek sene…

    Siyasi iklim değişecek…

    Her şey güzel olacak…

    Hak, hukuk, adalet gelecek…

    Niye korkuyorsunuz ki…

    Ben…

    Eğer genel kurula katılırsa, katılmayacağı yönünde bilgiler var…

    Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’un…

    Yandaş medyada yorum yapan, mangalda kül bırakmayan Erman Toroğlu’nun…

    Genel Kurulda konuşmalarını bekliyorum…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Deniz, Yusuf, Hüseyin ve Metin Oktay

    6 Mayıs…

    Deniz…

    Yusuf…

    Hüseyin…

    Üç fidan…

    6 Mayıs 1972’de idam edildiler…

    Karşıyaka Mezarlığına gidip…

    50.yılında andık…

    Marşlar söyledik…

    Sloganlar attık…

    Tam Bağımsız Türkiye diye haykırdık…

    Üç fidanın idamını önlemek için…

    Eylemler yapan ve Kızıldere’de katledilen…

    Mahir Çayan’ı da…

    Unutmadık…

    Saygıyla andık…

    Üç fidanın idamını engellemek için…

    Türk futbolunda da bir isim vardı…

    Galatasaray ve Milli takımın golcüsü…

    Türk futbolunun Taçsız Kralı…

    Metin Oktay’dı…

    Metin Oktay sosyalist düşünceyi hep savundu…

    Oyunu İşçi Partisi’ne verdiğini açıklayan tek futbolcuydu…

    Tüm futbolseverlerin efsane ismi olmuştu…

    Fenerlisi, Beşiktaşlısı Metin Oktay’a saygı duyardı…

    Metin Oktay…

    Üç fidanın idamını engellemek için imza kampanyası başlattı…

    Her yerde, her platformda idama karşı çıktı…

    Ancak gücü yetmedi…

    Türk futbolunda Metin Oktay’dan sonra bir başka Metin olan Metin Kurt da sosyalist mücadelesini sürdürdü…

    O da arkadaşları tarafından yalnız bırakıldı…

    Metin Oktay şimdiki bazı futbolcular gibi…

    Ne tarikata sığındı…

    Ne de Cumhurbaşkanına, Başbakana…

    O hep bildiği doğruda hareket etti…

    O’nu Taçsız Kral yapan hareket de buydu…

    Metin Oktay futbolu bırakınca…

    CHP ve Adalet Partisi…

    “Gel bizden milletvekili ol” diye baskı yaptı…

    Ve şu yanıtı verdi…

    “İkinizin de teklifine hayır diyorum beyler. Benim sahada yaptığım ayak oyunlarının ne değeri olur, ne sözü olur, mecliste sizlerin arasında”

    Üç fidanı andığımız günde…

    Türk futbolunun Taçsız Kralını da unutmayalım…

    Futbol hayatı boyunca 632 gol atan…

    1991 yılında vefat eden…

    Metin Oktay’ı…

    Türk futbolunun sosyalist futbolcusunu bir kez daha saygıyla anıyorum, analım…

    İmza kampanyasında…

    Üç fidanın idamını engelleyemedi…

    Ancak neden Taçsız Kral olduğunu bir kez daha gösterdi…

  • Metin Kurt,1 Mayıs ve spor emekçileri

    Galatasaray’da oynadı…

    Milli formayı giydi…

    Giydiği formayı sonun kadar terletti…

    Çünkü o bir futbol emekçisiydi…

    Sömürülüyordu…

    Kulüp başkanları istediği gibi at oynatıyordu…

    Futbolcular başta olmak üzere tüm sporcular sömürülüyordu…

    İşte Metin Kurt bu sömürüye karşı çıkmak için…

    Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nı (Spor Emek-Sen) kurdu…

    Sendikaya üye akını başladı…

    Ne yazık ki Metin Kurt’u Galatasaray’da takım arkadaşları yalnız bıraktı…

    1970 yılında formasını giydiği sarı-kırmızılı kulüpte, sendikal faaliyetler nedeniyle kadro dışı bırakıldı…

    1976 yılında Kayserispor’a transfer oldu…

    Formanın rengi yine sarı-kırmızıydı…

    Üç yıl sonra 31 yaşında futbolu bıraktı…

    Metin Kurt her ortamda sporcuların sömürüldüğünü dile getirdi…

    1995 yılında Evrensel Gazetesi’nde birlikte çalıştık…

    Spor Müdürlüğü görevini yapıyordu…

    Hep sporcuların emeklerinden yana bir spor sayfasını keyifle hazırlardık…

    Çoğu toplantılara birlikte katıldık…

    Metin Kurt 2012 yılında vefat etti…

    10 yıl geçti…

    Futbolcular ve sporcular egemen güçlerin elinde…

    Para kazananlar da var…

    Ancak kazanamayanlar…

    Bir kenara itilenler de var…

    1 Mayıs 2022…

    Metin Kurt’u bir kez daha saygı ile anarken, O’nun 1 Mayıs ve spor emekçileriyle ilgili yıllar önce sendikalaşmanın önemini belirten konuşmasının virgülüne, noktasına dokunmadan siz okurlarıma aynen aktarıyorum…

    “Günümüzde spor bir oyun değil artık, sporcular da artık oyuncu değiller. Spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi sporu metalaştırmış, sporcuları da doğal işçi yapmıştır. Ama bu yasal zemin de yok. Özel Spor Yasası çıkması gerekirken, onun yerine İş Kanunu’nda, ‘sporculara uygulanmaz’ maddesi var. İş kolu olarak bile kabul edilmiş değil, bu kadar paraların döndüğü bir alan üstelik.
    Bizim sendikanın adı futbol sendikası değil, Devrimci Spor Emekçileri Sendikası. Tabandan tavana doğru bütün sporcularla mücadele veriyoruz biz.
    “Sanayi devriminden sonra, işçiler örgütlenip mücadele etmeye ve kazanım elde etmeye başlıyorlar. İşgünü saatlerini kısaltıyorlar. Sermaye, işçilerin boş zaman elde etmesinden, sınıf savaşımını kızıştıracağı gerekçesiyle korkarak sporu ortaya atıyor. Fabrika takımları oluşturuluyor. “Aile” görüntüsü verilerek; patron, işçi ve memurlar aynı takımda yer alıyorlar. Tribünlerde kimler kavga ediyor? Dayanışma içerisinde olması gereken, aynı işkolundaki işçiler. Bundan kimler kazançlı çıkıyor? Patronlar. Bunu işçi liderleri fark ediyorlar. Örgütlü işçilere “Maçlara gitmeyin, bu bize bir tuzaktır” diyorlar ama öyle bir tutku gelişiyor ki, engelleyemiyorlar. O zaman ayrı örgütlenmeye, ayrı takım kurmaya karar veriyorlar. Patronları almayan işçi takımları. Bu sefer de, özellikle Almanya’da, işçi kulüplerinde spor yapan sosyalist işçiler, S.A.’lara (y.n.: Nazilerin paramiliter askeri örgütü) çok kolay hedef oluyorlar. O zaman da solcular bu işi görmezlikten gelmeye başlıyorlar. 3F hikâyesiyle, “kitlelerin afyonu” hikâyesiyle bu işten uzak durmaya çalışıyorlar.

    12 Eylül’den önce bir sendikacı maçlara gittiğini, takım tuttuğunu kolay kolay söyleyemezdi kimseye. Daha sonra, sosyalist ülkelerin olimpiyatlara girmesiyle, amatörlüğü ön plana çıkarmaya başladılar. “Seyir değil, kitle sporu” sloganıyla, profesyonellerin yaptığı spora karşı çıkıp, oyunu baz alan; ama aslında yine aynı tabanda olan bir şeyi savundular. O da tutmadı. Ben bütün bunların hepsinin pratiğinde olduğum için, bu olaya muhalif açıdan yaklaşmanın bir tek yolu kaldığını düşünüyorum: Biz spordan yana değil, sporcudan yana olmak zorundayız. Sporda fanatik değil, izleyici olmak zorundayız. Sporcular da örgütlü olarak kendi haklarını sermayeye karşı savunabilmeli. Spor Emekçileri Sendikası, bu ikisini birden yapmaya çalışacak.

    Bir de şu var: bu sporu asıl spor yapan, burjuva rekabet ideolojisi. Burjuva kurumlarındaki bu oyunu, işçilerin oynaması da yanlış. O da kendi kalemize atılan bir gol. Biz birbirimizi neden kapitalist rekabet ideolojisiyle kıralım? Eğer ben sınıf bilinci içerisinde bir işçiysem, dostça yarışırken niye karşımdakine çelme çakayım?
    Bu mücadeleyi herkesin desteklemesi gerekiyor. Bugün artık yüreğinde iyilik, doğruluk, güzellik meşalesi olan herkes, bu meseleye sağ-sol meselesi olarak değil, ekmek meselesi olarak bakmalı ve onu desteklemeli.”
    “Sanayi devrimi döneminde İngiltere’de, topraklarından koparılan insanlar devrimci burjuva demokratik sisteminin doğal uzantısı olan modern köleler olarak 18 saat çalıştırıldı. O sırada İngiltere’de de etkileyici bir sendikal hareket vardı. 1 Mayıs 1848’de ilk kez işçiler-emekçiler patronlarını masabaşına oturtup, on saatlik işgününe imza attırdılar. Her 1 Mayıs’ta aslında o tarihi zafer anı kutlanır. Son 1 Mayıs’tan buruk ayrıldım. Çünkü 1 Mayıs sisteme karşı mücadelenin simgesi olmak zorunda. Renklerin kardeşliği hikayesi değil, sınıfın kardeşliğidir olay. Bu yıl bu ayrım yapılamadı. Kürsülerden sınıfın kardeşliği üzerine değil renklerin kardeşliği üzerine mesajlar verildi. Sistemle bütünleşmenin, sistemi savunanların mesajları verildi. Oysa ki bizim kurtuluşumuz. Sistemi dönüştürmektir. Sistemle mücadeledir. Bu yüzden bu 1 Mayıs bana göre eksik kaldı.

    İşçi sınıfı üretim sürecinde yaptığı mücadeleyi yeniden üretim sürecine taşıyamamış. Oysaki sömürü, yeniden üretim sürecinde sanat, kültür, spor gibi etkinliklerle devam ediyor. Şu anda milyarların döndüğü sektörde spor emekçisi tanımı iş kanununda bile geçmiyor. Ama diğer taraftan sigortalılar da. Amatör sporcular, sözleşmesiz, sosyal güvencesiz sporcular, profesyonel sporcular da sözleşmeli ama yine sosyal güvencesiz sporcular. Hepsi sosyal güvencesiz. Bizim meselemiz sistemle. Sistem değişmediği müddetçe kaç sporcu üye olursa olsun fark etmez. Bizim derdimiz tabandan başlayan bir örgütlenme kurabilmek.”

    “Türkiye’de spor denince akla futbol futbol denince de akla parmakla sayılabilecek sayıda elit futbolcu gelmektedir. Sermayenin uydurduğu bu sahte ortamda sporcuların örgütlenmesi ise gereksiz görülmektedir. Oysa trilyonlar kazanan elit futbolcularla, spor emekçilerinin genelini özleştirmek, sermayenin sınıf çıkarları gereği ortaya koyduğu bilinçli bir propagandadır. Bu durum spor ve sporcu gerçeğini yansıtmamaktadır.
    Sporcuların gerçek durumundan yola çıkan ve emeğin öncelikli değer anlayışını benimsemiş, şimdilik bir avuç spor emekçisi sistemden kaynaklanan ve yüz binlerce spor emekçisini içine alan spordaki sömürüye son vermek amacıyla Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası (Spor Emek-Sen)’ni kurmuşlardır.
    Artık hiçbir şut emekçi kalesine girmeyecek, önce sporda ter dökenler kurtulacaktır.”

  • İktidar futbolu da bitirdi

    Nerelerden…

    Nereye geldik…

    Cumhur ittifakında…

    Her şeyde dibe çakıldık…

    Ekonomiyi getirdiğimiz nokta belli…

    Her şey ateş pahası…

    Sadece bakıp geçiyoruz…

    Yoksulluk demeye gerek yok…

    Nefes almaya çalışıyoruz…

    Ekonomide uçuşa geçeceğiz diyorduk…

    Enflasyonda uçuşa geçtik…

    Görsel ve yazılı medyada…

    Tartışmaların odağı…

    Millet İttifakının Cumhurbaşkanı adayı kim olacak…

    Ekonomi, siyaset elbette konuşulacak…

    Benim konum spor…

    2000 yılından bugüne kadar Türk sporu çöküş döneminde…

    2002 yılında Dünya Kupası üçüncüsü olan A Milli Futbol takımımız…

    Şimdi Avrupa Uluslar Kupasında…

    C grubunda…

    Rakiplerimiz…

    Litvanya, Lüksemburg, Faroe Adaları…

    Haziran’da yapılacak maçlar sonunda grup birincisi olduğumuz takdirde B ligine, daha sonra ise bu ligi de geçtiğimiz takdirde A ligine yükseleceğiz…

    Bekleyeceğiz…

    Göreceğiz…

    Süper Lig’in hali…

    Kulüpler borç batağında…

    Türkiye yabancı futbolcu cenneti oldu…

    Avrupa’da başarımız var mı?

    Galatasaray’ın 2000 yılında Avrupa UEFA Kupası ve Süper Kupa şampiyonluğu var…

    Siyasetçilerin gözdesi…

    Seçimleri etkileyecek…

    Z kuşağı bunu hatırlayamaz…

    Ülkelerin puan sıralamasına baktığımızda…

    Türk futbolunun nereden nereye geldiğini gösteriyor…

    UEFA Avrupa sıralamasında…

    1990-1991 yılından itibaren 18’nci sıranın altına düşmedik…

    Bu sıralama nedeniyle…

    Süper Lig’de şampiyon olan takım direkt Şampiyonlar Ligi’ne katılıyordu…

    Süper Lig ikincisi bir ön elemede kazanması halinde Şampiyonlar Liginde gruplara kalabiliyordu…

    Üç takımımızın da UEFA Avrupa ligine katılma hakkı vardı…

    Şimdi 20’nci sıradayız…

    Bu nedenle…

    2023-2024 sezonunda…

    Süper Lig şampiyonu ön eleme turunu geçmesi halinde…

    Şampiyonlar liginde oynayacak…

    UEFA Avrupa Kupasına katılamıyoruz…

    Bir alt organizasyon olan…

    Konferans ligine katılacağız…

    Takımlarımız oynadıkları iki ön eleme maçlarını kazandığı takdirde…

    Hani Türkiye Süper Ligi Avrupa’da ilk beşte yer alıyordu…

    Futbolda yokuz…

    Enflasyonda…

    Yoksullukta…

    Geçim sıkıntısında…

    Yolsuzlukta…

    Fikir özgürlüğüne zincir vurmada…

    Kadın şiddetinde…

    Avrupa’yı bırakın…

    Dünya şampiyonuyuz…

    İşte bu da bize yeter…

    En sonunda Cumhur İttifakı futbolu da bitirdi…

    Şu anda yönetimde olanlar…

    Bu iktidarın adamları…

    Nerelerden…

    Nereye geldik…

    Cumhur ittifakında…

    Her şeyde dibe çakıldık…

    Ekonomiyi getirdiğimiz nokta belli…

    Her şey ateş pahası…

    Sadece bakıp geçiyoruz…

    Yoksulluk demeye gerek yok…

    Nefes almaya çalışıyoruz…

    Ekonomide uçuşa geçeceğiz diyorduk…

    Enflasyonda uçuşa geçtik…

    Görsel ve yazılı medyada…

    Tartışmaların odağı…

    Millet İttifakının Cumhurbaşkanı adayı kim olacak…

    Ekonomi, siyaset elbette konuşulacak…

    Benim konum spor…

    2000 yılından bugüne kadar Türk sporu çöküş döneminde…

    2002 yılında Dünya Kupası üçüncüsü olan A Milli Futbol takımımız…

    Şimdi Avrupa Uluslar Kupasında…

    C grubunda…

    Rakiplerimiz…

    Litvanya, Lüksemburg, Faroe Adaları…

    Haziran’da yapılacak maçlar sonunda grup birincisi olduğumuz takdirde B ligine, daha sonra ise bu ligi de geçtiğimiz takdirde A ligine yükseleceğiz…

    Bekleyeceğiz…

    Göreceğiz…

    Süper Lig’in hali…

    Kulüpler borç batağında…

    Türkiye yabancı futbolcu cenneti oldu…

    Avrupa’da başarımız var mı?

    Galatasaray’ın 2000 yılında Avrupa UEFA Kupası ve Süper Kupa şampiyonluğu var…

    Siyasetçilerin gözdesi…

    Seçimleri etkileyecek…

    Z kuşağı bunu hatırlayamaz…

    Ülkelerin puan sıralamasına baktığımızda…

    Türk futbolunun nereden nereye geldiğini gösteriyor…

    UEFA Avrupa sıralamasında…

    1990-1991 yılından itibaren 18’nci sıranın altına düşmedik…

    Bu sıralama nedeniyle…

    Süper Lig’de şampiyon olan takım direkt Şampiyonlar Ligi’ne katılıyordu…

    Süper Lig ikincisi bir ön elemede kazanması halinde Şampiyonlar Liginde gruplara kalabiliyordu…

    Üç takımımızın da UEFA Avrupa ligine katılma hakkı vardı…

    Şimdi 20’nci sıradayız…

    Bu nedenle…

    2023-2024 sezonunda…

    Süper Lig şampiyonu ön eleme turunu geçmesi halinde…

    Şampiyonlar liginde oynayacak…

    UEFA Avrupa Kupasına katılamıyoruz…

    Bir alt organizasyon olan…

    Konferans ligine katılacağız…

    Takımlarımız oynadıkları iki ön eleme maçlarını kazandığı takdirde…

    Hani Türkiye Süper Ligi Avrupa’da ilk beşte yer alıyordu…

    Futbolda yokuz…

    Enflasyonda…

    Yoksullukta…

    Geçim sıkıntısında…

    Yolsuzlukta…

    Fikir özgürlüğüne zincir vurmada…

    Kadın şiddetinde…

    Avrupa’yı bırakın…

    Dünya şampiyonuyuz…

    İşte bu da bize yeter…

    En sonunda Cumhur İttifakı futbolu da bitirdi…

    Şu anda yönetimde olanlar…

    Bu iktidarın adamları…