Van Barosu Mülteci Komisonu üyesi hukukçular, kimsenin isteyerek ülkesini terk etmeyeceğine, zorunlu olduklarına sınırı geçerken öldüklerine, sınırı geçmeyi başaranların da gittikleri ülkelerde yaşadıkları zorluklara dikkat çekiyorlar. Hukukçular, Türkiye’nin olarak planlı, programlı, ayakları yere basan bir mülteci politikasına ihtiyacı olduğuna dikkat çekiyorlar.
Salih SERTKAL
Türkiye’ye mülteci akını ya da sığınmacı göçü Suriye ve İran üzerinden yaşanmaya devam ederken; mülteci sayısının dikkat çekici boyutlara ulaşması nedeniyle son dönemde ülke gündemini en çok meşgul eden konulardan biri oldu. 2011 yılında Suriye iç savaşıyla beraber Türkiye’nin sınır kapılarını sığınmacılara tamamıyla açmasıyla, neredeyse ülkenin her iline dağılan Suriyeli mülteciler ile beraber, on yıllardır Türkiye’ye İran üzerinden başta Afganistan, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerden de yoğun bir mülteci göçü yaşanıyor.
Türkiye’ye İran üzerinden gelen mültecilerin en çok kullandığı güzergâh Van. Her yıl olduğu gibi 2021-2022 yılının kışında da Türkiye-İran sınırını geçmeye çalışırken, genelde sonu ölümle biten pek çok mülteci dramı yaşandı. Bir annenin iki çocuğuyla sınır hattını geçmeye çalışırken donarak yaşamını yitirmesi, sınır hattına kazılan metrelerce derinlikteki çukurlara düşüp yaşamını yitiren kadınlar ve çocuklar, Van Gölü’nü geçmeye çalışırken teknelerin batması sonucu sayıları yüzlere varan toplu ölümlerin yaşanması, sınır boylarında ve ülkenin içinde yaşanan mülteci dramının büyüklüğünü bir kez daha ortaya koydu.
Sınır illerinde mülteci akının en çok yaşandığı il olan Van’da şimdiye kadar onlarca büyük mülteci dramı yaşandı. Mülteci konusunda çalışma yürüten Van Barosu Mülteci Komisyonu, yaşanan dramlara ve söz konusu mültecilerin yaşadığı hak ihlallerine dikkat çekerek, dramların sadece kışın değil, dört mevsim yaşandığını, yaşananların tamamıyla bir infial hali olduğunu ve önlem alınmadığı takdirde benzeri dramların daha çok yaşanacağını ifade ettiler.
Başta Afganistan, Bangladeş, Pakistan, İran gibi birçok ülkeden her yıl on binlerce mülteci Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçiş yapmak üzere yola çıkıyor. İran’a sınırı bulunan iller, özellikle Van üzerinden her yıl yoğun bir mülteci göçü yaşanıyor.
Son olarak Van’ın Tuşba ilçesine bağlı Kalecik mahallesinde sınırı geçmeyi başararak kent merkezine gelen 32 mülteci bir minibüste yakalandı. Son dönemde Afganistan’da Taliban’ın ülke yönetimini almasından sonra Afgan mülteci sayısında ciddi bir artış yaşandığı belirtilse de, bu göçün aslında 2018 yılındaki mülteci göçünden daha az olduğu komisyon üyelerince belirtiliyor. Yaşanan mülteci göçünü ve ihlalleri Van Barosu’ndan hukukçularla konuştuk.

Avukat Jindar Uçar, Türkiye’nin uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiğini söyledi
Van Barosu Mülteci Komisyonu Başkanı Avukat Jindar Uçar, mültecilerin sınır hatlarında canları pahasına yaşadıkları işkencenin, tüm insanlık açısından büyük bir infial hali olduğuna dikkat çekti. Türkiye-İran sınırında yaşanan mülteci geçişinin sadece bu yılın konusu olmadığını, 40 yılı aşkındır yaşandığını belirten Uçar, Van ilinin İran’a 297 kilometrelik sınırının bulunduğu ve coğrafik olarak geçişlere daha uygun olduğu için temel güzergâh olarak kullanıldığını söyledi. Uçar, Afganistan, Bangladeş, Pakistan gibi ülkelerden mültecilerin ilk rotasının olduğu İran’dan da, yine iktidar muhalifi kesimlerin başka ülkelere iltica etmek adına yola çıktığını ve onların da yine Türkiye üzerinden bir güzergâh çizdiğini kaydetti.
‘TÜRKİYE TARAF OLDUĞU CENEVRE SÖZLEŞMESİ’Nİ İHLAL EDİYOR’
Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğunu hatırlatan Avukat Uçar, Türkiye’nin mültecilere dönük ortaya koyduğu pratiklerle bu anlaşmalara uymadığının, sözleşmeyi ihlal ettiğinin ortaya çıktığını söyledi. Gelen mültecilerin geri gönderildiğini, mültecilerin uluslararası koruma mercilerine ulaşımının engellendiğini belirten Uçar, Afganistan’dan gelenlerin hukuka aykırı bir şekilde İran’a geri gönderildiğini aktardı.
‘BASIN ELİYLE MÜLTECİ DÜŞMANLIĞI TETİKLENDİ!’
Türkiye’ye doğu ülkelerinden gelen sığınmacıların sayısının basında yansıtıldığının tersine aslında önceki yıllara oranla azaldığını belirten Uçar, fakat kimi basın mensuplarının dezenformasyon veriler ve söylemlerle bu durumu abarttığını, adeta adeta bir işgal olarak lanse etmelerinin mülteci düşmanlığını tetiklemekten başka bir işe yaramadığını söyledi. Uçar, Türkiye Göç İdaresi Başkanlığı’nın verilerine göre mülteci geçişinin en yoğun 2018 yılında yaşandığına, sonraki yıllarda azalma olduğunun açıklamasına rağmen, Taliban’ın ülke kontrolünü ele geçirmesine paralel olarak kimi basın yayın kuruluşlarının, bu Afgan mülteci geçişinin ilk defa olduğu şeklinde bir çarpıtmaya gittiğine, hükümet eliyle sınırlara duvarların örülmesi, hendeklerin kazılması gibi sığınmacı geçişini önlemek gibi bir görev üstlendiklerine dikkat çekti.
‘ÖRÜLEN DUVAR, KAZILAN HENDEKLER ÖLÜMLERİN ARTMASINA NEDEN OLDU’
yılının çetin kış aylarında Türkiye sınırına yakın İran’ın Belasur Köyü’de bir annenin donarak yaşamını yitirmesi ve annenin çoraplarını ellerine geçirdiği iki çocuğunun son anda donmaktan kurtulmasıyla yaşanan dramın, insanlık açısından büyük bir infiale tekabül ettiğine dikkat çeken Uçar, mevcut politikalarla bu dramların ne ilk ne de son olacağını belirtti. Uçar, Türkiye-İran sınırına örülen duvar ve hendeklerin mülteci dramlarının artmasına neden olacağını belirtti. Uçar, gelen mültecilerin bu duvar ve hendekleri aşamayınca mecburi sarp geçitlerden, zorlu yerlerden geçmek zorunda kaldığını ve kalacağını, bunun da haliyle sınırı geçişlerde ölümlere neden olacağını söyledi. Uçar, öncelikle sığınmacıların uluslararası haklardan doğan sığınma prosedürüne ulaşımları önündeki engellerin kaldırılması, hukuksuz bir şekilde sınır dışı etme işlemlerine son verilmesi ve yaşamsal haklara ulaşmasının önündeki tüm engellerin kaldırılması çağrısı yaptı.

Avukat Mahmut Kaçan, göçün on yıllardır yaşandığını söyledi
Yine Van Barosu Mülteci Komisyonu üyesi olan ve uzun yıllardır da mülteci alanında çalışmalar yürüten Avukat Mahmut Kaçan da, 21. yüzyılda mültecilerin sınır boylarında yaşadığı dramlar karşısında insanın nutkunun tutulduğunu söyledi. Afgan mülteci konusunun Taliban’ın ülke kontrolünü ele geçirmesiyle daha “popüler” hale geldiğini ifade eden Kaçan, göçün on yıllardır yaşandığını da hatırlattı.
‘ÖLÜMLER, TRAJEDİLER SADECE KIŞIN DEĞİL DÖRT MEVSİM YAŞANIYOR’
Yaşanan dramın sadece kış aylarındaki mevsim koşullardan kaynaklanmadığına dikkat çeken Kaçan, yaz aylarında kamyonet kasalarına doldurulan onlarca mültecinin trafik kazalarında aracın alev almasıyla can vermelerinden, son olarak Van Gölü’nde tekneye bindirilen 61 mültecinin cansız bedeninin gölün derinliklerine vurmasına kadar büyük trajedilerin dört mevsim yaşandığını dile getirdi. Büyük trajedilere neden olan göçmen kaçakçılığının uzun süredir sadece Türkiye sınırları içinde değil İran’da da bir endüstriye dönüştüğüne dikkat çeken Kaçan, şunları söyledi:
“Türkiye’de göçmen kaçakçılığına ilişkin hukuksal olarak cezayı öngören ne kadar ibare varsa da, geçen yıl infaz yasasında yapılan düzenlemelerle maalesef göçmen kaçakçılığı cezasızlık politikası gerçeğiyle ortada. Bu cezasızlık durumunun en net örneği Van Gölü’nde 61 göçmenin yaşamını yitirdiği mülteci katliamında 8 kişi gözaltına alındı fakat şu an sadece bir kişi tutuklu. Onlarca kişinin yaşamını yitirdiği bir katliamda dahi böylesi bir cezasızlık politikası uygulanırken, göçmen kaçakçıları bu iyi her türlü, bu işi korkmadan sakınmadan, her türlü yapıyorlar.”
VAN VALİLİĞİ’NE GÖRE ASAYİŞ BERKEMAL!
Van Valiliği, mülteci konusuyla gündeme sık sık gelen Van’daki son duruma ilişkin yaptığı yazılı açıklamada ise “asayişin berkemal” olduğu yönünde bir açıklama yaptı. “Sınır hattının 7/24 heronlarla, emniyet ve jandarma tarafından kontrol edildiğini” belirten valiliğin bu açıklamasından iki gün sonra kent merkezinde bir minibüse doldurulmuş kadın-erkek 32 mülteci yakalandı.
