Şebnem Korur Fincancı: 8 Şubat son tek günlük uyarı eylemimiz olacak

Sultan Özer 

Hekimlerin 26 Ocak’ta başlayan ‘Beyaz Nöbet’ eylemleri bugün Meclis önünde basın açıklaması ile sona erecek. Hekimler iktidara, gerekli düzenlemeler için 8 Şubat’a kadar süre de tanımış olacaklar. Gerekli düzenlemenin yapılmaması halinde 8 Şubat’ta sadece hekimler değil, bütün sağlık emekçileri bir günlük G(Ö)REV yapacak. O da dikkat alınmaz ise daha uzun süreli, üretimden gelen gücün kullanılması eylemi yolda…

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, geçen yıl Ekim ayından beri sürdürdükleri mücadeleyi, amaçlarını tepkileri ve bundan sonra ne yapacaklarını medyaport’a anlattı:

Eyleminiz beklediğiniz yankıyı buldu mu?

Aslında 1 Ekim’den beri başlayan bir süreç bu. 26 Ocak bunun bir başka aşaması belki. Dolayısıyla Ekim ayında yaptığımız buluşmalar, her hafta bir sorun alanını ele alıp, taleplerimizi dile getirdiğimiz açıklamalar, sonrasında Beyaz Yürüyüş ve Beyaz Forum, bir yanıt aldı. Şöyle; biliyorsunuz 1 Aralık’ta telaşla Meclis’e bir yasa teklifi getirdiler. Bu, aslında bizim bütün bu Beyaz Eylem sürecimizin bir yansıması olarak okunabilir.

Sonra, hem bir takım başka lobilerin devreye girmesi, özel hastaneler, vakıf üniversiteleri, özel üniversiteler gibi, hem de belli ki kendi aralarında henüz anlaşamamış olmaları nedeniyle geri çekildi.

Şimdi de biz tekrar bunun gündeme alınması, Meclis’e gelmesi için çaba sarf ediyoruz. O yüzden de zaten vekillerle, partilerle görüştük, Meclis’te açıklama yaptık ve nöbete başladık. Bu nöbet sürecinde aslında Meclis’ten çok iyi tepkiler aldık. Muhalefet partilerinin tamamı neredeyse, ziyarete geldi, destek açıklamasında bulundu. Cuma günü de (bugün) bizimle beraber olacaklarını ifade ettiler. Özellikle milletvekillerini görevlendirdi partiler, Meclis önünde bizim yanımızda olmaları için. Dolayısıyla bir yankı buldu.

İktidar cenahında bir yankısı oldu mu?

Onu hep birlikte göreceğiz. Şöyle söylentiler oluyor zaman zaman; Sağlık Bakanı özellikle muhalefet partilerindeki hekim milletvekillerine, meslektaş olmanın yaklaşımı ile ‘kamuoyu oluşturun, ses getirin, çabalayın’ diyormuş. Belli ki Sağlık Bakanı da karar alıcı değil, olmadığını da biliyoruz zaten, o video hepimizin malumu. Para pul işlerinde Sağlık Bakanı değil karar mercii.

Toplumda yankı buldu mu peki?

Toplumda yankı buldu, evet. Hem toplumda 8 Şubat için de- biliyorsunuz 4 Şubat’tan sonra da hala bir ses çıkmaz ise 8 Şubat’ta G(ö)reve gideceğiz, G(ö)revi de desteklediklerine dair açıklamalar, destek mesajları alıyoruz. Meslektaşlarımız zaten ‘bir gün de yetmez daha fazla’ diyorlar haklı olarak. Tabi ki biz de zaten burada bitirmiyoruz. ‘Bu son tek günlük uyarı eylemimiz’ diyoruz. Eğer böyle olmaz ise artarak giden bir süreçte biz üretimden gelen gücümüzü kullanacağımızı ifade ediyoruz.

Covit’in meslek hastalığı olması yönünde çıkan düzenlemeyi de yeterli bulmuyorsunuz…

Genelgede şöyle bir sıkıntı var. Yine illiyet bağını arayan, yani bir nedensellik ilişkisini sorgulayan yaklaşım vardı. Oysa burada nedensellik ilişkisi zaten aslında TTB’nin yayınladığı raporlar. Sağlık çalışanlarının hangi düzeyde hastalandığı ve ne yazık ki kaybedildiği çok açık. Dolayısıyla bu kendi başına nedensellik bağı olarak kabul edilmeli. Bunun bir yasal düzenlemeyle kabulü bir zorunluluk, ama ne yazık ki böyle bir yasa düzenlemesi yapmamakta ısrarcılar.

Bazen tepkiler çok arttığında, biliyorsunuz kamuoyu tepkilerine göre pozisyon alıyorlar sıklıkla. Kamuoyu tepkileri arttığında belki bir olguyu seçip, bir nedensellik bağını çok da sorgulamadan meslek hastalığı kabulü gerçekleşiyor ama genel olarak hala bu meslek hastalığına ilişkin herhangi bir düzenleme sözkonusu değil. Ve ısrar ediyorlar nedensellik bağında.

Vatandaşa, halka hekimlerin eylemini desteklemeleri için bir çağrınız olur mu? Neden sizi desteklesinler?

Bütün bu sağlık sistemi ile ilgili aksaklıklarda hem hekimler, tüm sağlık emekçileri ve hastalar birlikte mağdur oluyorlar. Şöyle ki, 5 dakikalık bir muayenede sadece hekim o muayenenin yetersizliği nedeniyle memnuniyetsizlik duymakla kalmıyor. Hasta da o 5 dakikanın kendine yeterli olmadığını biliyor ve dolayısıyla belki bir değil, üç hekim, beş hekim dolaşmak zorunda kalıyor. Her seferinde kendi derdine çare bulabilmek için…

Bunun yanı sıra tabi ki böyle bir sistemin içerisinde hekimlerin gittikçe tükendiği, artık bu işi yapmak istemediği, ardı ardına istifaların geldiği, yurt dışına çıkışların arttığı koşullarda hekim bulmakta zorlanıyorlar, randevu almakta zorlanıyorlar. Ve özellikle de bu salgın sürecinde gördük ki, örneğin salgının yönetilememesi, hastanelerdeki doluluk oranlarıyla, yoğun bakımlardaki doluluğun artışı ile insanların yoğun bakım yatağı bulamadığı, hastaneye yatış için yatak bulamadığı günleri geçirmemize neden oluyor. Tam şu sırada da benzer bir durum ile karşı karşıyayız.

Ve bu sadece Covid-19 ile ilgili değil, diğer sağlık sorunları için de yatak bulamıyorlar. Bir yoğun bakım yatağına ihtiyaç olduğunda nerdeyse tamamı Covid-19 hastalarıyla dolu olduğu için erişemiyor sağlığa. Sağlığa erişimi bozmuş durumda bu sistem.

Şehir hastaneleri gerçeği de var…

Bir şehir hastanesi yaptılar, bir dağın tepesinde şehir hastanesi. Ulaşımı zor, ulaştıktan sonra hastane devasa bir hastane, içinde bir yere erişimi de zor.

Bu zorluklar, aynı şekilde hekimler için de geçerli. Çünkü hekimlik mesleğinde birlikte düşünmek, birlikte kararları almak, danışmak çok önemli bir yer tutar. Ama sizin devasa bir hastanenin içinde hekimlerin birlikte düşünebileceği bir ortam yaratabilme olanağınız yok.

Biz bir ekip çalışması yürütüyoruz. Bu ekip çalışması sadece sağlık emekçilerinin tamamı anlamında değil, hekimlerin de ekip olduğu, hekimlerin birlikte düşündüğü, karar mekanizmalarını oluşturduğu süreçlerle tedavi yürür aslında. Ama bunu yapabilme olanağı yok bu saçma, devasa binalarda.

Hani ben ödenen paraları, kiraları falan da saymıyorum. Böyle bir durum…

Bir aile hekimi 5 bin kişiden sorumlu. 4 bin kişiden sorumlu olduğunda koruyucu hekimlik anlamında yapabilecekleri de sınırlı. Tarama dediğiniz şeyi yapmaz, yapamaz. Bilgisayarda işaret atar ancak. Zaman ancak ona yeter, ona da yeter mi tam emin değilim.

‘Biz 1000 kişiye bir hekim, böyle bir düzenleme yapacağız’ diye övünenler, ancak 4 bin kişiye bir hekim verdiler bu sistemin içerisinde.

Hekim sayısı yetersiz mi?

Hayır, yetersiz değil. Ama uygun bir düzenleme, planlama, dağılım olmadığında bu tablo ile karşı karşıyayız, ne yazık ki…

Sağlık Bakanı ‘salgın kontrol altında, endişe edecek bir durum yok’ açıklaması yaptı. Ne dersiniz, endişe edilmesin mi?

Bu, bir kere hekimlerin üzerinde inanılmaz bir acı, yük. Yüreği için bir acı aslında. Ellerinden kayıp gidiyor insanlar bu umarsız, hiç umursamayan politikalar nedeniyle. Salgın ortada, onların belirlediği resmi rakamlar yüz bini aşkın. PSR test pozitifliklerine baktığımızda, bu oranlarının en az üç katı. Yani üç yüz binleri geçen vakalardan söz ediyoruz günlük. Ve ‘daha az ölümcül’ diyor, ama vaka bu kadar arttığında, oranlandığında ölüm sayıları gene yüksek ve daha da yükselmeye devam edecek bu koşullarda. Hele ki risk gruplarında…

Bir de hakikatı dile getirmiyorlar. Nüfusa göre aşılama oranını söylediğinde sadece 18 üstünü kabul ediyor. 18 yaş altına biz aşı olanağı verdik, 12 yaş üstüne değil mi? Ee onları da dahil etmek gerekiyor.

Bu ülkede yaşayan, neredeyse 5 milyon göçmen insan var, onları da dahil etmek gerekiyor. 90 milyonluk bir nüfusun oranını vermemiz gerekiyor bizim değerlendirme yapacaksak.

İkincisi, hatırlatma dozları çok önemli. Hatırlatma dozlarını yaptırmayanların sayısının 24 milyon olduğundan söz ediliyor. Neredeyse dörtte biri, 100 milyon dersek, zaten hatırlatma dozlarını yaptırmamışlar. Oysa omicron’da ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Hatırlatma dozlarının hangi aşı kullanılarak yapıldığı ayrı bir sorun.

Biliyoruz ki coronavac aşısı, özellikle Amerika’da son yapılan bir çalışmada omicron’da etkili değil. Çalışma bunu gösterdi. Ama sadece coronavac ile hatırlatma dozlarını da yaptırmış insanlar var. Neden? Çünkü bir kuşku uyandırdı Sağlık Bakanlığı en başında. Sinovac ile anlaştılar, dediler ki ‘mrRNA aşılarını bilmiyoruz biz. Ama inaktif aşı iyidir.’ Bir kere böyle bir korku yaratmak toplumda, sonra gelecek olan aşıları kullanma tereddütü oluşturur, oluşturdu da. Böyle bir sorunla karşı karşıyayız biz.

O sorun aşılabilir mi?
Tabi ki aşılabilir. Siyasi otoritenin yapması gereken bunu açıklaması, belki özür dilemesi toplumdan, ‘ben sizi yanlış yönlendirdim, yanlış bilgilendirdim. Bakın bu omicron daha bulaşıcı, dolayısıyla hızla bulaşıyor’ demesi gerekir.

Dünya Sağlık Örgütü başkanı bir açıklama yaptı, “Bu hastalık yükü ile ölümler kaçınılmaz. Böyle iyimser açıklamalar yapılmasın” diye uyardı dünyayı. Her yer açılıyor aslında. Neden açılıyor, tamamen ekonomik nedenle.

Biz hekimler halk sağlığını düşünüyoruz, halk sağlığına zararlı olabilecek her türlü etken konusunda uyarma görevimiz var. Ama maalesef siyasi otoriteler, iktidarlar ekonomik çıkarı düşünüyorlar en başından beri. Bunu açıkça da ifade etti aslında Sağlık Bakanı.

Pandemi döneminde kapatmadıkları fabrikaları şimdi elektrik- doğalgaz sorunu nedeniyle kapatıyorlar…

Tam da ekonomi ile bağlantılı kararlar aldıklarını açıklamış oluyorlar ki, zaten geçen sene Aralık ayında ‘ekonomik çıkar’ demişti, önlemler konusundaki uyarılarımız ve hasta-vaka sayısı ayırımı yapmaları nedeniyle…