Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Azerbaycan dönüşü, Airbus 330-200 tipi ‘TUR’ uçağındaki, “Ben taarruzdayım. Benim kitabımda geri adım atmak yok. Biz bildiğimizi okuruz” sözlerini okuyunca merak ettim doğrusu, kim ne sormuştu da yine meydan okuma gereği duymuştu.
Konu yine, yıllardır cezaevinde olan Osman Kavala… Üstelik “Nongrata” krizi daha yeni aşılmış gibi.. Yakında zamanda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kararı açıklanacak.
Her gazeteci gibi özel uçağa binme ayrıcalığına sahip bir gazetecinin de gündemdeki bu konuları Cumhurbaşkanı’na sormasında sakınca yok.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın internet sitesinden soruları okuyunca kim bu gazeteci arkadaşlar diye merak ettim doğrusu.
Fotoğraflardaki uçağa binme ayrıcalığına sahip gazetecilerin hiçbirini tanımamak, bazılarının yüzünü ilk kez görmek de elbette benim eksikliğim…
İşte Erdoğan’a ‘soru’ sorma ayrıcalığına sahip gazetecilerin soruları:
-“Aslında sizin yaptığınız bu çıkış, Davos’taki ‘oneminute’ çıkışına benzeyen bir çıkış olarak nitelendirildi. Ne yaşandı bu süreçte? Biden ile görüşme öncesinde Amerika Birleşik Devletleri’nden geri adım mantığındaki adım, süreci nasıl etkileyecek? Bundan sonrası için süreç nasıl olmalı?”
– Amerikan gazetelerindeki “Erdoğan krizden kaçtı, geri adım attı” gibi manşetleri nasıl değerlendirdiği…
– Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kasım sonunda Türkiye’ye ilişkin bir süreç başlatabileceği hatırlatılarak, “Eğer bu tarihe kadar Osman Kavala serbest bırakılmazsa AİHM’in vereceği bir görüş bu anlamda belirleyici olacak herhalde. Beklentiniz nedir?”
– Son zamanlarda özellikle milli olan bütün kurumlar saldırı altında. Bunlar içerisinde TÜGVA da var; TÜRGEV de Ensar da var. Çok ciddi iftiralar atıldı, çok ciddi saldırılar yapıldı. Bu vakıflar neden saldırı altında”
– “CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, ‘Biz belediyeler olarak hükümetten eşit kaynak alamıyoruz, Belediyeler Birliğinden alamıyoruz’ gibi CHP’li belediyelerin ayrımcılığa tabi tutulduğu yönünde bir basın toplantısı yaptı. Hizmet üretemeyişlerinin bir bahanesi mi oluyor bu? Nasıl değerlendiriyorsunuz?”
– “CHP grup kararı olarak ‘hayır’ oyu verdi tezkereye. Daha öncesinde de HDP eş başkanlarının tezkereyle ilgili ‘hayır’ oyu verilmesi çağrısı vardı CHP’ye. Bir anlamda HDP’nin çağrısına olumlu yanıt vermiş oldular. ‘CHP yerli, milli değil’ diyoruz ama bu çok sembolik oldu açıkçası. Hakikaten CHP’li seçmeni bile şaşırtacak denli bir durum. Çünkü hâlihazırda Türkiye sınırın ötesinden terör tehdidiyle muhatap.” şeklindeki ifadeler üzerine…
– Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyükelçilerin açıklaması konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve bazı çevrelerden “Nazikçe uyarıyorlar, bunlara neden tepki gösteriyorsunuz?” gibi açıklamalar geldiği, “Nongrata ilan etmek bizi yalnızlaştırır” diyenlerin, büyükelçiler geri adım attıktan sonra da bunun “diplomatik başarı olduğunu” söylemeye başladığı hatırlatılarak, değerlendirmesinin sorulması üzerine…
Gaz veren, gaz alan
Eskiden ‘çanak soru’ denirdi, anlaşılan devri çoktan geçmiş. Şimdi sanıyorum, gazeteciliğin ‘gaz’ kısmı revaçta…
Yıllar önce Tufan Türenç, yazmıştı, “En tehlikeli olanı sürekli gaz veren, övgüler yağdıran, alkışlayan gazetecilerdir” diye…
Acaba hangisi daha tehlikeli; gaz veren mi, gaz alan mı, yoksa ikisi de mi?
Bir yanıt yazın