Etiket: #TBMM

  • 3 Aralık Dünya Engelliler Günü Kutlanabilir mi?

    Merhaba,

    Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981-1991 yılları arasını “Dünya Engelliler On Yılı”; bu on yıl içerisinde 10-16 Mayıs tarihleri arasındaki süreyi “Sakatlar Haftası” olarak ilan etmiş; on yıllık bir eylem planı hazırlamıştı. Bu on yıl içerisinde devletler sakatlık konusunu gündemlerine alacaklar; farkındalık çalışmaları yapacaklar; yasal mevzuatlarında engelliler için düzenlemelere yer vereceklerdi.

    Bu eylem planı, alanda önemli bir canlanma meydana getirdi. Ülkelerin kamuoylarında ve siyaset kurumlarında sakatlık sorununun niteliği ve boyutlarına ilişkin bir farkındalık oluştu. Birçok ülke kapsamlı mevzuat çalışmaları yaptı. Anglosakson ülkelerinde engelliliğe dayalı ayrımcılık karşıtı yasalar yürürlüğe girerken Kıta Avrupası ülkeleri, çeşitli yasalarda değişiklikler gerçekleştirdi ve engellilere ilişkin özel yasaları yürürlüğe koydu.

    Türkiye işe, 1981 yılında Sakatlar Milli Koordinasyon Kurulu’nu oluşturarak başladı. Belli başlı devlet kuruluşlarının temsilcilerinden meydana gelen Koordinasyon Kurulu’nda, tek bir sivil toplum temsilcisi bile yoktu. Devlet, her konuda olduğu gibi, “bu sorunu sadece ben bilirim” diyordu. Çalışmalarını, dönemin Çalışma Bakanı Sn. Mustafa Kalemli’nin başkanlığında yürüten koordinasyon Kurulu, arada bir toplanıp dağılmanın dışında ciddi hiçbir iş yapmadı. Hatta, daha önce sakatlar gelir vergisinden bütünüyle bağışık iken, onları kademeli olarak vergiye tabi tutan ve bunu sakatlara yeni bir hak veriliyormuş gibi kamuoyuna sunan 12 Eylül cuntasının bu tutumuna bile karşı koyamadı. Özetle Sakatlar Milli Koordinasyon Kurulu ölü doğmuştu.

    İmdada yine sivil toplum yetişti. H.Ü. Sosyal Hizmetler Akademisi, TÜRK-İŞ ve Türkiye Sakatlar Derneği işbirliğiyle 1981 yılı Şubat ayında Ankara’da üç gün süren bir sempozyum gerçekleştirildi. Bu sempozyumda sakatlık sorununun toplumsal niteliğine vurgu yapılırken, sorunun çeşitli boyutları tartışıldı; sağlık, çalışma, eğitim ve sosyal güvenlik gibi sorunlara ilişkin bir dizi çözüm önerisi kabul edildi. Tarihin cilvesine bakın ki, Sempozyumun açılışında konuşma yapan dönemin Sağlık Bakanı, sakatlığın bir mukadderat olduğunu söyledi.

    Dünya Sakatlar On Yılı 1991 yılında sona ererken, Türkiye Sakatlar için bir arpa boyu yol kat etmemişti. BM Genel Kurulu, Sakatlar Haftasını kaldırarak 3 Aralık gününü “Dünya Sakatlar Günü” olarak ilan etti. Ama Türkiyeli engelli örgütleri, sakatlık sorununu kamuoyuna ve siyaset kurumuna mal etmek için hem 10-16 Mayıs arasındaki Sakatlar Haftasını, hem de 3 Aralık Dünya Sakatlar Gününü değerlendirdiler. Altı Nokta Körler Derneği öncülüğünde oluşturulan Demokratik Kör Dernekleri Birliği, 9 Mayıs 1991 günü 400 kişilik bir kalabalıkla TBMM’ye bir çıkarma yaptı. Gurup salonlarını dolaşarak, hazırlamış oldu demokratik, kapsamlı ve bütünlüklü “Özürlüler Yasa Taslağı”nı siyasi parti yöneticilerine elden teslim etti. Kürsülerden yüksek sesle taleplerini dile getirdi. Bu eylem engelli hakları mücadelesinde bir milattır. Zira ilk kez o yıl 15 Ekim Günü yapılan genel seçimlerde siyasi partiler, engelliler için programlar yayınlamaya, taahhütlerde bulunmaya ve engelli milletvekili adayı göstermeye başladılar

    Daha sonraki yıllarda demokratik hak arama mücadelesi devam etti. Onlarca kitlesel basın açıklaması, oturma eylemleri, Anıtkabir’den Başbakanlığa yürüyüşler, açlık grevleri, imza kampanyaları gerçekleştirildi. Ta ki, 2005 yılı Temmuz ayına dek. 2 Temmuz 2005 tarihinde 5378 sayılı Engelliler Kanunu, alandaki sivil toplum örgütlerinin baskısıyla TBMM’deki siyasal partilerin oybirliğiyle kabul edildi.

    2013 yılına kadar engelli haklarında bazı ilerlemeler meydana geldi. Engelli aylıklarında artışlar oldu. Evde bakım hizmetinin kapsamı genişledi. Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri’nin ve öğrencilerinin sayısı hızla arttı. Körlerin, kâbusa dönen iki tanık uygulaması önemli oranda çözümlendi.

    Fakat, 2013 yılından itibaren bir duraklama ve daha sonra bir gerileme dönemine tanık oluyoruz. Ak- Parti hükümetleri, engelli haklarından sosyal yardım nitelikte olanlarına ilgi duydu. Hak anlayışının yerini, engellileri merhamet nesnesi olarak gören bir zihniyet egemen oldu. Engelli aylıklarının ve evde bakım ücretlerinin ödenmesinde, engellinin kendi fiili geliri yerine, “hane içinde fert başına düşen gelir” kriterine dönülerek pek çok engellinin aylıkları ve ücretleri kesildi. Noterler iki tanık uygulamasına geri döndü. Erişilebilirlikle ilgili yasaların uygulaması, üçer dörder yıl ertelenerek işlevsizleştirildi. Devlet yetkililerinin ağzından engellileri küçümseyen ve dışlayan sözlere sıkça rastlanır oldu. Giderek Ak-Parti, engellilik sorununu hemen hemen bütünüyle gündeminden çıkardı.

    En son TBMM Komisyon görüşmelerinde benimsenen 2023 yılı bütçe teklifinde engellilere ayrılan payın düşüklüğü dikkat çekiyor. Bu yılın Aralık ayında TBMM Genel Kurulunda karara bağlanarak 1 Ocak 2023 itibarıyla yürürlüğe girecek olan bütçe teklifinde 2022 yılı bütçesinde % 1,2 düzeyinde olan Engellilerin Toplumsal Hayata Katılımı ve Özel Eğitim Programına ayrılan payın, 2023 ve 2024 bütçelerinde artmaksızın aynı kalması, 2025 bütçesinde ise, % 1,3’e çıkarılması öngörülüyor. 2023 yılında 4 milyar 808 milyon TL’nin üzerindeki toplam bütçenin ancak 58 milyara yıkının engelliler kullanılması teklif ediliyor. Oysa engelli nüfusun toplam nüfusun % 10’undan fazla olduğu biliniyor. Bu yaklaşım, açıkça engellilere yönelik negatif bir ayrımcılık yapıldığı anlamına geliyor.

    Öte yandan bütçe teklifine göre 2025 yılı sonuna kadar sadece 4350 engellinin kamu personeli olarak atanması öngörülüyor. Oysa iş bekleyen yüzbinlerce işsiz engelli var.

    Kamu bütçesi, kamudan elde edilen kaynakların nüfusu oluşturan toplum kesimlerine göre dağılımını gösteren bir ayna niteliğindedir. Bu durumda 2023 yılı bütçesinin nüfusa oranı % 10’un üzerinde olduğu kabul edilen engellilere hak ettikleri payı vermediği anlaşılıyor. 2023 yılı bütçesini, bir başka yazımda engelliler açısından ayrıntılarıyla ele alacağım.

    Bu tablo karşısında şimdi soruyorum:3 Aralık Dünya Engelliler Günü ülkemiz engellileri tarafından kutlanabilir mi? Dostça kalın.

    Yazar hakkında:

    Turhan İçli Kimdir: 1955 yılında Sivas’ta doğdu. 10 yaşında geçirdiği kaza sonucu kör oldu. ODTÜ Sosyoloji ve A.Ü. Hukuk Fakültesini bitirdi. Yüksek lisansını A.Ü. Sosyal Hizmet Bölümünde yaptı. 1974’ten beri örgütte engelli hakları mücadelesi içerisinde yer aldı. Altı Nokta Körler Derneği, Türkiye Körler Federasyonu ve Engelliler Konfederasyonu başkanlıkları yaptı. 15 yaşından itibaren sosyalist hareket içerisinde yer aldı. 12 Eylül zindanlarında yattı, işkenceli sorgulardan geçti. İki sosyalist partinin merkez komitesi ve CHP Parti Meclisi Üyesi oldu. Siyaset ve engelli hakları konusunda yüzlerce makalesi, araştırmaları ve 2 kitabı bulunuyor. Halen arabuluculuk ve serbest avukatlık yapıyor.

  • Engellilerin siyasal yaşama katılma hakkı

    Merhaba, geçen haftaki yazımda bu hafta kitlelerin siyasetten caydırma yöntemleri konusunu ele alacağımı söylemiştim. Bu konuyu daha ileri bir tarihe bırakarak bu yazımda engellilerin siyasete katılma hakkı konusuna değinmek istiyorum.

    Siyasal Yaşama Katılma Hakkı Nedir?

    Siyasal yaşama katılma; “Yurttaşların, devletin çeşitli düzeylerdeki karar ve uygulamalarını etkileme eylemi” olarak tanımlanmaktadır. (Kışlalı 1987; siyaset bilimi. s. 355.)

    Bu etkileme eylemi, parti mitinglerine katılmaktan, oy kullanmaya, karar organlarına seçilmeye ve temsil edilmeye dek geniş bir çeşitlilik göstermektedir. Mitinglere katılma, çeşitli biçimlerde destek sunma ve oy kullanma gibi etkinlikler, siyasal katılmanın edilgen; karar organlarına seçilme, yönetici roller üslenme ve temsil edilme ise siyasal katılmanın etkin biçimlerini oluşturmaktadır.

    “Siyasal katılma, toplumun çeşitli kesimlerine temsil olanağı sağlayarak, toplumda belirli bir dengenin ve uzlaşmanın oluşumunu kolaylaştırır. (…) Siyasal katılma, sistemin barışçı yollardan zaman içinde değişimine olanak tanırken, aynı zamanda karşı güçleri sistemle bütünleştirmiş, bir anlamda sistemi güçlendirmiş olur.” (Kışlalı 1987: siyaset bilimi s. 356.)

    Bu yüzden çağdaş demokrasi, katılımcı demokrasi adıyla da anılmaktadır. Katılımcı demokrasi, tüm yurttaşları ve toplum kesimlerini karar alma süreçlerine dahil ederek ve karar organlarında temsil edilmelerini sağlayarak, bir yandan sorunların, gereksinimlerin ve istemlerin, bu süreçlere birincil elden ve doğru bir biçimde yansıtılmasına olanak verirken, öte yandan, sorunların çözümü doğrultusunda ortak aklın ve iradenin oluşmasına zemin hazırlar. Böylece rejim, büyük bir esneklik kabiliyeti kazanır. Alınan kararlar herkesin ortak eseri olduğundan bu kararlara katılma eğilimi güçlenir. Muhalif eğilimler, kendilerini daha medeni ölçülerde ve biçimlerde ifade edebilirler. Zira, demokratik kanallar açık olduğundan, çoğunluğu, görüşleri doğrultusunda ikna edebilmeleri durumunda yönetici konumlara gelebileceklerini bilirler. Bu nedenle yönetimin ya da rejimin değiştirilmesi, sert ve çatışmacı yöntemleri gerektirmez.

    Her toplum; dil, inanış, etnik köken, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, bedensel yapı vb. bakımlardan farklı özelliklere sahip bireylerden ve bu bireylerin meydana getirdiği kümelerden oluşmaktadır. Farklılığın niteliği, derecesi, nedenleri ve yol açtığı sorunlar, söz konusu bireylerin toplumsal konumlarını da belirlemektedir. Farklı özellikleri ve gereksinimleriyle dikkati çeken toplumsal kümelerden biri de engellilerdir. Engelliler, toplumsal çeşitliliğin en özgün ögelerinden ve renklerinden birini meydana getirmektedirler. Bu nitelikleriyle her toplumda sayısal açıdan önemli bir ağırlığa sahiptirler.

    Birleşmiş Milletler Sağlık Örgütü’nün verilerine göre engelliler, dünya nüfusunun, yaklaşık olarak, gelişmiş ülkelerde yüzde 10’unu, gelişmekte olan ülkelerde ise, yüzde 12’sini oluşturmaktadır. Toplumda bu denli bir ağırlığa sahip olan bir kitlenin, doğal olarak, Toplum Bilimlerinin en önemli konularından birini oluşturması beklenir. Ama ne yazık ki, öyle değildir. Tıpkı toplum gibi, Toplum Bilimleri de bu önemli kitleyi yok saymış; sansür etmiş; dolayısıyla gündeminin dışında tutmuştur. İnsanlık, engellileri, ancak geçen yüzyılın ortalarından itibaren keşfetmeye, ulusal ve uluslararası belgelerde anmaya, onların da insanlığın ve yaşadıkları toplumun ayrılmaz bir parçası olduğunu kavramaya başlamıştır.

    Son yetmiş yıl içerisinde engellilerin rehabilitasyon, istihdam, eğitim ve sosyal güvenlik haklarının geliştirilmesi ve kullanılabilir duruma getirilmesi yönünde önemli çabalar ortaya konulmuş; ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre, sınırlı da olsa bazı adımlar atılmıştır. Ancak engellilerin siyasal yaşama ve kamu yönetimine katılmaları yönünde hemen hiçbir ilerleme kaydedilememiştir. Oysa çağdaş demokrasilerde siyasal yaşama katılma, tüm yurttaşlar için en vazgeçilmez haklardan biri olarak görülmektedir. Toplumun tüm bireyleri seçme-seçilme, yönetime katılma, yönetimde söz sahibi olma gibi çeşitli siyasal haklara sahiptirler. Bu hakların engelliler için de geçerli olması gerektiği kuşkusuzdur. Ancak, mevcut durum engellilerin bu haklarını son derece sınırlı olarak kullanabildiklerini göstermektedir. Bu durum, özellikle seçilme hakkı konusunda belirgin bir biçimde göze çarpmaktadır. Söz gelişi, belediye Meclislerinin toplam üye sayısı yirmi binin üzerinde iken, bu meclislerde yer alan engelli sayısı, 30’u geçmemektedir. 550 milletvekilinin bulunduğu TBMM’de üç engelli milletvekili yer almaktadır. Üstelik bu milletvekillerinin hiçbirinin engellileri temsil yeteneği bulunmamaktadır. Zira, hiçbiri bir engelli örgütüne üye olmadığı gibi, arkalarında bir engelli kitlesi de yoktur. Bu durum karşısında TBMM’de engelli temsilcisinin bulunmadığını söylemek, abartı ya da haksızlık sayılamaz.

    Bütün demokrasilerde seçme-seçilme hakkı, özgür yurttaşlara tanınan bir haktır. İlk demokrasi deneyiminin yaşandığı eski Atina’da özgür yurttaş sayılmayan köleler ve kadınlar bu haklarından yoksundular. Uzun ve kanlı mücadeleler sonucunda özgürlüklerine kavuştular ve seçme-seçilme hakkını elde edebildiler. Oysa engelliler, bu haklarını hiçbir zaman etkin ve toplumda işgal ettikleri ağırlığa uygun olarak kullanamadılar. Bu yüzden bugün bile özgür ve eşit yurttaş olamadılar.

    Eğer bir değişiklik olmazsa ülkemiz, yaklaşık 9 ay sonra milletvekilliği genel seçimlerine gidecektir. Bu seçimler, engellilerin, daha etkin bir biçimde siyasal yaşama katılmaları için bir fırsata dönüştürülebilir.

    Peki, engellilerin siyasal yaşama katılımının önündeki engeller nelerdir? Bu sorunun yanıtını önümüzdeki yazımda irdelemeye çalışacağım.

    Dostça kalın.

    Yazar hakkında:

    Turhan İçli Kimdir: 1955 yılında Sivas’ta doğdu. 10 yaşında geçirdiği kaza sonucu kör oldu. ODTÜ Sosyoloji ve A.Ü. Hukuk Fakültesini bitirdi. Yüksek lisansını A.Ü. Sosyal Hizmet Bölümünde yaptı. 1974’ten beri örgütte engelli hakları mücadelesi içerisinde yer aldı. Altı Nokta Körler Derneği, Türkiye Körler Federasyonu ve Engelliler Konfederasyonu başkanlıkları yaptı. 15 yaşından itibaren sosyalist hareket içerisinde yer aldı. 12 Eylül zindanlarında yattı, işkenceli sorgulardan geçti. İki sosyalist partinin merkez komitesi ve CHP Parti Meclisi Üyesi oldu. Siyaset ve engelli hakları konusunda yüzlerce makalesi, araştırmaları ve 2 kitabı bulunuyor. Halen arabuluculuk ve serbest avukatlık yapıyor.

  • Köyden indim Meclis’e

    Son altı ayı doğup büyüdüğüm köyde geçirdikten sonra bir salı günü, yıllarca haber peşinde koştuğum Meclis koridorlarını dolaşınca durumum tam da başlıktaki gibiydi…

    “Köyden İndim Şehire” misali yani…

    Zeki Alasya, Metin Akpınar, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Meral Zeren, Tekin Akmansoy, Perran Kutman gibi Türk sinemasının en büyük sanatçılarının rol aldığı, ne kadar seyredilirse seyredilsin yine de güldürmeyi başaran “Köyden İndim Şehire” filmindeki gibi komikler yaşamadım elbette.

    Köyde bir çuval altın falan da bulmuşluğum yoktu.

    Sadece köy kahvesindeki konuşmalardı, yanımda getirdiğim…

    xxx

    MHP grubu her zaman olduğu gibi erken başlamıştı;

    80’li yıllarda okulumuzda hoca olan, tek bir dersine bile girmediğim Devlet Bahçeli’ye kulak kabartınca dört bir yanımız düşmanla çevriliydi.

    İlk kez oy verecek gençleri, “Cumhur İttifakı ile birleşip yeni bir sayfa açmaya” çağırıyordu.

    Tersi ise “zulme, istismara, adaletsizliğe ve alçaklığa göz yummak” olurdu.

    Bahçeli’nin şu sözünü, daha bir kaç gün önce işsizlikten yakınan köyümdeki “ülkücü” gençlerin nasıl algıladığını da merak ettim doğrusu:

    “Mesele yalnızca ‘Az kazandım, çok yedim’ meselesi değildir. Mesele yalnızca ‘aç kaldım, tok gezdim’ meselesi değildir. Bunlar günü geldiğinde çabucak çözülür. Ancak vatan elden giderse, bunun dönüşü yoktur.”

    Gruptaki milletvekilleri çılgınca alkışlıyordu ama, “çabucak çözülecek gün ne zaman gelecekti” acaba…

    Toplantı çıkışında Bahçeli’nin ardında kuliste yavaş yavaş yürüyen sert bakışlı bir milletvekili “tarihi bir konuşma” diyordu.

    Bu arada, Bahçeli’nin “Polise yumruk atan bu milletin mensubu olamaz” sözlerini alkışlayanlar arasında polise, hem de Erdoğan’ın koruma polisine yumruk attığı için yargılanan bir MHP milletvekili de varmış.

    İsmini de söylemişlerdi ama not almamışım…

    xxx

    İtiraf edeyim, epeydir görmediğim meslektaşlarla sohbete dalınca HDP grubunu kaçırdım. Salonlar yan yana olunca CHP grubuna gelenlerle HDP’den çıkanlar birbirine karıştı ama birbirlerine ters bir bakışa dahi tanık olmadım.

    Bütün CHP’lilerin “devamı ne zaman gelecek” diye beklediği o büyük eyleminin, “Adalet Yürüyüşü”nün 6’ncı yıldönümü imiş.

    Toplantıyı açan Özgür Özel unutmamış doğal olarak;

    “Dünya tarihinin en barışcıl gösterisinin lideri” olarak kürsüye çağırdığı Kılıçdaroğlu’nun bir ara boğazı düğümlendi, sesinin tonu değişti, tam da “gözyaşlarını tutamadı” cümlesine sıra gelecekti ki bir milletvekilinin ayağa kalkıp alkışlamasına bütün salon eşlik edince, haberlere “duygulandı” sözcüğü yeterli geldi.

    Sahi, Kılıçdaroğlu’nun “bitmedi, sürüyor” dediği Adalet Yürüyüşü’nün başlamasının ‘sembolü’ Enis Berberoğlu dün grupta var mıydı, yoksa basına sansürün konuşulduğu komisyon toplantısında mıydı?

    Görmediysem Enis abiden bin bir özür…

    xxx

    CHP Liderinin “Sözüm senettir, mutlaka gereğini yapıp, hakkını teslim edeceğim” cümlesi çiftçilere ulaşmış mıdır bilemem, ama mazot zammından başka bir şey konuşamayan bizim köydekilerin, Meclis Genel Kurulu’ndaki “Otur yerine, terbiyesizlik yapma” gibi bağrışmalarla ilgilenmediği kesin.

    Sesler yükselince Genel Kurul’a koşan gazeteci arkadaşlara duyurulur…

    xxx

    Son bir anekdot;

    Meclis lokantasındaki yemeklere zam gelmiş.

    İnsanlar biraz şikayetçi.

    Ama aynı yemeği evde yapmaya kalksalar sadece malzemesine bile daha fazla para ödemek zorunda kalacaklarını bildikleri için yine de hallerine şükrediyorlar…

    Belki kuliste biraz daha otursam köyümdekilerin ilgisini çekecek bir şeyler görürdüm ama yağmur kesilir gibi olduğu için erken kaçmak zorunda kaldım.

    Meclis’in şeref kapısı önünde ‘başkan’larını bekleyen resmi araçların büyük çoğunluğu çalışıyordu.

    Siz benzin mazot zammını konuşmaya devam edin…

  • Alpay, yeşil sahadaki hırçınlığını TBMM’ye taşıdı ve Cansu Tiryaki’nin kırmızı kartı

    1996 yılı….

    Avrupa Futbol Şampiyonası İngiltere’de yapılıyor…

    Türkiye de finallere katılma şansını elde etmişti…

    İlk rakip Hırvatistan…

    Güçlü bir ekip…

    Türk Milli takımı iyi mücadele ediyor…

    Bir puana yaklaşmıştık…

    Maçın 86. dakikasında oyuna ikinci yarıda giren Hırvat futbolcu Vlaoviç süratli bir şekilde topla ceza alanımıza yaklaşıyor…

    Alpay bu futbolcuyu ceza alanı dışında, faul ile düşürür, kırmızı kart görebilirdi…

    Son adamdı, net gollük pozisyondu…

    Ancak  düşürmüyor, Vlavoiç ceza alanı içine giriyor, kaleci Rüştü’yü de geçip topu filelerimize gönderiyor…

    Sahadan 1-0 yenik ayrılıyoruz…

    FİFA toplanıp bu maçtaki hareketi nedeniyle yani Vlavoiç’i düşürmediği için Alpay’a  fair- play ödülü veriyor..

    Kamuoyu tartıştı…

    Kimileri Alpay’ı savundu…

    Kimileri eleştirdi…

    Milli Takım yurda dönüşünde Alpay çürük yumurta ile karşılandı…

    O Alpay…

    Şimdi AKP İzmir Milletvekili olarak TBMM’de…

    Hem de İdare Amiri…

    Genel Kurul Salonu’nda çıkan olayları yatıştırmasına yardımcı olması gerekirken…

    Vlavoiç’i  ayakla veya elle müdahale etmeyip düşürmeyen Alpay…

    Meclis’te yumrukla ve tekmeyle muhalefet milletvekillerine saldırıyor…

    Alpay Beşiktaş, Fenerbahçe forması giymiş milli takımda oynamış bir futbolcu olarak, yapıcı bir rol üstlenmesi gerekirdi..

    Giydiği formalar altında kendisini alkışlayan bugün yumruk ve tekme attığı muhalefet partilerinin milletvekilleri, çocukları, yakınları sizi alkışlamıştı…

    Bu alkışları görmezden gelmek yanlıştır..

    Futbolcu dönemindeki sertliğini, Meclise yansıtma Alpay…

    Atatürk ne söylemişti…

    “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim”

    Bu ilke ile bundan sonra Meclis’te hareket et…

    Kavga yerine sevgiyle, güler yüzle olayları sakinleştir…

    Sadece AKP’lileri değil…

    Tüm muhalefetin gönlünü kazanırsın…

    Yeşil sahalardaki hırçınlığını, Meclis’e taşıma…

    Bir milli futbolcu daha Meclis’te…

    MHP Sakarya Milletvekili…

    Futbolculuk kariyeri senin üstünde…

    Hiçbir kavgaya karışıyor mu…

    Ve  sizi her zaman kavga eden değil, yatıştırıcı olarak görmek istiyoruz…

    GS/FB FARKINDALIK YARATTI

    Galatasaray ve Fenerbahçe kadın futbol takımları 7 Aralık’ta NEFT Ali Sami Yen stadında kadına şiddeti protesto etmek için karşıya geldiler…

    Birlikte sahaya “Kadına şiddete son diyoruz” pankartıyla çıktılar…

    Maçı Fenerbahçe 7-0 kazandı…

    Skor önemli değil…

    Önemli olan böyle bir farkındalık yaratmaktı…

    Çünkü tribünlerde kadına şiddete karşı çığlıklar tüm ülkeye yayıldı…

    Yeşil sahalarda bu tür tepkilerin olması gelecek için umuttur….

    Yalnız  Soner Yalçın, maçın FİFA kokartlı hakemini eleştirmiş…

    Fenerbahçeli futbolcu Esther Cordner’e ,Galatasaraylı Queenth Daniels’in yaptığı hareket nedeniyle hakem niye kırmızı kart göstermiş…

    Dostluk maçı da olsa hakemler kuralları uygular…

    Cansu Tiryaki FİFA kokartlı ve yurt dışında maç yöneten bir hakem…

    Gözlemcisi  vardır…

    Bu tür maçlarda gözlemciden düşük not aldı mı sıkıntı yaşar…

    UEFA da bu tür hakemleri yakın takip ediyor…

    Haydi kırmızı kart göstermedi…

    Bundan cesaret alan diğer sporcular aynı hareketlerde bulunsa ne olacak…

    Çünkü Galatasaraylı kadın futbolcunun sert hareketi de kadına yapılan şiddettir…

    Cansu Tiryaki o kartı  aslında kadına şiddete yönelik hareketlerde bulunanlar için göstermiştir…