Etiket: #spor

  • Ambülanslar hastaneye hasta mı taşır, yoksa statlara fişek mi taşır?

    Göztepe-Altay maçında çıkan olaylar…

    Ekonomik çıkmaz içerisine giren…

    Geçinemeyen…

    Gerek ekonomik gerekse siyasi olarak çember içinde kalan…

    Kişilerin ortaya koyduğu tepki sonucudur…

    Bu olayları tasvip etmek mümkün değildir…

    Çünkü sporda şiddet olmaz…

    Özü kardeşlik, sevgi, barıştır…

    Bu nedenle…

    Göztepe-Altay maçında yaşanan olaylar…

    Bir fişek ile başlatıldı…

    Ortalık karıştı…

    Bu fişekleri stadın içine sokan…

    İki ambülans görevlisinin olması da düşündürücü…

    Hastaları, rahatsızlık hissedenleri en acil bir biçimde hastaneye yetiştirmekle görevli ambülans şoförlerinin böyle bir olaya karışması…

    Bir gerçeğin daha gün yüzüne çıkmasına neden oldu…

    Demek ki…

    Fişekler, yaralayıcı cisimler, pankartlar çeşitli kentlerde oynanan maçlarda statlara ambülanslarla taşınıyormuş…

    Bu iki ambülans şoförü ekonomik çıkmaz nedeniyle…

    Fişeği stada sokmak için belli bir para aldı mı?

    Bu konu da geniş biçimde araştırılmalı…

    Futbol Federasyonu daha önce açıklamıştı…

    Derbi maçlarda deplasman takımı taraftarları gidemeyecek…

    Fenerbahçe maçında Galatasaray taraftarı Kadıköy’e gidemeyecek…

    İyi güzel de…

    İzmir’de iki güzide kulübü Göztepe ve Altay hem ezeli rakip, hem ebedi dostlar…

    Böyle bir maçta neden deplasman takımın taraftarına yasak getirilmedi…

    Anlamış değilim…

    Futbolda alınan her kararı üç büyük takım için uygulamaya geçirirseniz…

    Gelinen nokta ortalığı karıştıracak fişek olur…

    Statlara girişlerde…

    Medya mensubu sıkı şekilde aranıyor…

    Foto Muhabirlerinin çantaları didik didik ediliyor…

    Taraftarlar da girişlerde turnikelerde aranıyor…

    Yine de holiganlar…

    Futbol teröristleri…

    Fişeklerin, yabancı cisimlerin statlara sokulması için bir yolunu buluyor…

    Ambülans bunun örneği…

    Çünkü aranmıyor…

    Stada rahat giriyor…

    Bu olaydan sonra her yerdeki maçlarda ambülanslar da didik didik aranacak…

    Aranması da gerekir…

    Statta rahatsızlık geçiren kim olursa olsun…

    Önce ilk müdahaleyi yapacak sağlık görevlilerini taşıyan, daha sonra acil olarak hastaneye yetiştirip…

    Tedavilerinin yapılmasını sağlayan ambülans şoförleri…

    Hayat kurtarmaya çalışırken…

    Can almaya yönelik fişek taşımalarından…

    Ders çıkarmalıyız…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • CHP Spor Kurulu ne yapar?

    Seçimler yaklaştıkça…

    Siyasi partiler her konuda çalışmalarını hızlandırdı…

    Spor da bunlardan birisi…

    Millet İttifakının en büyük birleşeni…

    Lokomotifi…

    CHP Spor Kurulu kısa da olsa neler yaptıklarını, yapacaklarını anlatma olanağı buldu…

    CHP Spor Kurulu Başkanı ve Genel Başkan Baş Danışmanı Kenan Nuhut…

    Ankaralı Spor Yazarlarıyla kahvaltıda buluştu…

    Kahvaltı öncesi dağıttığı kitapçıklarda…

    Neler yaptıklarını ve yapacaklarını toplamışlardı…

    Başlıklar şöyle…

    -Güncel Spor Konuları Ön Analiz Raporu

    -CHP Spor Kurulu Spor Politikaları Önerileri

    -Yerel Yönetimler ve Spor

    -Spor Kurulu Bildirgeleri

    -Şimdi Spor Zamanı

    -E-Spor Gelişimi ve Fırsatları

    Altı ana başlıkta toplanmış…

    Tesadüf mü, bilinçli mi…

    CHP’nin 6 ok ilkesi doğrultusunda toplandığı dikkati çekiyor…

    Ama kitapçıklar…

    2021 yılında basılmış…

    Her halde yineleyeceklerdir diye düşünüyorum…

    Konuların tartışılmasından yanayım…

    Şu da gerçek ki…

    Sosyal Demokratlar spora biraz uzak…

    İktidar mı olduk diyecekler…

    İktidar oldukları dönemlerde

    Şimdiye kadar üç Spor Bakanı, iki Gençlik ve Spor Genel Müdürü görev yaptı…

    Güzel işlere imza attılar…

    Yüksel Çakmur…

    Rahmetli Fikret Ünlü…

    Erdoğan Toprak…

    Bakan olarak…

    İsmail Hakkı Güngör…

    Kemal Mutlu…

    Genel Müdür olarak görevde bulundular…

    Rahmetli Fikret Ünlü kısa bir süre de Gençlik ve Spor Genel Müdür vekili olarak görev yaptı…

    Bu beş isimle de Spor Yazarı olarak haftanın beş günü nerede ise beraberdik…

    Bakanlık, genel müdürlük biz haberciler için mesken olmuştu..

    Şimdi ise güvenlikten içeri girmek için randevu gerekiyor…

    Ne ise…

    Gelelim CHP Spor Kuruluna…

    Teoriyi üretirsiniz, ancak pratiğe çevirmediğiniz zaman toplanıp dağılırsınız…

    Bugün yaklaşık…

    60’ın üzerinde federasyon var…

    CHP Spor Kurulu’nun 25 yönetim kurulu üyesi varmış…

    Demek ki 25 kişiye…

    İki federasyon çalışmalarını takip etmek düşer…

    Bir anlamda gölge federasyon kurmuş olursunuz…

    Böyle bir çalışma yok…

    Sporda da…

    Yolsuzluk var…

    Taciz olayları…

    Liyakatsız atamalar yapılıyor…

    Çoğu federasyon soruşturma geçiriyor…

    Bu konuda CHP Spor Kurulu sessiz kalıyor…

    Bilgi ve belgeler toplanır…

    En azından ayda bir grup başkanvekilleri bu bilgi ve belgeler doğrultusunda mecliste yaptıkları basın toplantısında dile getirirler…

    İzleyenler de sporda da neler yaşandığını öğrenmiş olurlar…

    Yoksa kitapçıklar yazmışsın…

    Teoriler üretmişsin…

    Halka duyurmadıktan sonra…

    Kendiniz çalıp, kendiniz oynarsınız…

    CHP Spor Kurulu…

    Öncelikle kendi belediyelerinde faaliyet gösteren spor kulüplerinde etkili ve söz sahibi olmalıdır…

    İşte bu olmadığı için…

    Federasyon Başkanlığı seçimlerinde etkili olamadı…

    CHP Spor Kurulu ürettikleri teoriyi ne kadar pratiğe çevirirlerse başarılı olur…

    6 ok işte o zaman sporda da hedefi vurur…

    Benden söylemesi…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Konya’daki İslam Oyunları ve kaçıncı kavga

    Resmi kayıtlara göre…

    5.İslam Dayanışma Oyunları 9-18 Ağustos tarihleri arasında Konya’da düzenlenecek…

    Ne yazık ki…

    Bir gerçek görmezden geliniyor…

    1.İslam Dayanışma Oyunları…

    1980 Askeri Darbe sonrası İzmir’de düzenlendi…

    Bu oyunlarda…

    Güreşte 18 altın, 2 gümüş…

    Atletizmde…

    Yüksek atlamada Ekrem Özdamar…

    Maratonda Mehmet Terzi…

    Ve diğer kategorilerde…

    Ülker Kutlu…

    Semra Aksu…

    Esen Özgener…

    Tayfun Akgün…

    Temel Erbek…

    Altın madalya kazanan sporcularımız olmuştu…

    Bu sonuçlarla…

    Toplam 62 altın…

    33 Gümüş…

    18 Bronz…

    Olmak üzere 113 madalya kazanarak…

    1980 yılında yapılan bu İslam Dayanışma Oyunları’nda Türkiye madalya sıralamasında birinci olmuştu…

    Bu oyunları kabul etmiyoruz…

    Ya da yok sayıyoruz…

    Saymamakla…

    Haklılar…

    Bir ilki başarmanın öyküsünü yazacaklar…

    Türkiye bu oyunlarda yine toplam madalyada birinci sırada yer alır…

    Burada önemli olan genç sporculara müsabaka yapması için fırsat verilmeli…

    Böylece tecrübe kazandığı gibi, ileride neler yapabileceğini de görmüş oluruz…

    Ama gözümüz…

    Madalya diye karardı…

    Elbette madalya önemli

    Alınacak madalyalar sonrası…

    Türk sporunun çağ atladığını…

    Belirterek nutuklar atacağız…

    Yine kendi kendimizi kandıracağız…

    Başarının göstergesi…

    Avrupa…

    Dünya şampiyonları…

    En önemlisi de…

    Olimpiyatlar…

    1924 Paris Olimpiyat Oyunları’nda neler yapacağız…

    Hep birlikte göreceğiz…

    Ancak şunu da belirtmekten…

    Geçemeyeceğim…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı…

    Konya Büyükşehir Belediyesi…

    Gençlik Hizmetleri Spor Genel Müdürlüğü…

    Üçgeninde kavga var…

    Bu organizasyonda…

    Herkes kendisine pay çıkarmaya çalışıyor…

    Bu kavga…

    Oyunlar süresince de…

    Devam edeceği benziyor…

    Sonuç ne olacak göreceğiz…

    Sporcularımıza başarılar diliyorum…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Fenerbahçe Ali İsmail ile kazandığı ruhu Putin ile kaybetti

    Sporun…

    Dili…

    Dini…

    Irkı…

    Olmaz…

    Almanı, İngilizi, Fransızı…

    Rumu, Ermenisi…

    Olmaz…

    Lazı, Çerkezi, Efesi, Dadaşı, Kürtü….

    Olmaz…

    Doğulusu, Batılısı, Kuzeylisi, Güneylisi…

    Olmaz…

    Alevisi ,Sünnisi, Yahudisi…

    Olmaz…

    Böyle ayrım yapanların…

    Sporda yeri olmaz…

    Spor…

    Kardeşliktir…

    Barıştır…

    Sevgidir…

    Dostluktur…

    Fair-play çerçevesi içinde…

    Rekabet etmektir…

    Spor…

    Ülkeler arasında dostluğun kurulmasında…

    Bir köprüdür…

    Olimpiyatların nedeni budur…

    Barışın en önemli gücüdür…

    9-19 Ağustos tarihleri arasında Konya’da İslam Oyunları yapılacak…

    Bu oyunlarda…

    Iranlı, Cezayirli bir sporcu…

    Oyunlar rekoru denemesi yaptığı zaman…

    O salonu ve stadı dolduranlar sevgilerini, desteklerini alkışlarıyla gösterip, arkasında olmalıdır…

    Sporun milleti…

    Dini yoktur…

    Sporun inancı vardır…

    Konya’da yapılacak İslam Oyunlarında Tunuslu bir bir atlet Türk sporcusu karşısında seyirciden tempo istiyorsa…

    Bu tempo gösterilmelidir…

    Spor ruhu…

    Spor aşkı varsa…

    Seyircilik görevini yerine getireceksin…

    Sen nasıl tuttuğun takımın ve ülkenin takımının kazanmasını istiyorsan…

    Karşı takımın ve ülkenin sporcusu da kazandığı zaman saygı gösterip, alkışlamak gerekir…

    Nasıl ki…

    Halterde cep herkülü unvanıyla yarışan rahmetli Naim Süleymanoğlu’nun rekorlarını Alman, Ermeni, Fransız, İngiliz, Belçikalı seyirciler gözyaşlarıyla alkışlıyorsa…

    Bu sporun ruhudur…

    Olaya bu açıdan baktığımızda…

    Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi 2. Ön eleme maçında Ukrayna’nın Dinamo Kiev maçında yediği ilk gol sonrası…

    Dinamo Kiev’li futbolcunun abartılı sevinci sonrası…

    Şükrü Saraçoğlu Stadında Fenerbahçeli taraftarların bir kısmının tribünlerden ”Vladimir Putin” tezahüratı sporun ruhuna aykırıdır…

    Rusya – Ukrayna savaşında…

    Rusya’nın, Ukrayna’nın egemenliğine saldırması sonucu…

    Siviller, çocuklar öldürüldü…

    Öldürülmeye de devam ediyor…

    Bu talimatı verenin…

    Putin olduğu bilindiği halde…

    Fenerbahçeli taraftarların Putin’e destek vermesi spor ahlakına karşıdır…

    Bu nedenle…

    Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) Fenerbahçe hakkında “Uygunsuz hareketler” nedeniyle soruşturma açtı…

    Sonuç ne olur…

    Fenerbahçe…

    Para cezası…

    Seyircisiz oynama…

    İki maç saha kapatma…

    Cezası alır…

    Bu cezalar bir anlamda unutulur…

    Ancak Fenerbahçe taraftarlarının Putin’e destek tezahüratı unutulmaz…

    Nasıl ki…

    Gezi davasında…

    Öldürülen…

    Ali İsmail Korkmaz için…

    Fenerbahçe tribünlerinin koro halinde söylediği…

    “Ali İsmail Korkmaz, Fenerbahçe Yıkılmaz”…

    Tezahüratının unutulmadığı gibi…

    İşte bu nedenle…

    Fenerbahçe…

    Ali İsmail ile kazandığı sevgiyi, kardeşliği, barışı…

    Putin ile kaybetti…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Futbol afyon, statlar bacasız fabrikalar

    Kapitalizm kâra ve sömürüye dayalı bir sistemdir…

    Her faaliyetinde ne kadar kazanacağım diye…

    Avucunu ovuşturur…

    Her alanda böyledir…

    Spor da bu araçlardan biridir…

    Burjuvazi gücünü ve etkisini yitirmeye başladığı zaman…

    Başka alanlarda gücünü yaratmaya çalışır…

    Sporu da bu amaçla kullanır…

    Bu nedenle emekçiler…

    Yoğun iş günü dışında…

    Boş kaldıkları zaman

    Futbol…

    Basketbol…

    Voleybol…

    Gibi sporları izleyerek…

    Spor-Toto, İddaa, at yarışı, milli piyango gibi şans oyunları oynayarak geçiriyorlar…

    Yorgun argın olmasına karşın…

    Tuttuğu takım kazanırsa…

    O günün yorgunluğunu atmış olur…

    Fabrikadaki sömürüyü bir anda unutur…

    Yeni iş gününe hazır hale gelmiştir…

    Bir ölçüde çalıştığı yerdeki baskıyı, sömürüyü bir kenara bırakmıştır…

    Aynı serviste işe giderken…

    Beraber sömürüldüğü arkadaşının tuttuğu takımı yenmiş ise…

    Ona takılmadan edemez…

    Bir ölçüde çalıştığı yerdeki baskıyı, sömürüyü bir kenara bırakmıştır…

    Servis aracından indiği zaman…

    Yine birlikte emek harcarlar…

    Dünya, Avrupa ve Olimpiyatlardaki sporcularımızın yarışmaları…

    Alınacak madalyalar, galibiyetler…

    Milliyetçilik duygusunu kabartır…

    İşçi hastalandı mı?

    Bir saat bile izin vermeyen…

    Doktora gittiğinde…

    Mutlaka rapor isteyen…

    İşveren…

    Milli maç oldu mu…

    İşçilerine iki saat izin verip…

    İzlenmesini sağlamak boşuna değil…

    Yoksulluk…

    Açlık…

    İnsan hakları…

    Hak…

    Hukuk…

    Adalet…

    Arayışına tepkisiz bir halk yaratmaktır…

    Amaç bu…

    Bunun için de…

    Futbol bu yollardan biridir…

    Günümüzde futbol tüm dünyada afyon…

    Stadyumlar ise…

    Bacasız fabrikalardır…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Deniz, Yusuf, Hüseyin ve Metin Oktay

    6 Mayıs…

    Deniz…

    Yusuf…

    Hüseyin…

    Üç fidan…

    6 Mayıs 1972’de idam edildiler…

    Karşıyaka Mezarlığına gidip…

    50.yılında andık…

    Marşlar söyledik…

    Sloganlar attık…

    Tam Bağımsız Türkiye diye haykırdık…

    Üç fidanın idamını önlemek için…

    Eylemler yapan ve Kızıldere’de katledilen…

    Mahir Çayan’ı da…

    Unutmadık…

    Saygıyla andık…

    Üç fidanın idamını engellemek için…

    Türk futbolunda da bir isim vardı…

    Galatasaray ve Milli takımın golcüsü…

    Türk futbolunun Taçsız Kralı…

    Metin Oktay’dı…

    Metin Oktay sosyalist düşünceyi hep savundu…

    Oyunu İşçi Partisi’ne verdiğini açıklayan tek futbolcuydu…

    Tüm futbolseverlerin efsane ismi olmuştu…

    Fenerlisi, Beşiktaşlısı Metin Oktay’a saygı duyardı…

    Metin Oktay…

    Üç fidanın idamını engellemek için imza kampanyası başlattı…

    Her yerde, her platformda idama karşı çıktı…

    Ancak gücü yetmedi…

    Türk futbolunda Metin Oktay’dan sonra bir başka Metin olan Metin Kurt da sosyalist mücadelesini sürdürdü…

    O da arkadaşları tarafından yalnız bırakıldı…

    Metin Oktay şimdiki bazı futbolcular gibi…

    Ne tarikata sığındı…

    Ne de Cumhurbaşkanına, Başbakana…

    O hep bildiği doğruda hareket etti…

    O’nu Taçsız Kral yapan hareket de buydu…

    Metin Oktay futbolu bırakınca…

    CHP ve Adalet Partisi…

    “Gel bizden milletvekili ol” diye baskı yaptı…

    Ve şu yanıtı verdi…

    “İkinizin de teklifine hayır diyorum beyler. Benim sahada yaptığım ayak oyunlarının ne değeri olur, ne sözü olur, mecliste sizlerin arasında”

    Üç fidanı andığımız günde…

    Türk futbolunun Taçsız Kralını da unutmayalım…

    Futbol hayatı boyunca 632 gol atan…

    1991 yılında vefat eden…

    Metin Oktay’ı…

    Türk futbolunun sosyalist futbolcusunu bir kez daha saygıyla anıyorum, analım…

    İmza kampanyasında…

    Üç fidanın idamını engelleyemedi…

    Ancak neden Taçsız Kral olduğunu bir kez daha gösterdi…

  • Metin Kurt,1 Mayıs ve spor emekçileri

    Galatasaray’da oynadı…

    Milli formayı giydi…

    Giydiği formayı sonun kadar terletti…

    Çünkü o bir futbol emekçisiydi…

    Sömürülüyordu…

    Kulüp başkanları istediği gibi at oynatıyordu…

    Futbolcular başta olmak üzere tüm sporcular sömürülüyordu…

    İşte Metin Kurt bu sömürüye karşı çıkmak için…

    Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nı (Spor Emek-Sen) kurdu…

    Sendikaya üye akını başladı…

    Ne yazık ki Metin Kurt’u Galatasaray’da takım arkadaşları yalnız bıraktı…

    1970 yılında formasını giydiği sarı-kırmızılı kulüpte, sendikal faaliyetler nedeniyle kadro dışı bırakıldı…

    1976 yılında Kayserispor’a transfer oldu…

    Formanın rengi yine sarı-kırmızıydı…

    Üç yıl sonra 31 yaşında futbolu bıraktı…

    Metin Kurt her ortamda sporcuların sömürüldüğünü dile getirdi…

    1995 yılında Evrensel Gazetesi’nde birlikte çalıştık…

    Spor Müdürlüğü görevini yapıyordu…

    Hep sporcuların emeklerinden yana bir spor sayfasını keyifle hazırlardık…

    Çoğu toplantılara birlikte katıldık…

    Metin Kurt 2012 yılında vefat etti…

    10 yıl geçti…

    Futbolcular ve sporcular egemen güçlerin elinde…

    Para kazananlar da var…

    Ancak kazanamayanlar…

    Bir kenara itilenler de var…

    1 Mayıs 2022…

    Metin Kurt’u bir kez daha saygı ile anarken, O’nun 1 Mayıs ve spor emekçileriyle ilgili yıllar önce sendikalaşmanın önemini belirten konuşmasının virgülüne, noktasına dokunmadan siz okurlarıma aynen aktarıyorum…

    “Günümüzde spor bir oyun değil artık, sporcular da artık oyuncu değiller. Spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi sporu metalaştırmış, sporcuları da doğal işçi yapmıştır. Ama bu yasal zemin de yok. Özel Spor Yasası çıkması gerekirken, onun yerine İş Kanunu’nda, ‘sporculara uygulanmaz’ maddesi var. İş kolu olarak bile kabul edilmiş değil, bu kadar paraların döndüğü bir alan üstelik.
    Bizim sendikanın adı futbol sendikası değil, Devrimci Spor Emekçileri Sendikası. Tabandan tavana doğru bütün sporcularla mücadele veriyoruz biz.
    “Sanayi devriminden sonra, işçiler örgütlenip mücadele etmeye ve kazanım elde etmeye başlıyorlar. İşgünü saatlerini kısaltıyorlar. Sermaye, işçilerin boş zaman elde etmesinden, sınıf savaşımını kızıştıracağı gerekçesiyle korkarak sporu ortaya atıyor. Fabrika takımları oluşturuluyor. “Aile” görüntüsü verilerek; patron, işçi ve memurlar aynı takımda yer alıyorlar. Tribünlerde kimler kavga ediyor? Dayanışma içerisinde olması gereken, aynı işkolundaki işçiler. Bundan kimler kazançlı çıkıyor? Patronlar. Bunu işçi liderleri fark ediyorlar. Örgütlü işçilere “Maçlara gitmeyin, bu bize bir tuzaktır” diyorlar ama öyle bir tutku gelişiyor ki, engelleyemiyorlar. O zaman ayrı örgütlenmeye, ayrı takım kurmaya karar veriyorlar. Patronları almayan işçi takımları. Bu sefer de, özellikle Almanya’da, işçi kulüplerinde spor yapan sosyalist işçiler, S.A.’lara (y.n.: Nazilerin paramiliter askeri örgütü) çok kolay hedef oluyorlar. O zaman da solcular bu işi görmezlikten gelmeye başlıyorlar. 3F hikâyesiyle, “kitlelerin afyonu” hikâyesiyle bu işten uzak durmaya çalışıyorlar.

    12 Eylül’den önce bir sendikacı maçlara gittiğini, takım tuttuğunu kolay kolay söyleyemezdi kimseye. Daha sonra, sosyalist ülkelerin olimpiyatlara girmesiyle, amatörlüğü ön plana çıkarmaya başladılar. “Seyir değil, kitle sporu” sloganıyla, profesyonellerin yaptığı spora karşı çıkıp, oyunu baz alan; ama aslında yine aynı tabanda olan bir şeyi savundular. O da tutmadı. Ben bütün bunların hepsinin pratiğinde olduğum için, bu olaya muhalif açıdan yaklaşmanın bir tek yolu kaldığını düşünüyorum: Biz spordan yana değil, sporcudan yana olmak zorundayız. Sporda fanatik değil, izleyici olmak zorundayız. Sporcular da örgütlü olarak kendi haklarını sermayeye karşı savunabilmeli. Spor Emekçileri Sendikası, bu ikisini birden yapmaya çalışacak.

    Bir de şu var: bu sporu asıl spor yapan, burjuva rekabet ideolojisi. Burjuva kurumlarındaki bu oyunu, işçilerin oynaması da yanlış. O da kendi kalemize atılan bir gol. Biz birbirimizi neden kapitalist rekabet ideolojisiyle kıralım? Eğer ben sınıf bilinci içerisinde bir işçiysem, dostça yarışırken niye karşımdakine çelme çakayım?
    Bu mücadeleyi herkesin desteklemesi gerekiyor. Bugün artık yüreğinde iyilik, doğruluk, güzellik meşalesi olan herkes, bu meseleye sağ-sol meselesi olarak değil, ekmek meselesi olarak bakmalı ve onu desteklemeli.”
    “Sanayi devrimi döneminde İngiltere’de, topraklarından koparılan insanlar devrimci burjuva demokratik sisteminin doğal uzantısı olan modern köleler olarak 18 saat çalıştırıldı. O sırada İngiltere’de de etkileyici bir sendikal hareket vardı. 1 Mayıs 1848’de ilk kez işçiler-emekçiler patronlarını masabaşına oturtup, on saatlik işgününe imza attırdılar. Her 1 Mayıs’ta aslında o tarihi zafer anı kutlanır. Son 1 Mayıs’tan buruk ayrıldım. Çünkü 1 Mayıs sisteme karşı mücadelenin simgesi olmak zorunda. Renklerin kardeşliği hikayesi değil, sınıfın kardeşliğidir olay. Bu yıl bu ayrım yapılamadı. Kürsülerden sınıfın kardeşliği üzerine değil renklerin kardeşliği üzerine mesajlar verildi. Sistemle bütünleşmenin, sistemi savunanların mesajları verildi. Oysa ki bizim kurtuluşumuz. Sistemi dönüştürmektir. Sistemle mücadeledir. Bu yüzden bu 1 Mayıs bana göre eksik kaldı.

    İşçi sınıfı üretim sürecinde yaptığı mücadeleyi yeniden üretim sürecine taşıyamamış. Oysaki sömürü, yeniden üretim sürecinde sanat, kültür, spor gibi etkinliklerle devam ediyor. Şu anda milyarların döndüğü sektörde spor emekçisi tanımı iş kanununda bile geçmiyor. Ama diğer taraftan sigortalılar da. Amatör sporcular, sözleşmesiz, sosyal güvencesiz sporcular, profesyonel sporcular da sözleşmeli ama yine sosyal güvencesiz sporcular. Hepsi sosyal güvencesiz. Bizim meselemiz sistemle. Sistem değişmediği müddetçe kaç sporcu üye olursa olsun fark etmez. Bizim derdimiz tabandan başlayan bir örgütlenme kurabilmek.”

    “Türkiye’de spor denince akla futbol futbol denince de akla parmakla sayılabilecek sayıda elit futbolcu gelmektedir. Sermayenin uydurduğu bu sahte ortamda sporcuların örgütlenmesi ise gereksiz görülmektedir. Oysa trilyonlar kazanan elit futbolcularla, spor emekçilerinin genelini özleştirmek, sermayenin sınıf çıkarları gereği ortaya koyduğu bilinçli bir propagandadır. Bu durum spor ve sporcu gerçeğini yansıtmamaktadır.
    Sporcuların gerçek durumundan yola çıkan ve emeğin öncelikli değer anlayışını benimsemiş, şimdilik bir avuç spor emekçisi sistemden kaynaklanan ve yüz binlerce spor emekçisini içine alan spordaki sömürüye son vermek amacıyla Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası (Spor Emek-Sen)’ni kurmuşlardır.
    Artık hiçbir şut emekçi kalesine girmeyecek, önce sporda ter dökenler kurtulacaktır.”

  • Emperyalizmin yüzü ve spor

    Emperyalizm yine yüzünü gösterdi…

    İki süper güç ABD ve Rusya yine karşı karşıya geldi…

    Soğuk savaş rüzgarları esmeye başladı…

    Silah tüccarlarının iştahı kabardı..

    Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi kabul edilemez…

    Dünyanın savaşa değil, barışa ihtiyacı var…

    Rusya’nın Ukrayna’nın NATO ülkesi olacağını, bu da kendi güvenliğini tehlikeyi sokacağını bahane edip saldırması, buna karşın NATO’nun askeri yanıt vermemesi de düşündürücüdür… Yıllar öncesinde şöyle haykırmıştık…

    Ne Amerika…

    Ne Rusya…

    Bağımsız Türkiye…

    Suçlu bu sloganı haykıranlar oldu…

    Çok bedel ödendi…

    Gelinen nokta bu…

    Şu bir gerçek ki Üçüncü Dünya Savaşı çıkmaz…

    Soğuk savaş rüzgarları estirilir…

    Silahlar satılır…

    Bu silahlara hedef olan masum insanlar ölür…

    Soğuk savaşın spora etkisi mutlaka olacaktır…

    İki süper gücün yarış içerisinde olduğu ve propaganda aracı olarak kullandığı alanlardan biri de spor…

    Her branşta birbirlerine üstünlük kurmak için kıyasıya yarış içerisinde oldular…

    Özellikle olimpiyatlarda sporcularını özel teşvikle hazırladılar…

    Zaman zaman da olimpiyat felsefesine ters düştüler…

    Olimpiyat oyunlarına politika karıştı…

    1952 Helsinki Olimpiyatları’na davet edilen Rusya diğer Doğu Bloğu ülkeleriyle ayrı bir olimpiyat köyü kurdu…

    Batıdan gelen sporcularla aynı yerde kalmadılar…

    Böylece soğuk savaş ilk kez Helsinki olimpiyatlarına yansımış oldu….

    Şimdi…

    UEFA, 28 Mayıs 2022 tarihinde Petersburg’da oynanacak finali alıp, Paris’te oynanmasına karar verdi…

    Rusya’ya olan bir tepkiydi…

    Bir tepki de Euroleague’den geldi…

    Rusya’da oynaması planlanan tüm karşılaşmaların geçici olarak Rusya dışında oynanmasını kararlaştırdı…

    Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) de harekete geçti…

    Uluslararası federasyonlara çağrı yaparak…

    Rusya ve Belarus’taki spor organizasyonlarının iptal edilmesini istedi…

    Şimdi gözler uluslararası federasyonlarda…

    Nasıl bir tepki gösterip, karar alacakları önümüzdeki günlerde netlik kazanacak…

    Sporda dil, din, renk, cinsiyet ayrımı yoktur…

    Spor sevgi, kardeşlik, barıştır…

    Ne yazık ki…

    Kardeşliğe, sevgiye, barışa…

    Silah tüccarlarının çıkarı için masum insanlara kadın-erkek, çocuk, yaşlı demeden bombalar füzeler, kurşunlar atılıyor, sıkılıyor…

    Savaşa hayır…

    Barışa evet…

    Bu sloganı hep birlikte haykıralım…

    Dünya halkları savaş değil, barış istiyor…

    Sporda savaş rüzgarı değil madalyalar, rekor rüzgarları esmeli…

    Bunun içinde barıştan, sevgiden yana olan sporcular da savaşa hayır seslerini yükseltmeli…

  • Muhalefet sporda da hesap sormalı

    Türk sporunda neler oluyor…

    Kimsenin umurunda değil…

    Federasyonlara aktarılan paralar nereye gidiyor…

    Her federasyon borç batağında…

    Federasyonların ofislerine bakıyorsunuz…

    Öyle lüks yerlerde ki

    Kira ödüyorlar…

    Geçmiş yıllara baktığımızda…

    Federasyonlar Ulus’ta Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün binasında veya Zafer Çarşısı’ndaki ek binada görev yaparlardı…

    Ofisler yeterliydi…

    Şimdi tam bir savurganlık içerisinde federasyonlar…

    Devletin malı deniz…

    Yemeyen domuz misali…

    En lüks yerlerde federasyonlar faaliyetlerini sürdürüyor…

    Hani tasarruf vardı ya…

    Bir federasyonun aylık masrafı 20 binin üzerinde…

    66 federasyon olduğuna göre…

    Aylık kira masrafını siz düşünün…

    Şunu da belirteyim…

    Federasyon Başkanları fahri görev yapıyor…

    Nasıl bir fahri görev anlamış değilim…

    Yinelemekte fayda var…

    Federasyon başkanları, birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlığı belgelenmeli…

    Görev yaptıkları süre içerisinde nasıl bir fahri görev yaptıkları ortaya çıkmalı…

    Çıkar mı?

    Çıkacağını düşünmüyorum…

    En basit bir örnek…

    Hentbol’de yaşanan iki olay…

    Milli takım Güney Kıbrıs Rum kesimine gidiyor…

    Milli takımdan bir sporcunun kovid nedeniyle Türkiye’ye uçuşuna izin verilmiyor…

    Milli takım kafilesi bu sporcuyu orada bırakıp dönüyor…

    En azından bir kişinin yanında bırakılması gerekirdi…

    Sporcumuz sonradan getiriliyor…

    Hentbol’de ikinci vaka ise…

    Belçika ile yapılacak Avrupa Şampiyonası eleme maçları öncesi yaşandı…

    Belçika Federasyonu, Hentbol Federasyonu’na PCR testinin olması şartını koyuyor…

    Ancak federasyon unutuyor…

    Hava alanından geri dönüyor…

    Maç günü test yapılıyor ve Belçika’ya uçuluyor…

    Milli takım 10 fark ile yenilip dönüyor.

    Ne yapılıyor…

    Bu federasyonlar hakkında…

    Hiçbir şey…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı

    Soruşturma yapamıyor…

    Çünkü kendi seçtikleri federasyon başkanları…

    Güçleri yetmez…

    Federasyon başkanlarının arkasında siyasi güçler yer alıyor…

    Böyle olunca da…

    Federasyon başkanlarından hesap sorulur mu?

    Soramazlar efendim…

    Soramazlar…

    İktidar soramadığına göre…

    Muhalefet sporu ihmal etmemeli.

    Hesap sormalı.

    Öyle yolsuzluklar var ki…

    Muhalefet bir de…

    Yolsuzluklara spor penceresinden bakmalı…

  • Testi pozitif çıkan sporcular açıklanmalı

    Kovid…

    Hayatımızdan çıkmıyor…

    Yaşantımızı alt üst etti…

    Nereye bakarsanız kovid…

    Yeterli önlem alınıyor mu?

    Bence hayır…

    Rakamlar gerçekçi mi?

    Hayır…

    Vaka sayısı artıyor…

    Yine de gizliyorlar…

    Sporda da kovid 19 vakaları nedense gizleniyor…

    Takımlarda kovid testi pozitif olanların sayısı rakamsal olarak veriliyor…

    Bu yeterli değil…

    Futbolda…

    Süper lig…

    1.Lig…

    2. ve 3.lig maçları iddiaa da ve Spor Toto’da yer alıyor…

    Basketbol öyle…

    Voleybol…

    Hentbol…

    İddiaa da yer alan federasyonların müsabakaları…

    Ne yazık ki…

    Kovid konusunda gerçekçi bir açıklama yapılmıyor…

    İddiaa ve Spor Toto oynayanlar…

    Çünkü ona göre…

    Hayal kuruyorlar ve kupon dolduruyorlar…

    Hangi futbolcunun veya sporcunun…

    Kovid olduğunu ismen bilmek zorunda…

    Ona göre kuponlarını işaretliyorlar…

    O zaman…

    İştirakçileri mağdur etmemek için…

    Başta Futbol Federasyonu olmak üzere…

    Voleybol.

    Basketbol…

    Hentbol…

    Federasyonları ve kulüpler kovid testi pozitif çıkan futbolcu ile sporcularının isimlerini açıklamalıdır…

    Çünkü…

    Sonucu etkileyecek futbolcu ve sporcuya göre…

    İddiaa ve Spor Toto oynayanlar kimin kovid olduğunu bilmelidir…

    Hatta Merkez Hakem Kurulu da hangi hakemin kovid testinin pozitif olduğunu ismen açıklamalı…

    Neden korkuyorlar…

    Burada mağdur olan iştirakçiler…

    Maç günü hangi futbolcunun, hangi sporcunun veya hakemin kovid testini pozitif olduğu listeler açıklandığında belli oluyor…

    Bu nedenle…

    Futbolcu ve sporcuların kovid olduğu isim ve takım olarak açıklanmalı…

    Kulüpler de …

    Hangi futbolcunun veya sporcunun kovid testinin pozitif olduğunu kamuoyu ile isim isim paylaşmalı…