AŞKIN ISTIRABINI ÇEKMEK KOLAY DEĞİLDİR
Aşka atfedilen olağanüstü anlamlar nedeniyle aşkın ıstırabını çekmek hiç de kolay değildir. Âşık bir insanın yapabileceklerinin sınırını kestirmek hele hiç mümkün değildir. Aşk güzel şey anlaşılan, bütün güzel şeylerde olduğu gibi külfeti de bir hayli yüklü. Ülkemizi tek başına yöneten, hepimizin kaderini tek bir buyrukla belirleyen, ol deyince olduran, öl deyince öldüren, kendisine haşa bir saygısızlık yapıldığında saygısızlık yapana dünyayı dar eden, “milletine sevgi ve şefkatinden” asla kuşku duyulmayan velinimetimiz, efendimiz emekliye, dula, yetime, kimsesizlere ve ülkenin bilcümle yurttaşlarının iaşelerine zam yaptıktan sonra “biz size aşığız!” buyurdu. Kuşkusuz muhterem daha önceleri de “biz size aşığız” buyurmuşlardı. Bu aşkın nelere yol açtığını, ne bedeller ödettiğini biz maşuklar pek iyi biliyoruz. Bu aşkın ceremesini bizler hala çekmeye devam ediyoruz. Muhteremin kullandığı “biz” ifadesi her ne kadar çoğul özneye işaret etse de tek başına kendisini ima ettiği ortada, ancak muhterem tek adamın devlet yerine geçtiğini de yine hepimiz çok iyi anladık, anlamaya devam ediyoruz. Bu aşkın hem muhterem tek adamın nazarında hem de temsil ettiği hegemonik erkeklik nezdinde nasıl bedeller ödettiğini belki olaylarla ve rakamlarla anlatmak daha anlaşılır kılacaktır.
TEK ADAMIN AŞKI BOŞANMAYI KABUL ETMEYEN EŞİN AŞKINA BENZİYOR
Muhterem tek adamın aşkı, bugün itibariyle ülkenin büyük bir çoğunluğunu yoksulluk içerisine düşürmüştür. Bu aşk nedeniyle ülkenin kendisine hala âşık ve âşık olmayan büyük çoğunluğu ülke sınırlarının içerisine fiilen hapsolmuş durumdadır. Bu aşk boşanmak istemeyen kocanın aşkı gibi şiddetli ve ölümcül bir sona doğru ilerlemektedir. Boşanmak istemeyen eş ya da ayrılmak istemeyen sevgilinin partnerini bir eve kapatmasına benzer şekilde, ülke içine kapatılmış halde sonumuzun ne olacağını bekliyoruz.
Muhterem tek adamın aşkı karşılık bulamadığı anda öfkeye dönüşmektedir. Tıpkı aşkına karşılık bulamayan bıçkın bir delikanlının sevgilisine zorla sahip olmasına benzer şekilde, maşukuna sahip olmaya çalışmaktadır tek adam. Her türlü zorlamayı, her türlü takibi, her türlü baskıyı uygulayarak kendisine maşukunu ram etmeye çalışmaktadır tek adam. Ancak gönlünü belki başkasına düşürmüş ya da soysuz erkeklerin aşklarından ikrah getirmiş kadının bir daha aşka tövbe etmesine benzer şekilde tek adamın âşık olduğu yurttaşlar bu aşka karşılık vermeye zorlanmaktadır. Aşkına karşılık bulamayan muhterem tek adam ısrarında ısrarcıdır. Aşkla ilgili durumlarda ısrarın ısrarı, yine ısrarı doğurur ve bu ısrar sona yaklaşıldığında mutlaka nahoş durumlar ortaya çıkarır. Kendisinden ayrılmak isteyen partnerinin söylediklerine, haykırışlarına, itirazlarına aldırmaksızın aşktan söz etmeye devam eder âşık kişi. İşte bu aşk ölümcüldür. Bu aşk güldürmez, mutlu etmez ve güvende hissettirmez. Bilakis, her an nefrete dönüşebilir, her an şiddetle sonuçlanabilir.
İKTİDAR AÇLIĞI İLE AŞKIN BİRLİKTELİĞİ
Aşk bir yanıyla “hizmete girmek, her an hazır olmak, emre amade olmak anlamına gelir. Teslim olma yoluyla kontrol, abartma şeklinde yansıyan fedakârlık. Aşk, iktidar açlığının yapışık ikizidir; ayrıldıklarında ikisi de hayatta kalamaz.”[2] Muhterem tek adam maşukuna karşı bütün fedakârlıkları yerine getirdiğine inanmaktadır. Aynı fedakârlıkları haliyle maşukundan da beklemektedir. İşte bu beklenti bir süre sonra iktidar açlığına dönüşür. Aşığın aşkı maşukunun üzerinde bir tahakküm nesnesi haline gelir. Aslında bu iktidar açlığı bu durumda doyurulması imkânsız bir açlıktır. Buradaki açlıkla aşkın bir aradalığı umutsuzluğu arttırır. İktidarın yokluğu ile aşkın yokluğu birleştiği anda bu önü alınamaz bir öfke doğurur. Bu öfkeyi, hala aşk zanneden aşığın yapmayacağı şey yoktur. Yaptığı her şeyi üstelik aşkı için yaptığını düşünür. Düşündükçe planlar kurar, kurdukça bu planlara kendini inandırır. Bu inançla hem kendini hem de maşukunu yok etmeye doğru hızla ilerler.
MUKTEDİRİN ZULMÜ AŞKINDAN NEŞET EDİYOR
Hali hazırda tek adam, maşukunun kendisine karşı olan aşkından hala emindir. İşte bu emin olma hali nedeniyle hala aşktan söz etmektedir. Kendisini sevmeyen yurttaşları muhayyel aşkın potasında erittiği için, “biz size aşığız” derken aslında bir yanıyla herkesi kastetmektedir. İşte bu nedenle maşukunun içinde yer alan kendisini sevmeyen yurttaşlara zulmü de bu aşktan neşet etmektedir. Nasıl âşık olduğu eşinden ayrılmak istemeyen koca, eşine yaşattığı zulmü yine aşkından yapıyorsa, muhterem tek adam da kendisinden ayrılmak isteyen, kendisini sevmeyen yurttaşlara karşı uyguladığı baskıları da onlara beslediği aşkından dolayı uygulamaktadır. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Bu ülkede “aşkından öldürmek” sıradan bir alışkanlıktır. Üçüncü sayfa haberleri aşkından, kıskançlığından eşini öldüren kocalarla doludur.[3] 2008 yılından beri sürekli artış gösteren kadın cinayetlerinin en başta gelen nedeni aşk ya da kıskançlıktır.[4] Aşkla kıskançlık arasında sonucu itibariyle kopmaz bir ilişki vardır. Seven erkek kıskanır, kıskanan erkeğin yapabileceklerinin sınırı yoktur; bu sınırın nerde başlayıp nerde sonlanabileceğine dair rakamlar yeterli fikir veriyor olmalı.
Velhasıl, biri size aşktan söz ettiği zaman ilk aklınıza “midede kelebekler uçuşturan” o masum duygu gelmemeli artık. Hele de muktedirin aşkıysa söz konusu olan (ki bu muktedire bütün erkekleri dâhil etmek pekâlâ mümkündür), bu aşkın size neler yaşatabileceğini tekrar tekrar düşünmek gerekir. Yaşatılanlar yaşatılacakların teminatıdır zira. “Aşkın lezzeti, sembol gücü, ayartıcılığı, kurtarıcılığı, onun imkânsızlığıyla birlikte büyür”.[5] Aslında muktedirin iktidar istenci de imkânsız bir arzuya tekabül ettiği anda size vaat edeceği tek şey ayartıcı bir aşktan başka bir şey değildir. Açlık, sefalet, yoksulluk, haksızlık, hukuksuzluk, baskı, zulüm bunların hepsi aşkın büyüsüyle unutulacak zannedilir. En azından muktedir kendi aşkına o kadar saplantılı bir şekilde âşık kalmıştır ki, varlığının yol açtığı bütün yoklukları maşukuna vaat ettiği aşkla unutturacağını düşünür. Erkeklerin öldürdükleri bütün kadınlara “öldürülmeden önce aşığınızdan duyduğunuz son şey neydi?” diye sorma şansınız olsa muhtemelen alacağınız yanıt “ben sana aşığım” olacaktır. Zira bütün umutsuz âşıklar, aşkını öldürmeden önce son defa şansını dener ve beyhude aşkına karşılık bekler. Bu nedenle aşk aslında masum bir duygu değildir. Aynı zamanda bütün kötülüklerin ve tahakkümün bir paravanıdır.
[1] Platon (2000). Syposion (Şölen), (Çev. Cenap Karakaya), İstanbul: Sosyal Yayınları, s. 41-46.
[2] Zygmund Bauman (2012). Akışkan Aşk, İnsan İlişkilerinin Kırılganlığına Dair, (Çev. Işık Ergüden), İstanbul: Versus, s. 26.
[3] A. Nevin Yıldız (2019). “Aşkın Tekinsizliği Üzerine: Üçüncü Sayfa Haberlerinde Aşk ve Şiddet”, içinde Aşkın Halleri: Disiplinler Arası Bir İnceleme (Der. Tezcan Durna ve Nehir Durna), Ankara: um:ag Yayınları, s. 133-164.
[4] 2008 yılında erkekler 66 kadın öldürmüş, bu sayı yıllar içerisinde düzenli şekilde artarak 2021 yılında 414’e çıkmıştır. Sayılara anitsayac.com adresinden ulaşılmıştır.
[5] Ulrich Beck ve Elisabeth Beck-Gernsheim (2012). Aşkın Normal Kaosu, (Çev. Nafer Ermiş), Ankara: İmge, s. 12.
Yazar Hakkında
Tezcan Durna, yüksek lisans ve doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde 2002 yılında araştırma görevlisi olarak başladığı görevine 2017 Ocak ayında görevinden uzaklaştırılana kadar devam etmiştir. Barış İmzacısı olması nedeniyle KHK listesine adı eklenerek akademiden uzaklaştırılan Durna, çalıştığı kurumda Haberi Okumak, Haber Sosyolojisi, Medya ve Etik, Etik Modernite ve İletişim, Şiddet Siyaset ve Medya, Akademik Araştırma, Yazma ve Sunma gibi lisans ve yüksek lisans düzeyinde dersler vermiştir. 2011-2012 yılları arasında TÜBİTAK Doktora Sonrası Araştırma Bursu ile Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsünde çalışmıştır. Medyada temsil, basın tarihi, medya ve etik, medya sosyolojisi, yeni medya etnografisi, Türkiye’de aydınlar gibi konularda ulusal ve uluslararası akademik mecralarda yayınlanmış çok sayıda eseri mevcuttur. Halen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfının Genel Yayın Yönetmenliğini yürütmekte, Almanya’daki Duisburg-Essen Üniversitesi’nde dersler vermektedir.