Yazar: Onur Metin

  • Nea Sao Paulo gemisine her yerden tepkiler sürüyor

    Nea Sao Paulo gemisine her yerden tepkiler sürüyor

    İzmir Aliağa’da söküm işlemlerinin yapılması amacıyla Brezilya’dan yola çıkan Nea Sao Paulo isimli uçak gemisi, taşıdığı yüksek asbestle, başta İzmir ile tüm Türkiye’nin tepkisine neden oldu. Sadece gemi sökümünden kaynaklı olmayan asbest, oldukça yaygın, toksik, zehirli bir kimyasal madde. Hayatımızın birçok alanında kullanılıyor ve asbeste bağlı hastalıklar da bir halk sağlığı olarak hem bu konuyla ilgilenen kişilerin hem sağlık profesyonellerinin gündeminde.

    Konuyla ilgili en son bugün birçok STK, meslek odaları ve barolar açıklama yaptı ve mahkemeye başvurdu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Gelen gemi falan değil, gemi olma özelliğini tamamen yitirmiş bir kargo geliyor. Bu kargo bir zehir kargosu, çöp kargosu. Öncelikle bunu iyi anlamamız lazım.” dedi.

    Onur Metin medyaport.net için derledi-

    Geminin kısa hikayesi ve Türkiye kamuoyunda gösterilen tepkiler şöyle:

    Önce (1963) Fransız donanmasında Clemencau sınıfı uçak gemisi Foch olarak hizmet veren, daha sonra (2000) Fransa’nın şu andaki uçak gemisi Charles de Gaulle için Brezilya’ya tedarik edilmesinin ardından NAe Sao Paulo olarak isimlendirilen gemi, sürekli devam eden sorunları ve masrafları nedeniyle Kasım 2018’de resmen servis dışı bırakarak emekliye ayrıldı. Gemi, Mart 2021’de yaklaşık 1.92 milyon ABD Doları karşılığında satılmak üzere hurdaya ayrılmıştı. Gemiyi, SÖK Denizcilik A.Ş. 1 ay içinde satın aldı. 4 Ağustos 2022’ta sökümünün yapılması için Brezilya’dan Türkiye’ye İzmir’e doğru yola çıkan gemi, İzmirliler tarafından istenmiyor.

    SÖK Denizcilik ve Ticaret A.Ş. tarafından İzmir Aliağa’da bulunan tesislerde sökülmesi planlanan nükleer uçak gemisi, firma tarafından 2021 Nisan ayında satın alındı. Bilim insanlarının söz konusu geminin söküm işlemleriyle ilgili yaptıkları uyarılara ve halk sağlığına vereceği muhtemel büyük zararlara değindikleri açıklamalara rağmen, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı geçen ay geminin Türkiye’ye getirilmesine izin vermişti.

    Aliağa Çevre Platformu ALÇEP, 24 bin 200 ton ağırlığında, 265 metre uzunluğundaki gemiyi “Yüzen tehlikeli atık devi” olarak nitelendirmişti.

    30 Temmuz 2022’de, Ege Çevre Platformu EGEÇEP, Foça Çevre Platformu FOÇEP, İzmir Yaşam Alanları ve Polen Ekoloji Platformu’nun da imza koyduğu ALÇEP’in ortak açıklamasında şöyle denmişti:

    “On yıllardır kapalı bir kutu gibi işleyerek işçileri, çocukları, denizi, toprağı, havayı zehirleyen gemi sökümü sanayisinde onlarca Sao Paulo söküldü. Çok azını durdurabildik. Kanunu kullananlar, hızlı davranıp, sonrasında kazandığımız davalara konu radyoaktif ve zehirli gemileri sökmüşlerdi bile. Ama artık gemi sökümünün Aliağa’ya, İzmir’e, hurda metallerinin zehirli dumanlarının indiği tarım havzalarına verdiği geri dönüşsüz zararları, Türkiye’nin kat be kat üstündeki kanser oranlarını, üstü örtülen meslek hastalıklarını ve seri iş cinayetlerini kabul etmemek için birleşiyoruz. Karlar bir avuç şirkete, kalıcı hasarlar ekosisteme ve toplum sağlığına sistemini artık kabul etmiyoruz. Ekonomik büyüme ve istihdam dediğiniz karlarınızdır. Kaybettiğimiz sağlığımız, canlarımız, geleceğimizdir.”

    “Ne Sao Paulo gemisini ne de bu şekilde sökülen dünyanın ıskartaya çıkarılmış, gözden çıkarılmış tehlikeli atık dolu yüzlerce gemisini, ne de Aliağa’yı bir avuç şirketin karı için art arda yaptığı ağır kirletici sanayi yatırımlarını bu haliyle kabul etmiyoruz”

    “Buradan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bir kez daha sesleniyoruz. Halka rağmen, konuyla ilgili ciddi uyarılarda bulunan bilim insanlarına rağmen verdiğiniz şartlı izini derhal iptal edin. Bu izinler geminin sökülmesi halinde zehirlere doğrudan maruz kalacak bizler için de yok hükmündedir. Bu gemi buraya gelemez. Gelmemesi için de tüm meşru mücadele yöntemleriyle karşısında duyacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Aliağa dünyanın çöplüğü değildir. Buna izin vermeyeceğiz.”

    ÇEVRE BAKANLIĞI TEHLİKELİ MADDE ENVANTERİ İSTEDİ AMA…

    Kalan 2600 deniz mili yolu tamamlayarak 9 Eylül’de Aliağa’da olması beklenen gemi, Brezilya’dan yola çıktıktan 5 gün sonra, 9 Ağustos 2022 tarihinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, São Paulo’nun Tehlikeli Madde Envanteri’nin (IHM) Türkiye karasularına girmeden önce yeniden yapılmasını istedi.

    Evrensel gazetesinden Ramis Sağlam’ın haberinde ismi geçen  Enver Yaser Küçükgül’ün iddiasına göre, São Paulo’nun IHM raporu bakanlık tarafından en az bir yıldır biliniyor. Küçükgül, “Gemi yasadışı olarak 4 Ağustos’ta limandan kaçarcasına ayrıldıktan 5 gün sonra bu yazıyı yazmanın anlamı ne? Bakanın gücü yetiyorsa Cebelitarık ve çevresindeki ülkelerle ilişkiye geçip, durdurma ve geri çevirme işini yapsın” dedi. Küçükgül: “Atlantik’in ortasını geçen gemiye IHM yanlışmış, yenisi yapılsın ne demek oluyor?” diyen Küçükgül, denizin ortasında bu işin yapılamayacağını ve oynanan oyunun senaryo gereği olduğunu söyledi. Küçükgül, “SÖK Denizcilik, ‘Aliağa’ya gelip orada IHM raporunu yenileyelim’ demeleri durumunda Bakanlık ‘hay hay’ diyecek ve yeni bir oldubitti ile karşılaşacağız” diye konuştu.

    Akademisyen Aslı Odman ise, geminin durdurulduğu iddiasının doğru olmadığını ve geminin yola devam ettiğini söyledi. Odman, “Bakanlık yazıda, Brezilya Çevre Bakanlığı’ndan Brezilya karasularında yapılacak yeni bir Tehlikeli Madde Envanteri istemiş. SÖK Denizcilik bunu uluslararası karasularında yapamayacağı için Türkiye karasularında yapacağı için gemi yeni bir Tehlikeli Madde Envanteri yapıldığında gelmiş olacak. Süreci başından beri takip ediyoruz. São Paulo’yu çeken Hollandalı Alp Centre’den alınan sinyaller geminin Türkiye karasularına doğru tam yol ilerlediğini gösteriyor” dedi.

    Odman, geminin neden Brezilya’da değil de Türkiye’de söküldüğünü ise “ittirildiği” olarak açıklıyor. Odman:

    Bu gemi Fransız donanmasının 1960’ta inşaatı bitmiş en şanlı amiral gemilerinden biri. Fransız donanması tarafından nükleer testlerinde, Fransız Polinezyası’nda kullanmış. İkiz gemisi olan Clemenceu da aynı dönemde bir sene önce üretildi, tam da bu kampanya yapıldığı zaman. Bunu üreten, bundan faydalanan Fransa’nın Hindistan‘a bir de üzerine hurda çelik parası kazanarak ihraç etmemesi lazım diyerek Pasifik’ten geri döndürülmüştü. Geminin Fransa’da sökülmesi ve Fransız donanmasının tüm söküm masraflarını üstlenmesi için sürdürülen mücadele 2007’de kazanıldı. Sao Paulo için ilk sorumluluk Fransız donanmasında. Gemiyi 2000’de elden çıkarıyor ve Brezilya donanmasına satıyorlar. İkinci sorumluluk da bunun Türkiye’ye “ittirilmesinde” .

    diyor.

    STK’LAR YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İÇİN MAHKEMEYE BAŞVURDU

    Gemiye ilişkin en sıcak gelişme ise, İzmir’de STK’lardan ve İzmir Büyükşehir Belediyesinden geldi. Sökümü için Brezilya’dan İzmir’e getirilmek üzere yola çıkan uçak gemisi NAe Sao Paulo için verilen izin işleminin yürütmesinin durdurulması talebiyle bugün (24 Austos 2022 tarihinde) mahkemeye başvuruldu.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na karşı açılan davanın 34 sayfalık dilekçesinde söküm işleminin Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Çevre Kanunu, Radyasyon Güvenliği Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Basel Sözleşmesi, İzmir Protokolü, Rio Bildirgesi ve diğer uluslararası antlaşmalara aykırılığına dikkat çekildi. Gemideki asbest, madeni yağlar, arsenik, kurşun, krom, bakır, çinko, civa, nikel ve kadminyum gibi ağır metallerin ve radyoaktif kirliliğin toplum ve çevre sağlığına olumsuz etkileri vurgulanan dilekçede, “Yaşam hakkına yönelik tehlikenin büyüklüğü ve sürecin geri döndürülemezliği de dikkate alınarak idarenin savunması alınmaksızın işlemin yürütmesinin durdurulmasına ve davanın esasına ilişkin işlemlerin daha sonra tamamlanmasına karar verilmelidir” denildi.

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz’ın da aralarında olduğu grup, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi önünde bir araya geldi.

    İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığına iletilen dilekçede, “yaşam hakkına yönelik tehlikenin büyüklüğü ve sürecin geri döndürülemezliği” dikkate alınarak idarenin savunması alınmaksızın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün izin işleminin yürütmesinin durdurulması” talep edildi.

    Davacılar arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK, Türkiye Barolar Birliği TBB, İzmir Barosu Başkanlığı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği TMMOB, Çevre Mühendisleri Odası ÇMO, Türk Tabipleri Birliği TTB, İzmir Tabip Odası, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfedarasyonu  KESK, siyasi partiler, dernekler ve çok sayıda kitle örgütü, EGEÇEP Derneği ile Foça ve Aliağa’da ikamet eden bazı kişiler yer aldı.

    Mahkeme önündeki açıklamaları gösteren video İzmir’de 35 punto’dan.

    Bunun için mahkemeye başvurduklarını belirten Tunç Soyer, “Gelen gemi falan değil, gemi olma özelliğini tamamen yitirmiş bir kargo geliyor. Bu kargo bir zehir kargosu, çöp kargosu. Öncelikle bunu iyi anlamamız lazım.” dedi.

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu:

    Bugün emeğimizi, doğamızı, insana dair ne varsa her şeyi değersizleştiren düzene karşı buradayız. DİSK olarak burada dostlarımızla birlikte zehir gemisinin topraklarımıza, İzmir’e, ülkemize girmesini engellemek ve dur demek için buradayız. Rant uğruna işçi sağlığını, doğamızı yok sayarak bu geminin gelişine izin veriyorlar. Eğer o gemi su alırsa hepimiz batacağız diyorlar ya herkes bilsin yıllardır bu ülkede emeğimizi değersizleştirenlerin, doğamızı sermayeye peşkeş çekenlerin bu ülkenin tüm değerlerini yok sayanların gemisinde bir hiçbir zaman olmadık, olmayacağız. Onların zihniyetinin gemisidir bu. Bizim gemimiz İzmir’in özgürlük rüzgarı ile yol alan Ege sularında yürüyen yelkenlilerdir. Bu süreçte üzerimize düşeni yapacağız ama biliyoruz ki bizleri yok sayan her şeyi piyasaya açan düzen artık tüm dünya halklarının geleceğini tehdit ediyor. Emek temelinde yeni bir toplumsal düzeni inşa etmek için bugünden yarına daha fazla omuz omuza vererek mücadelemizi büyüteceğiz

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil

    20 yıldır biz bu ülkede bu iktidarın doğayı talanına şahitlik ediyoruz. bu da yetmiyor, bunlara sahip çıkanların cezalarla karşısında çıkıyor. Bu iktidar kadın düşmanı politikalarla her gün 3 kadının katledilmesinin suç ortaklığını yapıyor, bu iktidar sermayeye peşkeş çektiği ranta krizi derinleştirerek işçilerin ekmeğini her gün masasından çalıyor. Bu iktidarın hayata geçirdiği emek düşmanı politikaları aynı şekilde soluyacağımız doğamızı da sermayeye peşkeş çekerek gösteriyor. Son 16 yılda Türkiye katı atık ithalatında yüzde 196 artışla Avrupa birincisi. Yani çöplüğe çeviriyor bu ülkeyi. Bizim sözümüz kısa açık ve net. Birden fazla da olsa aynı kapıya çıkan tek tercih var. Çocuklarımızın ve bizlerin bugünü ve yarını için varolan tüm seçenekler o gemi gidecek ya da o gemi gidecek veya o gemi her türlü gidecek. Asla o geminin burada sökülmesine izin vermeyeceğiz

    TMMOB Genel Başkanı Emin Koramaz

    Bugün yine bir çevre felaketine, halk sağlığına yönelik tehditler içeren bir uygulamaya karşı yine mahkeme önündeyiz. Aliağa’ya sahip çıkmak için buradayız. Yaşamımıza sahip çıkmak için İzmir halkıyla sizlerle yan yanayız. Bu geminin sökümüne yönelik ilk anlaşma yapıldığı andan itibaren İzmir halkı çevre örgütleri ve meslek örgütleri olarak bir dizi açıklama yaptık. Ancak bu konunun kamu nezdindeki en büyük temsilcisi olan bakanlık bu konuda hazırladığımız raporları göz ardı ederek kulağını sadece söküm için anlaştığı firmaya dikti. Bakanlık süreci titizlikle takip ediyoruz diyor. Bu söküm uluslararası mevzuatlara uygun olacak diyorlar. Ama defalarca talep etmemize rağmen bunların hiçbirini ne bizlerle ne kamuoyuyla paylaşıyorlar. O savaş gemisinin nükleer denemelerde kullandığı yüksek oranda radyoaktif içerdiği, 600 ton asbest olmak üzere 1500 ton zararlı madde içerdiğine dair ciddi iddialar var. Ama bakanlık bunlara kulağını tıkıyor, firmanın beyanlarına güveniyor. Bu açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Biz bu filmi defalarca izledik. Hızla tersanelere giriliyor, kimyasal atıklar ülkemize bırakılıyor. Mahkeme süreçleri dahil beklenmiyor. Bugün burada açtığımız davanın sonuçları beklenmeden Türkiye bu geminin sökülmesine asla izin vermemelidir. Gerçek olan tek şey bu geminin ölüm gemisi olduğudur. Türkiye’de gemi söküm sektörün sicili bozuktur. Türkiye’de gemi söküm işletmeleri bir merdiven altı şeklinde çalışmaktadır, bakanlık gerekli denetimleri yapmamaktadır. Bu ülkeyi seven insanlar olarak artık bıktık, bu ülkenin çöplük haline getirilmesine yönelik girişimlerden bıktık. Buna asla izin vermeyeceğiz. O gemi mutlaka gidecek. Brezilya mahkemeleri geminin limandan çıkmasını engelleyen bir karar aldı, ona rağmen geliyor. Adli makamlara sesleniyorum; o gemi Türkiye’ye sokulmamalıdır. Herkesi bu mücadeleye destek vermeye çağırıyorum. O gemi hangi ülkede yapıldı ve kullanıldıysa imha edilmelidir

    Türk Tabipleri Birliği MK üyesi Nursel Şahin

    Bir ölüm gemisi geliyor. Tüm uyarılara rağmen ölüm gemisi brezilyadan yola çıktı. Bu geminin söküm işlerini alan şirket henüz ihaleye girdiğinde geminin zehir envanterini bile yeterince incelememişti. Bakan da bizimle asbestin miktarını tartışıyor. 900 ton 9 ton tartışmalarına gerek yok 9 gram asbeste bile karşıyız. Asbest lifleri ile karşılaştığınızda belki 40 yıl sonra bile kansere yakalanacağımızı biliyoruz gemi sökümlerinin şeffaf olmadığını biliyoruz. Denizde yapılacak bu söküm. Besin zincirlerimize ve havamıza karışarak insanlarımıza gelecek. Doğaya da inanılmaz bir tahribat yaratacak. Bu gemide sadece asbest yok. ağır metaller, gazlar, boyalar, nükleer serpintiler var. Bunların numuneleri gerekli miktarda alınıp bize bildirilmemiş durumda. İnsan sağlığı, çocuklarımız ve gebelerimiz için son derece tehlikeli. Bu gemide yüz binlerce metre kablo olduğunu söyleniyor hem kurşun hem plastik kirliliği demek bu. Uranyum ile kamplı ve nükleer denemelerin yapıldığı bir gemiden söz ediyoruz. Gemi söküm şirketini umurunda değil bu, tıpkı iktidarın da olmadığı gibi. Hep birlikte bu gemiyi durduracağımıza inanıyoruz

    Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan

    Aslında bugün bir dava açtık buna ilişkin teknik detayları paylaşmak gerekirdi ama başka bir unsurdan başlamak istiyorum. Burada gördüğüm çok farklı bir mücadele var. En başta kadınlar bu ülkenin doğasına sahip çıkmak için mücadele ediyorlar. Emek ve demokrasi örgütleri, sendikalar, STK’lar bu ülkenin doğal güzelliklerinin ranta kurban edilmemesi için mücadele ediyor. Bu ülkeye yapılan en büyük ihanetlerden biriyle karşı karşıyayız. Tedbir kararına rağmen ülkeye sokulmaya çalışılan bir geminin tüm insanlarının sağlığına yönelik çok olumsuz unsurlara rağmen rant uğruna bunun gerçekleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bizler bu suça ortak olmayacak. O gemi bu sulardan çıkana kadar mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer

    Bu şehre hep birlikte sahip çıkmanın gururunu yaşıyorum. Biz ölüm gemisi diyoruz, toksik gemi diyoruz ama düzeltmeye ihtiyaç var aslında. Gelen gemi falan değil. Gemi olma özelliğini tamamen yitirmiş bir kargo geliyor. Zehir, çöp kargosu… Gelen binlerce tonluk bir çöp, zehir. Öncelikle bunu anlamamız lazım. Bu sabah 850 kardeşimizi İzmir’den Afyon’a yolcu ettik. Atatürk’ün ve ordumuzun yürüdüğü güzergahı yürüyecekler. Çünkü bugün büyük zaferin başladığı ilk gün. Emperyalist şimdi zehirleriyle, çöpleriyle işgal ediyor ülkeleri ama geçit yok. Emperyalizme, faşizme İzmir geçit vermeyecek. Geldikleri gibi geri göndereceğiz. Çünkü bu vatanı bize emanet edenler kanlarıyla, canlarıyla, özgürlüğün, barışın ve cumhuriyetin bedelini ödediler. Bir belediye başkanının asli görevi şehrini korumaktır. Diğer vazifeler sonra gelir. Ben İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak söz veriyorum. Son nefesime kadar İzmir’in ağacını, denizini, Aliağa’sını korumak için canla başka çalışacağım. O gemiyi hep birlikte buradan geldiği gibi geri göndereceğiz

    açıklamalarında bulundu.

    HDP: NÜKLEER UÇAK GEMİSİNİN TÜRKİYE’YE GELMESİ, ULUSLARARASI ANLAŞMALARA DA AYKIRI

    HDP Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüleri Feleknas Uca ve Hişyar Özsoy, aralarında Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’ndaki şahıslar ile siyasi partiler, çevre örgütleri ile büyükelçiliklerin de bulunduğu birçok kurum, örgüt ve şahsiyete bir mektup yollayarak, bünyesinde tehlikeli madde barındıran Nae Sao Paulo gemisinin durdurulması için acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Gemi bünyesinde çok miktarda asbest, PCB ve zehirli boya gibi tehlikeli madde bulunduğu ve bunun telafisi imkansız felaketlere yol açacağı belirtilerek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tüm tepkilere rağmen geminin sökülmesi için 30 Mayıs’ta izin verdiği dile getirildi.

    Mektupta ayrıca nükleer uçak gemisinin parçalanmak üzere Türkiye’ye hareketinin, Barselona Sözleşmesi’nin 1996 İzmir Protokolü’nü ve Basel Sözleşmesi’ni ihlal ettiği için yasa dışı olduğunun altı çizildi. Geminin sökülmesiyle açığa çıkabilecek radyoaktivite ve asbest gibi zararlı maddelerin hem insan sağlığına hem de çevreye geri dönüşü olmayan zararlar verebileceği yönünde uyarıda bulunuldu.

    KARŞIYAKA: ASBESTLİ GEMİYE HAYIR

    İzmir Sanat Eğitim Kültür Merkezi Derneği (İSKEM) ve Karşıyaka Genç İş İnsanları Derneği (KAGİAD) tarafından, geçtiğimiz hafta sonunda Karşıyaka Belediyesi’nin katkılarıyla “Asbestli Gemiyi İstemiyoruz” farkındalık konseri düzenlendi. Aliağa’da sökümüne itiraz edilen ve Eylül ayı içerisinde İzmir’de olması öngörülen Nae São Paulo adlı nükleer uçak gemisinin gelişini protesto etmek amacıyla çarşı girişinde düzenlenen konsere Karşıyakalılar büyük destek verdi. Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Karşıyaka Genç İş İnsanları Derneği Başkanı Burak Filiz, İSKEM üyeleri, Karşıyaka Genç İş İnsanları Derneği üyeleri ve çevrecilerin katıldığı konserde, İsmail Erkan’ın sunumuyla İSKEM korosu eserlerini seslendirdi. Etkinlikte birçok dernek ve sivil toplum kuruluşu, asbestli gemiye karşı mesaj verdi.

    Gemi Ağzına Kadar Zehir Dolu

    Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, asbestli gemi ile ilgili yaşanan durumu vatandaşlara şöyle aktardı: “Bugün 18 Ağustos, tahminen 30 Eylül civarında İzmir’e Aliağa’ya gemi sökümü için gelecek olan bir geminin gelmesini istemediğimizi burada herkesin huzurunda ifade etmek için, Karşıyakalılar olarak, Karşıyaka Çarşı’nın girişinde bu etkinliği yapıyoruz. Kendimizi bu konuda ses çıkartmak ve itiraz etmek zorunda hissediyoruz. Çünkü çok açık bir yalan söyleniyor, insan sağlığı düşmanlığı yapılıyor, Türkiye’mize, insanlarımıza çok büyük bir kötülük yapmak için bir şeyler gerçekleşiyor. Bu ya da benzeri durumlarda insanlarımızı, olaya hakimiyetini kaybettiren şey konuyla ilgili doğru bilgi sahibi olmamak. Size bu konunun ne olduğunu kısaca anlatmak istiyorum. Özet olarak şöyle bir durum yaşıyoruz; Fransa bir tarihte iki tane uçak gemisi yapıyor, bunlar ikiz uçak gemileri. Ömürlerini dolduran bu uçak gemilerini parçalayıp yok etmek istiyorlar. Bir süre önce bunlardan bir tanesi için parçalama işlemini Avrupa’da yapmaya kalktıklarında bütün Avrupa ayağa kalkıyor. Bu geminin içinde 760 ton asbest olduğu için, asbest dışında da birçok tehlikeli maddeyi içerdiği için bunun sökümünün ancak çok çok özel şartlarda gerçekleşebileceği başka türlü yapılırsa on binlerce belki yüz binlerce insanın ölümüne, kanser olmasına neden olabilecek bir çevre sorunu, halk sağlığı sorunu yaratacağı söyleniyor. Bu ilk söküm için ortaya atılan gemi uzun tartışmalardan sonra bir yerde bir şekilde sökülüyor ve kesin olarak anlaşılıyor ki 760 ton asbest var. Bu Türkiye’de olan bir şey değil, dünyanın bir yerinde yapıyorlar bunu. Bunun ikizi olan gemiyi, Fransa birinciden ağzı yandığı için Brezilya’ya veriyor, siz kullanın diyor. Onlar da bazı nükleer denemelerde de kullanıyorlar bir 4-5 sene kadar. Sonra bakıyorlar ki bu gemi işe yaramaz, onlar da sökülmesi için bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Fransa Avrupa Birliği kanunlarına tabi olduğu için bu geminin sökümü ile ilgili çok ağır şartlara maruz kaldığı için her yerde söktüremiyor ama Brezilya’nın böyle bir şeyi yok. Onların elleri daha rahat, Avrupa Birliği üyesi olmadığı için. Bunun sökümü içini haleye çıkıyorlar, bir tek firma giriyor, o da maalesef İzmir Aliağa’dan bir gemi söküm firması. Sadece tek bir firma, çok da ucuz bir paraya alıyor bunun ihalesini. Soruluyor, neden başka bir firma girmedi? Cevabı basit ve bütün dünyadaki çevreciler biliyor ‘Çünkü bu gemi ağzına kadar zehir dolu.’ Bu geminin sökümü çok tehlikeli, eğer tamamen kapalı bir ortamda bu söküm yapılmazsa, gerekli önlemler alınmazsa ki bunların hepsi çok pahalı işler, o zaman bu gemiden çıkacak bütün o toksik zehirli maddeler en tehlikelisi de asbest, insanları hasta edecek, insanları kanser yapacak, insanları öldürecek. Bu size söylediğim şey bilimsel bir gerçek. Sizler biliyorsunuz, ben bir tıp doktoruyum. Asbest dediğimiz madde, akciğer kanseri yapar, yüzde 100 yapar. Ama kiminde 1 ayda, kiminde 20, 30 senede yapar. Bu geminin Türkiye’de bir firma ile anlaştığı belirlendikten sonra Brezilya’daki ve dünyadaki çevreciler ayağa kalkıyorlar, bu gemi asla Aliağa’da Türkiye’de uygunsuz şartlarda sökülemez, oradaki insanların, işçilerin, Aliağalıların, yüz binlerce insanın milyonlarca insanın hayatı bu şekilde riske atılamaz diyorlar ve mahkemeye veriyorlar. Brezilya mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı alıyor. Bu gemi Brezilya’dan çıkmayacak, Türkiye’ye gitmeyecek ve orada sökülmeyecek. Bu çevre sağlığı ve insan sağlığı açısından doğru değildir diyor. Bunu Brezilya’nın mahkemesi diyor. Bu mahkeme kararı açıklandıktan bir gün sonra Türkiye’den bir firma kaçak olarak gemiyi gizlice uluslararası kara sularına çıkarıyorlar. Uluslararası kara sularına çıktığı andan itibaren Brezilya mahkemesinin kararı geçersiz hale geliyor, o gemi yola çıktı, o gün bugündür yolda; İzmir’e doğru Aliağa’ya doğru geliyor.”

    “Yalanlara İnanmıyoruz”

    Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay sözlerine şöyle devam etti: “Aliağa’ya gidip gemi söküm tesislerini görmelisiniz. Herkesin vatandaş olarak bunu yapması gerekiyor, daha fazla bilgi sahibi olmalısınız. Normalde en fazla 7-8 tane tesisin kurulabileceği bir deniz kıyısına 22 tane gemi söküm tesisi kurulmuş, Hepsini TOKİ onlara kiralamış ve çok ucuz bir fiyata kullandırıyor. Her gemi sökümünde deniz zehirleniyor, toprak, hava, oradaki işçiler zehirleniyor, ölenler oluyor. Böyle bir felaket yaşarken şunu düşünüyoruz; Devletimiz insanının sağlığını düşünmüyor. Bizlerin zehirlenmesi, kanser olması, toprağımızın, havamızın kirlenmesi umurlarında değil. Eğer umurlarında olsaydı böyle bir şeye asla izin vermezlerdi. Bakanımız çıkıyor açıklama yapıyor diyor ki ‘Bunun ikiz gemisinde 760 ton asbest var ama buna baktırdık biz bunda sadece 9 ton asbest var.’ Şimdi bunun hiçbir şekilde mantığı yok ama diyor ki biz bunun ölçümünü yaptırdık baktırdık diyor, raporu var elimizde diyor, 9 ton asbest var diyor. Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bu konuyu konuştuk, o raporu gören var mı dedik, o raporu sadece Büyükşehir Belediye Başkanımıza bir toplantıda göstermişler. Büyükşehir Belediye Başkanımız Tunç Soyer dedi ki, ‘O raporda şu yazıyor; o raporu veren firma biz bu geminin sadece yüzde 12’sini inceledik ve sadece %12’sinde 9 ton asbest var, geriye kalanını incelemedik.’ Yüzde 88’ini incelememiş ve üstelik firma diyor ki, ‘Bizim burada verdiğimiz rakamın kesin doğru olduğunu da garanti edemeyiz’ diyor. İnceleyen firmanın verdiği raporda bu yazıyor. Bu nasıl bir iştir, nasıl bir şeydir. Alenen bize yalan söyleniyor. Sanki bütün gemiye bakılmış, sanki hepsi incelenmiş de 9 ton varmış gibi söyleniyor. Sadece yüzde 12’sine bakılmış ve üstelik sonucunun garanti olmadığını da söylüyor. Bu şartlarda bize gelen bu geminin hastalık yapmadığına dair Aliağa’dan bu gemi sökümcülerinin temsilcisi olan birisi açıklama yapıyor diyor ki ‘Ben biliyorum, kesinlikle zararlı değil’ diyor, bunu diyen kişi eski başbakanlarımızdan birinin oğlunun ortağı, beraber fotoğrafları var, beraber ortak olduklarına dair kanıtlar var, maalesef bu şekilde hepimiz istismar ediliyoruz. Yalan söyleniyor. 30 Eylül’de o gemi buraya geldiği gün, eğer o gemi söküm tesisinde sökülürse o gün orada buna izin verirse İzmirliler, Türk insanı, sizler, bizler izin verirsek, emin olun bize söylenen bu kadar yalana kanmış, zehirlenmeyi göze almayı önemsememiş, cahil bir milletten başka bir şey olmadığımız düşünülür. Biz bu muyuz? Lütfen sesinizi öyle yüksek çıkarın ki herkes duysun. Biz cahil insanlar değiliz, bize söylenen yalanlara inanmıyoruz, inanmayacaksınız, herkes herkese doğruyu anlatacak ve o gemi geldiği gibi defolup buradan gidecek, sizlerin sayesinde, bu duyarlı insanların sayesinde.”

    Etkinlikte konuşan Karşıyaka Belediye Başkan Yardımcısı Saadet Çağlın, Nae Sao Paulo gemisinin Türkiye’de sökülmesinin çevre felaketine neden olacağını belirterek şunları kaydetti: “Öncelikle bu konuda farkındalık yaratmak, bu konuya dikkat çekmek için yapılan bu etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ederim. Geminin bakanlık tarafından ithalat izni verildiği Mayıs ayından bugüne bütün dünya alarmda. Oradan çıkmaması için tüm dünya bütün yetkilileriyle, bütün kurumlarıyla alarm halinde ülkemizi ve Brezilya Hükümeti’ni uyardı ama ne yazık ki gemi 5 Eylül’de yola çıktı. Nae Sao Paulo, dünyanın dört bir yanından çevre, insan hakları ve işçi örgütlerinin çığlığını duymayarak ihtiyati tedbir ve uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Brezilya’dan yola çıktı. 9-10 Eylül’de Türkiye karasularında olması bekleniyor.”

    “Birlikte Hayır Demeliyiz”

    Geminin taşıdığı zehirli ve tehlikeli maddelerin su, hava ve toprağa karışarak büyük zararlara neden olacağını vurgulayan Çağlın, şöyle devam etti: “Tüm kanserojen zehirler aylar süren sökümü sırasında öncelikle çalışan emekçi arkadaşlarımıza; sonrasında ise asbest tozlarıyla, zehirli gazlarıyla toplumsal yaşama karışıp tehlikeli kimyasallarını denize, toprağa, yeraltı sularına karıştırıp kirleterek İzmir’e ve İzmirli’ye çevre felaketi yaşatarak parçalanacak. Bu ticaretin tarafları para kazanacak; biz bedelini sağlığımızı, çevremizi kaybederek ödeyeceğiz. Söküm Aliağa’da olabilir ama bizden uzakta diyemeyiz; zehirler havayla, suyla taşınıyor. Bu her yeri, her alanı etkiliyor. Havamızı, suyumuzu, gıdamızı korumalıyız. Bu gemiyi durduracak kuvvet bizim hep birlikte ‘Hayır’ dememizden geçiyor. İzmir dünyanın çöplüğü değildir.”

    Karşıyaka İş İnsanları Derneği Başkanı Burak Filiz ise konuşmasında “Başkanımız çok güzel bir şekilde özetledi. Gemiler sökülecek diye ciğerlerimiz de sökülmesin umarım farkındalığı yaratmış oluruz” dedi.

  • “Şeylerin interneti”nde Türkiye, Hollanda’nın yanında, AB ortalamasının gerisinde

    “Şeylerin interneti”nde Türkiye, Hollanda’nın yanında, AB ortalamasının gerisinde

    ÖZEL HABER –

    Onur Metin

     

    Avrupa Birliği’ndeki (AB) işletmelerde “Şeylerin İnterneti” ya da “Nesnelerin İnterneti” cihazlarının ve sistemlerinin kullanımına ilişkin son istatistikler kamuoyuyla paylaşıldı. “Şeylerin İnterneti” kullanan kurumların incelendiği rapora göre, Türkiye bu konuda 6 AB ülkesinden daha ileride, 19 AB ülkesinin gerisinde yer alıyor. Raporda 10 çalışandan fazla kişinin çalıştığı kurumlar ele alındı.

    Akıllı sayaçlar, akıllı termostatlar (ısı düzenleyicileri), internet üzerinden kontrol edilebilen lambalar – ışıklar, alarm sistemleri, duman dedektörleri, merkezi bir sisteme bağlı çalışan kapı kilitleri, merkezi bir noktadan kontrol edilebilen radyo frekansı sistemleri, kameralar gibi teknolojiler çeşitli Şeylerin İnterneti ürünleri olarak kabul edilirken, Türkiye çapında birçok işletme de artık böyle teknolojileri kullanır durumda. Bu teknolojilerin ortak özelliği, tümünün internet üzerinden kontrol edilebilmesi, robot yazılımlar sayesinde otomatik olarak programlanabilmesi. Gazeteci Onur Metin, bu haberde “Şeylerin İnterneti” (Şİ) ya da “Nesnelerin İnterneti” olarak bahsedilen konuda, rapora göre tüm dünyadaki ve Türkiye’deki işletmelerin genel durumlarını inceledi.

    İşletmeler, birbirlerine bağlı cihazları ve sistemleri kullanırken, kendilerini güvence altına almayı, enerji tüketimini optimize etmeyi, üretim ve lojistiği düzene sokmayı, müşteri hizmetlerini desteklemeyi ve makinelerin ve araçların bakımlarını iyileştirme gibi çeşitli amaçlar güdüyorlar.

    Bütün Avrupa Birliği’nde bu araçları kullanan işletmelerin oranı, (10 kişiden fazla çalışanı olanlar ve dışarıya iş yapanlar arasında) %29 olarak açıklandı. Türkiye’de bu oran %21. Avusturya’da %51, Slovenya’da %49, İsveç ve Finlandiya’da %40, Almanya’da %36, İrlanda’da %34 olan bu araçların en az birini kullanan şirketler, Türkiye ve Hollanda’da %21, Danimarka’da %20, Polonya’da %19, Estonya’da %17, Bulgaristan’da %15 ve Romanya’da %11 oldu. AB üyesi olmayan Cezayir’de %35, Türkiye’de %21, Sırbistan’da %20 ve Makedonya’da, 10 personelden fazla çalışanı olan şirketlerin %17’si bu sistemleri kullanıyor.

    EN YOĞUN KULLANIM GÜVENLİK İÇİN

    “Şeylerin interneti” teknolojilerinin en yoğun kullanıldığı alan, binaları güvence altına almak için kullanılan güvenlik kameraları. Güvenlik kameralarını işletmelerin %72’si kullanıyor. Bunu akıllı sayaçlar ve akıllı ışıklar (%30)ve ekipmanların gerçek zamanlı olarak durumunu takip etmek isteyenler ve böylece duruma göre ekipmanlarını bakıma almak isteyenler (%24) kullandı.

    ŞEYLERİN İNTERNETİ KULLANIMI NE DÜZEYDE?

    AB’ye baktığımızda; Avusturya’daki işletmelerin yarısından fazlası (%51) 2021’de Şİ cihazlarını veya sistemlerini kullandı. Hemen arkasında Slovenya (%49), Finlandiya ve İsveç (her ikisi de %40) vardı. Bununla birlikte, Şİ kullanımı diğer AB üyesi devletlerde o kadar yaygın değil: Polonya (%19), Estonya (%17), Bulgaristan (%15) ve Romanya’daki (%11) işletmeler arasında sınırlı sayıda firma bu cihazları ya da sistemleri kullandı.

    Bina güvenliği konusunda Kıbrıs ilk sırada. Kıbrıs’ta işletmelerin %96’sında uzaktan kontrollü, internete bağlı, duman dedektörleri, kapı kilitleri veya güvenlik kameraları var. Türkiye’nin bu konudaki kullanım oranı %82. AB ortalasmo %71’ken, en düşük kullanım da %51 ile Sırbistan’da.

    Enerji tüketimini yönetmek için, akıllı sistemleri kullanan Türkiyeli işletmecilerin oranı ise %36. Türkiye bu konuda AB içi ve dışı, sıralanan ülkeler arasında 8. sırada. Malum, enerji pahalı!

    KÜÇÜK İŞLETMELER ve BÜYÜK İŞLETMELERDE FARK NASIL?

    Bir işletmenin büyüklüğüne bağlı olarak, Şİ kullanımında önemli farklılıklar var. 2021’de küçük işletmelerin dörtte birinden biraz fazlası (%26) Şİ’yi kullanırken, büyük işletmeler bunu neredeyse iki katı (%48) kullandı. Orta ölçekli işletmelerde yaklaşık her 5 işletmeden 2’si (%37) Şİ kullandı. Büyük işletmelerin daha çok otomasyona ve internete bağlı çalıştıklarını söyleyebiliriz.

    FARKLI SEKTÖRLERE GÖRE KULLANIM

    Farklı ekonomik sektörlerde Şİ kullanımı, birbirinden farklıdır. Rapora göre, elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme ve su temini sektöründeki işletmelerin yaklaşık %46’sı birbirine bağlı cihaz ve sistemler kullandığını bildirmiş. Şİ, konaklama sektöründeki (%36) ve bilgi ve iletişim sektöründeki (%34) işletmelerin üçte birinden fazlasında da kullanıldı. En düşük Şİ kullanım oranları, idari ve destek hizmet faaliyetlerinde (%24) ve mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde (%25) yer aldı.

    Şİ KULLANIMININ AMACI NE?

    İşletmelerde Şİ, iş süreçlerini iyileştirmek, maliyetleri azaltmak veya verimliliği artırmak için farklı amaçlarla kullanılmaktadır. 2021’de Şİ kullanan işletmelerin neredeyse dörtte üçü, tesislerinin güvenliğini sağlamak için Şİ kullandılar (%72). Güvenlik Şİ cihazlarının kullanımı hem küçük hem de büyük kuruluşlar için aynıydı (her biri %72).

    Şİ kullanan işletmelerin yaklaşık üçte biri için (%30) amaç, tesislerinde enerji tüketimini yönetmekti (ör. akıllı sayaçlar, akıllı termostatlar veya akıllı ışıklar). Bu, büyük işletmelerde (%56) küçük işletmelere (%26) göre daha yaygın. Benzer şekilde, küçük işletmelerle karşılaştırıldığında, duruma dayalı bakım (büyük işletmeler için %44 ve küçük işletmeler için %22) veya üretim süreçleri (büyük işletmeler için %36 ve küçük işletmeler için %15) gibi kullanım oranları büyük işletmelerde, küçük işletmelerden iki kat daha yüksek oldu.

    2021’de, tüm ekonomik sektörlerdeki işletmeler arasında Şİ kullanmanın temel amacı, tesislerini güvende tutmak oldu. Bu tip “güvenlik” amaçlı kullanım, perakende ticaret sektöründe %79’dan nakliye ve depolama sektöründe %61 oldu.

    Enerji tüketimini yönetmek için kullanılan Şİ cihazları, çoğunlukla konaklama sektöründeki (%48) ve gayrimenkul faaliyetlerindeki (%45) işletmeler tarafından kullanıldı. Üretim süreçlerinde Şİ kullanımı en yüksek elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme ve su temini sektöründe (%34) ve imalat sektöründe (%32) oldu. Lojistik yönetimi için Şİ cihazları en çok nakliye ve depolama sektöründe kullanıldı (%61). Makinelerin veya araçların duruma dayalı bakımı için Şİ en çok elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme ve su temini sektöründe kullanıldı (%41). Ayrıca konaklama sektöründeki işletmelerin %22’si müşteri hizmetleri için (müşteri etkinliğini izlemek veya kişiselleştirilmiş alışveriş sunmak için) birbirine bağlı cihazlar kullandı.

    ŞEYLERİN İNTERNETİ NEDİR?

    “Şeylerin İnterneti” (Şİ) ya da başka bir kullanımıyla “Nesnelerin İnterneti”; birbirine bağlı – veya “akıllı” – cihaz veya sistemlerden oluşan bir ağı ifade eder. Sensörler, yazılımlar ve diğer teknolojiler, diğer cihazlar veya sistemlerle veri toplamak, bunlarla bağlantı kurmak ve veri alışverişi yapmak için cihazlara yerleştirilmiştir. Şİ cihazları ve sistemleri internet üzerinden izlenebilir ve uzaktan kontrol edilebilir.

    Şeylerin İnterneti, fiziksel nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağıdır. İnternet üzerinden diğer cihazlara ve sistemlere bağlanmak ve veri alışverişi yapmak amacıyla sensörler, yazılımlar ve diğer teknolojilerle gömülüdür. Nesnelerin tekil anahtar ile işaretlenerek İnternet altyapısı üzerinden birlikte çalışabilmesi ve bu sayede küçük parçaların toplamından daha büyük değerler oluşturulması öngörülmüştür.

    Şeylerin İnterneti’nde, günlük kullanımımızda olan şeyler internete bağlanıp veri gönderip alma kabiliyetini kullanır.

    Şeylerin interneti açısından, “şey” kavramı oldukça geniş bir anlama sahiptir. Her türlü izleme cihazları, sensörler, biochipler veya erişim düzenekleri nesne olarak nitelendirilmektedir. Bir cihazın “akıllı” sayılabilmesi ve nesne olarak nitelendirilebilmesi için gerekli şartlar: Tekil bir isme sahip olması (unique id), bağlanılabilir olması ve bir sensörü olmasıdır. Bu sayede, akıllı nesne dünyanın herhangi bir yerinden erişilebilir ve kontrol edilebilir hale gelmektedir. Nesnelerin tekil bir isme sahip olması günümüzde yaygın olarak kullanılan IP adreslerinin sınırlı olması sebebi ile pek mümkün değildir, bu durumu aşmak için tasarlanmış olan IPv6nın kullanımı ile birlikte nesneler gerçek manada benzersiz hale gelebilecektir.

    Nesnelerin interneti uygulamaları, sensörlerin tek tek erişilebilir olmasından başka, pek çok sensörün verisinin birleştirilerek değer üretilmesi amacıyla da kullanılmaktadır. Fiziksel ortamlardan akarak gelen yüksek miktardaki sensör verilerinin (data), yapılan değerlendirmelerin ardından bilgi (information) olarak operatörlere veya ilgili kişilere iletilmesi ya da verinin sistemler yardımıyla işlenerek bir faaliyet icra edilmesi sağlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Nesnelerin internetinin Büyük Veri kavramları ve uygulamaları ile iç içe olduğu görülmektedir.

    Örneğin akıllı trafik sistemlerinde, trafikteki kişilerin konumlarını sürekli olarak merkezi bir sisteme iletmeleri sayesinde, sistem, kişilerin hareket bilgilerini analiz ederek, bölgedeki trafik yoğunluğunu, trafiğin akış hızını, belirli bir rota üzerinde tahmini varış süresini tespit edebilir. Bu sayede trafiğe yeni çıkacak kişiler trafik yoğunluğuna göre alternatif rotaları tercih edebilirler.

    Bir başka örnek olarak, bir oteldeki her bir odadaki karbonmonoksit oranı sensörler yardımıyla ölçülüp, yönetici sisteme iletilir. Yönetici sistem, kritik eşik aşılınca elektrik/gaz vanalarının kapatılması ve gerekli odalardaki yangın musluklarının açılmasını denetleyebilir. Bunun yanı sıra yönetici sistem, kritik eşik aşılmasa bile zaman içerisinde gelen verileri inceleyerek odalardaki karbonmonoksit oranının günün hangi saatlerinde daha yüksek olduğunu analiz ederek, o saatlerde pencerelerin kapalı kalmasını önerebilir.

    Sistemlerde kullanılacak olan sensörler, RFID gibi basit bir mekanizma, belirli periyotlarda ortam ısısını sunan bir termometre devresi gibi basit sensörler olabileceği gibi, harekete odaklanan bir kamera gibi karar verip işlem yapabilen sistemler de olabilmektedir.

    BAZI ÖRNEKLER ŞÖYLE:

    AKILLI ŞEHİR UYGULAMALARI

    Akıllı şehir uygulamaları; trafik, park yeri, ışıklandırma, atık yönetimi gibi konularda yerel yönetimlerin ve şehir sakinlerinin zamanı ve diğer kaynakları daha verimli kullanmalarını, işbirliği içerisinde çalışmalarını sağlayan sistemlerdir.

    Trafik sistemlerinde; anlık veya geleceğe dönük tahmini trafik yoğunluğu bilgilerinin oluşturulması ve dağıtılmasına yönelik uygulamalar bulunmaktadır.

    Araç park uygulamaları, gideceğiniz bölgedeki mevcut park yerlerini, park yerlerine ait doluluk oranlarını ve park yeri ücretini size sağlayabilmektedirler.

    Atık yönetimi uygulamaları, çöp konteynerlerinin doluluk oranlarının takip edilmesi ile çöp araçları ile yapılan toplama faaliyetlerinin optimizasyonu, konteyner noktalarının değiştirilmesi ve konteyner büyüklüklerinin değiştirilmesi konularında bilgi verebilmektedirler.

    AKILLI ÇEVRE UYGULAMALARI

    Akıllı çevre uygulamaları hava kirliliği, yağış durumu, baraj doluluğu, orman yangını gibi çevresel faktörlerin gözlenmesini ve gereken durumlarda acil eylemlerde bulunulmasını sağlamak amacıyla kurulmaktadırlar.

    AKILLI EV UYGULAMALARI

    Işık, ısı, havalandırma, eğlence, güvenlik gibi konularda evlerin sağladığı hizmetlerin uzaktan yönetilmesi ve durumunun takibi amacıyla akıllı ev uygulamaları geliştirilmektedir.

    TEDARİK UYGULAMALARI

    Stokta azalmakta olan, son kullanma tarihi yaklaşmakta olan ürünlerin takibini, gerek görülmesi durumunda tekrar sipariş verilmesi gibi tedarik uygulamalarına katkıda bulunmaları amacıyla geliştirilmektedir.

    AKILLI HAYVANCILIK UYGULAMALARI

    Hayvanların bulunduğu ortamların ısı, zararlı gaz durumu gibi parametrelerinin takip edilmesi amacıyla geliştirilmektedir.

  • Dolar 1999’dan beri nasıl değişti? Infografiklerle

    Dolar 1999’dan beri nasıl değişti? Infografiklerle

    ONUR METİN – Özel Haber

    Asgari ücretlerin, geçmişten günümüze karşılaştırıldığı tablodaki grafiklere göre, bazı ülkeler, her zaman yüksek asgari ücretler ödedi. Örneğin, Lüksemburg’da, asgari ücret Ocak 1999’dan günümüze kadar olan süreçte her zaman, diğer AB ülkelerindeki ve Avrupa’daki asgari ücretlerden yüksek oldu. Şu an (Ocak 2022) Lüksemburg’daki asgari ücret 2256 Euro olarak görülüyor.

    Onun dışındaki ülkelerde zaman zaman değişimler olsa da, Lüksemburg’dan sonra İrlanda, Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ın yüksek asgari ücretler ödediğinden söz edilebilir. Birleşik Krallık’ta 2007-2015 yılları arasında asgari ücrette düşüş olsa da, 2015 yılından sonra bu ülkelerde asgari ücret yakın oranlarda arttı. Bu ülkeler arasında en düşük maaş 1603 Euro (Fransa) ile 1774 Euro (İrlanda) arasında değişiyor.

    Maaşlar konusunda üçüncü grup diyebileceğimiz, İpya, Slovenya, Portekiz, Malta, Yunanistan, Litvanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da en düşük ücret 646 Euro iken, bu grupta en yüksek asgari ücret 1125 Euro ile İpya’da yer alıyor.

    Türkiye ise bu haberde dördüncü grup olarak adlandıracağım grupta yer alıyor. Bu gruptaki ülkeler, bugün AB’deki en düşük maaşları veriyor. Arnavutluk 248 Euro, Türkiye 328 Euro, Bulgaristan 332 Euro, Makedonya 358 Euro, Letonya 500 Euro, Romanya 515 Euro, Karadağ 532 Euro, Macaristan 542 Euro, Hırvatistan 624 Euro, asgari ücret ödüyor. Herkesin en çok merak ettiği bilgiyi de vereyim: Türkiye Ocak 2016’da 518.5 Euro olarak tarihindeki en yüksek asgari ücreti ödedi. Türkiye 2016 sonrası içine girdiği düşüşte, 2017’de 479 Euro, 2018’de 446 Euro, 2019’da 422 Euro, 2020’da 420 Euro, 2021’de 393 Euro görürken, asgari ücret 2022 yılında çok ani bir düşüşle 328.50 dolara düştü.

    Dördüncü grup ülkeleri olarak nitelediğim 9 ülkenin, asgari ücretlerinin birbirleriyle karşılaştırıldığı grafik aşağıdaki gibi. Bu grafikte, 2022 yılı için, en yüksek maaşlar Hırvastistan’da (623 Euro). Türkiye’nin en yüksek maaşı verdiği yıl olarak yukarıda andığım 2016 yılında, -aynı zamanda o dönemin en yüksek maaşını ödeyen- Türkiye 518.5 Euro’yu asgari ücret olarak öderken, ikinci sıradaki Hırvatistan 408 Euro ödüyordu. Bugün Hırvatistan, asgari ücretini 215 Euro artırmışken (623 Euro), Türkiye ise 186 Euro azaltmış durumda (328 Euro).

    2016’da Türkiye’nin ödediği asgari ücret, bugün Macaristan, Karadağ, Romanya ve Letonya’nın ödediği ücrete yakın.

    En düşük asgari ücret ödeyen ülkeler olarak sıralanan 8 ülke arasında, bu yıl ödenen asgari ücretlere baktığımızda, Türkiye son sıranın bir önünde duruyor.

    Ocak 1999’da, 5 ülkenin değerleri arasında, Türkiye diğer 4 ülkeyi katlayarak ilk sırada yer alıyordu (213 Euro). Haziran 2001’de 6 ülke arasında 2.sıraya düşen Türkiye, Temmuz 2003’dan 2008’e kadar yine bu ülkeler arasında, asgari ücretin miktarı konusunda en tepede yer alıyor. 2008-2017 arasında 1 ve 2.sırada olan Türkiye, Ocak 2018’de bir anda 5.sıraya düşüyor. Mayıs 2021’e kadar da 5.sırada yer almaya devam eden ülke, Ocak 2022’deki son maaş artışlarının ardından 8 ülke arasında 7.sıraya oturuyor.

    Türkiye’nin içinde olduğu seriyi sadece 8 ülkeyle sınırlamayıp, tamamına baktığımızda ise Türkiye, Bulgaristan ve Arnavutluk ülkelerinin asgari gelir seviyelerinin düşüklüğü daha net görülüyor.

  • Mahkeme karar verdi: Arılar da aslında balık sayılır!

    Mahkeme karar verdi: Arılar da aslında balık sayılır!

    Onur Metin – ÖZEL HABER

    Kaliforniya‘da bulunan Temyiz Mahkemesi, bazı arıların biyolojik olarak “balık” olarak sınıflandırılmasına karar verdi. Karar, yasada bulunan “nesli tükenen hayvanları koruma” amacıyla alındı.

    Geçtiğimiz Salı günü, daha önce bir alt mahkemede verilen karar bozularak, nesli tükenmekte olan arı türleri, “Kaliforniya Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası” (CESA California Endangered Species Act) kapsamında, balık olarak sınıflandırıldı. Dört yaban arısı türünü listelemeye çalıştıkları için bazı çiftçi grupları tarafından dava edilen yaban hayatı grupları ise durumdan memnun.

    Kaliforniya Üçüncü Bölge Temyiz Mahkemesi yargıçları, kararlarında arıların biyolojik olarak balık olmadıklarını söyleseler de, “bombus arısı” denilen türlerin, balık olarak sayılıp “omurgasızlar” olarak sınıflandırabileceğine karar verdi.

    MAHKEME NE DEDİ?

    CESA adlı yasa kapsamında “nesli tükenmekte olan türler” olarak kuşlar, amfibiler, sürüngenler, memeliler veya balıklar olabileceği söylenirken, arıların ve böceklerin bu tanıma göre korumaya alınamayacağı biliniyor. Ancak yargıçlar, yasanın balık tanımının yalnızca suda yaşayan türler için geçerli olup olmadığının “belirsiz” olduğunu ifade etti. Kaliforniya’da Balık ve Av konusunda, özel yönetmelikler bulunuyor.  Bu yönetmeliğe göre “balık”; yabani balıklar, yumuşakçalar, kabuklular, omurgasızlar ve amfibiler olarak tanımlanırken, bu “balık”ın konuşma dilindeki sınırını genişletiyor. Örneğin, bazı bölgelerde yengeçler de balık olarak sayılıyor.

    Yargıçlar, buradaki “balık” tanımının sudaki vahşi yaşamla sınırlı olmaması gerektiği ve arılar gibi karada yaşayan omurgasızların yasa kapsamında listelenebileceği sonucuna vardı.

    Kaliforniya 3. Bölge Temyiz Mahkemesi Yardımcısı Yargıç Ronald Robie, “Buna göre, dört bombus arısı türünün her biri karasal bir omurgasız canlı olarak görülmeli. Kanun kapsamında nesli tükenmekte olan veya tehdit altındaki türler olarak listelenebilir” dedi.

    Kararda şu ifadeler yer alıyor: “Bir balık, terimin günlük dilde yaygın olarak anlaşıldığı şekliyle, elbette su ortamlarında yaşar. Ancak, Bakanlık ve Komisyonun belirttiği gibi, [Kaliforniya Balık ve Av Yasası’nın] 45. bölümündeki teknik tanım, hepsi karada ve suda yaşayan türleri kapsayan yumuşakçaları, omurgasızları, amfibileri ve kabukluları içerir.

    Balık terimi halk dilinde ve genel olarak suda yaşayan türlere atıfta bulunsa da, Yasama Meclisinin 45. bölümdeki balık tanımında kullandığı terim o kadar sınırlı değildir.” diyen mahkeme, kararını arıları balık sınıfına sokarak verdi.

    Kararda, daha önce karasal bir yumuşakça ve omurgasız olarak sayılan Trinity kıllı salyangozu adlı türün de, tehdit altında bulunması nedeniyle, 45. bölüm kapsamında sayıldığı belirtiliyor.

    Karar, arılar ve balıkların tanımları konusunda kafa karıştırsa da, doğal hayatı koruma grupları tarafından memnuniyetle karşılandı.

    Bir alt mahkemenin kararını bozan karar, bu arılara sağlanan korumanın aynısını sunmak için diğer böcek türlerinin balık olarak sınıflandırılabileceği anlamına da geliyor.

    MAHKEME DAHA ÖNCE ÇFTÇİLER LEHİNE KARAR VERMİŞTİ

    2018 yılında ekolojistler, bahsi geçen 4 türün listeye eklenmesi için Balık ve Av Hayvanları Komisyonu’na başvurmuş, bu 4 türü aday türler olarak ilan etmiş ve bu türler değerlendirme tamamlanana dek geçici koruma kapsamına alınmıştı. Bunun üzerine 7 çiftçi örgütü, CESA’nın böcekleri korumadığını belirlemesi için mahkemeye başvurmuş, mahkeme 2020’de çiftçiler lehine karar vermişti. O kararın Kaliforniya Temyiz Mahkemesi tarafından bozulmasından dolayı hayal kırıklığına uğrayan çiftçi örgütleri, karara itiraz edeceklerini açıkladı.

    Çiftçiler, bombus arısına tehdit oluşturacağı gerekçesiyle zirai ilaç kullanamayacaklarını ve arıların olası ölümünden kendilerinin sorumlu tutulacağını düşünüyor. Çiftçiler bombus arısının korumaya alınmasının, diğer böcekler için tehlikeli bir örnek oluşturabileceğini söylüyor.

    BÖCEKLER NEDEN ÖNEMLİ?

    Arılar gibi tüm böcekler de, tarımda kullanılan ilaçlardan, pestisitlerden iklim krizine kadar çeşitli tehditlerle karşı karşıya. Dünya çapında ısınma ve habitattaki değişimler, böcek popülasyonlarının büyük bir kısmını yok ediyor. Bu durum, tozlaşma ve diğer vahşi yaşam için besin kaynakları gibi şeyler için ciddi ekolojik sonuçlar doğurabilir. Tozlaşma, bitkilerin üremesi için gerekli olan etki olarak tanımlanabilir.

    UZMANLAR NE DEDİ?

    Davanın sanıklarından biri olan Defenders of Wildlife‘dan Pamela Flick, kararı “Kaliforniya’da bombus arıları için harika bir gün” olarak yorumladı. Flick, “Bu karar, eyaletteki tüm yerel türler için Kaliforniya Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası’nın koruyucu olduğunu gösterdi” dedi. Flick, arıların da diğer tozlaştırıcılar gibi sağlıklı ekosistemlerin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.

    Bir böcek koruma grubu ve davadaki başka bir sanık olan Xerces Derneği’ne göre, Kuzey Amerika’da bombus arılarının yüzde 28’i neslinin tükenmesiyle karşı karşıya.

    Xerces Society‘den Sarina Jepsen, basına yaptıkları yazılı açıklamada, “Mahkemenin kararı, Kaliforniya’nın en çok tehlike altındaki tozlaştırıcılarından bazılarının korunmasına izin veriyor, bu da eyaletin yerel ekosistemlerinin ve çiftliklerinin dayanıklılığına katkıda bulunacak bir adım” dedi.

    ARI TÜRLERİ NEDİR? KAÇ ARI TÜRÜ VAR?

    Yaklaşık 100 milyon yıldır dünyada olan bal arıları

    (Apis mellifera L.)

    , hayvanlar âleminin böcekler sınıfının zar kanatlılar takımından olan Apis cinsi içerisinde bulunmaktadır. Apis cinsi altında bilinen 11 tür bulunmaktadır.

    Apis cinsi dışındaki arı türleri, yaban arıları veya yabani arılar olarak nitelendirebilir. Yeryüzünde bugün 18 bin arı türü tanımlanmıştır ve her yıl yeni türlerin eklenmesi söz konusudur.

    TOZLAŞMA NEDİR?

    Tozlaşma, bitkinin meyve ve tohum üretiminde çok önemli bir süreçtir. Çiçeğin polenlerinin başka çiçeklere taşınması işlemine tozlaşma adı verilir. Böylece polenler tepeciğe yapışarak, dişicik borusundan yumurtalığa iner ve döllenme gerçekleşir. Döllenme sürecinde, böceklere ek olarak polen, nektar, bitkisel besin arayan diğer hayvanlar ve rüzgar gibi faktörler yardımcı olmaktadır. Tozlaşma, ekosistemlerin sürdürülebilirliği ve insan toplulukları için hayati önem taşıyor.

  • ABD’de her 100 kişiye 120.5 silah düşüyor: Türkiye bireysel silahlanmada ilk 10 ülke arasında

    ABD’de her 100 kişiye 120.5 silah düşüyor: Türkiye bireysel silahlanmada ilk 10 ülke arasında

    ÖZEL HABER: Onur Metin

    İsviçre merkezli bir araştırma şirketi olan “Small Arms Survey”e göre, 2017 itibariyle küresel dolaşımdaki bir milyar ateşli silahın 857 milyonu (yüzde 85) sivillerin ellerinde, 133 milyonunun (yüzde 13) askeri kullanımda ve 23 milyonunun (yüzde 2) kolluk kuvvetlerinde olduğunu tahmin ediliyor. Dünyada sivil silahlanmanın en yüksek olduğu ABD’de, 2018 yılında, her 100 yurttaşa 120.5 silah düşüyor. Bunun anlamı, her yurttaş için ortalama bir silahtan fazla silah olması demek. Türkiye de bireysel silahlanmada sahip olunan silah sayısında ilk 10 ülke arasında

    2017 sonunda, dünyada 230 ülkede, toplam 1 milyon 13 bin ateşli silah var. Small Arms Survey’in  2016 yılında yaptığı araştırmada 875 milyon silah olduğu duyurulmuştu. Sivillerin elindeki silahların sayısında yüzde 32’lik artış, 2017’de sayının 1 milyondan fazla olmasına neden oldu. ABD, kişisel silahlanmada, bütün ülkelere fark atıyor.

    DÜNYA NÜFUSUNUN YÜZDE 4’Ü, SİLAHLARIN YÜZDE 46’SI

    ABD’li sivillerin elinde, 393 milyondan fazla silah var. Dünya nüfusunun yüzde 4’ünü oluşturan ABD halkı, dünyadaki küresel silah stoklarının ise yüzde 46’sına sahip. Başka bir deyişle, tüm dünyada orduların ellerinde bulunan askeri silah stoklarının yaklaşık 3 katı silah ABD’li sivillerin ellerinde bulunuyor. ABD’li siviller, BM’nin raporuna göre dünyada kendilerinden sonra en çok silaha sahip olan 25 ülkedeki silahların toplamından daha fazla silaha sahip.

    Gallup firması tarafından Ekim 2020’de yapılan ankete göre, ABD`li yetişkinlerin yaklaşık yüzde 44’ü silahlı bir evde yaşıyor ve insanların yaklaşık üçte biri kişisel olarak silah sahibi. ABD’de sivillerin elindeki toplam silah sayısı, nüfustan daha fazla. Yani bir kişiye düşen silah sayısı birden daha fazla.

    ABD’li siviller, ABD ordusunun yaklaşık 100 katı ve kolluk kuvvetlerinin yaklaşık 400 katı kadar ateşli silaha sahip. ABD’liler yalnızca Mayıs 2018’de 2 milyondan fazla silah satın aldı. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm kolluk kuvvetlerinin sahip olduğu silahların iki katından daha fazla.
    Nisan ve Mayıs 2018’de ABD’liler, ABD ordusu tarafından stoklanan tüm ateşli silahlardan daha fazla olan 4,7 milyon silah satın aldı. 2017’de ABD’liler 25,2 milyon silah satın aldı, bu da dünyadaki tüm kolluk kuvvetlerinin sahip olduğu toplam silahtan 2,5 milyon daha fazla silah demek.

    TÜRKİYE TABLONUN NERESİNDE?

    Türkiye, sivillerin ellerinde en çok silah bulundurulan ülkeler listesinde 10’uncu sırada. Bu listede, Türkiye’nin hemen üzerinde ABD, Hindistan, Çin, Pakistan, Rusya, Brezilya, Meksika, Almanya ve Yemen var.

    Nüfusa oranlanarak, her 100 kişiye düşen silah sayısına bakıldığında, Türkiye listenin dışında kalıyor. Bu liste için nüfusu 150 binden fazla ülkelere bakılıyor.

  • Grafiklerle 2021 Ceza İstatistikleri Raporu: En fazla mahkum Rusya ve Türkiye’de

    Grafiklerle 2021 Ceza İstatistikleri Raporu: En fazla mahkum Rusya ve Türkiye’de

    Lozan Üniversitesi tarafından her yıl derlenen, Cezaevi İstatistikleri raporu SPACE, 2021 yılının istatistiklerini gösterecek şekilde yayınlandı. 49 ülkeyi kapsayan rapora göre, Avrupa’daki en büyük hapishane nüfusu Türkiye’nin. Hapis cezaları sayısında da Türkiye, Rusya’nın hemen ardında bulunuyor. Haberi, Onur Metin (onurmetins) grafiklerle derledi.

    HABER: Onur Metin

    Raporda, 31 Ocak 2021 tarihinde edinilen sayılara göre, Avrupa Konseyine üye olan 49 ülkede toplam 1 milyon 414 bin 172 tutuklu bulunuyor. Rapordaki verilere göre, mahkumlar en fazla Rusya’da, (478.714 kişi), ikinci olarak Türkiye’de (272.115 kişi) üçüncü ise Birleşik Krallık’ta bulunuyor (87.035 kişi).

    Tutuklama oranının nüfusa göre oranlandığı verilere göre ise, Rusya’nın her 100 bin kişi içinde 328 mahkumu bulunurken, Türkiye’nin 325, Gürcistan’ın 232, Azerbaycan’ın 216, Slovakya’nın 192, Litvanya’nın 190 mahkumu bulunuyor.

    NÜFUSA ORANLA EN ÇOK İNSANIN YER ALDIĞI CEZAEVLERİ TÜRKİYE’DE

    Nüfusa oranla, en çok mahkumun bulunduğu cezaevlerine bakıldığında, Türkiye’nin tepede bulunduğu görülüyor. Türkiye, her 100.000 kişiye karşılık, cezaevlerinde 357 kişi bulunuyor. Listede Türkiye’yi Rusya (356 kişi) ve Gürcistan (264 kişi) takip ediyor. Monako, Liechtenstein, İzlanda, Finlandiya, Hollanda ve Norveç, nüfusuna oranla en düşük cezaevi nüfusuna sahip ülkeler.

    SON 10 YILDA EN ÇOK İNSAN TÜRKİYE’DE TUTUKLU

    2010’dan 2020’ye ülkelerdeki cezaevinde kalanlar / toplam nüfus değişimlerine bakıldığında, Türkiye’de yüzde 115’den fazla bir artış görülürken, Türkiye’yi Andorra, Portekiz, Malta, Arnavutluk ve Slovenya takip etti. Tutuklu insan sayısının son 10 yılda en çok azaldığı ülkeler ise Gürcistan, Ermenistan, Letonya, Rusya ve Lüksemburg oldu. Tutuklanma oranının son 1 yılda en çok azaldığı ülkeler, Kıbrıs (%-28.3), Montonegro (%-24.4) ve Solvenya (%-22.1) oldu.

    TÜRKİYE’DE SON BİR YILDA TUTUKLAMA ORANI AZALDI

    Verilere göre, son bir yıldaki tutuklama oranında, neredeyse tüm ülkelerde genel bir düşüş var. Sayının azalmasında COVİD’in etkisi olduğu düşünülürken, en büyük azalma İzlanda’da görüldü, yüzde 9.7. Türkiye’de bu azalma %8.9 oldu. Ocak 2020-Ocak 2021 arasında tutuklama oranlarına göre, İzlanda (yüzde 9.7), İsviçre (yüzde 9.2), İrlanda (yüzde 8.9), Türkiye (yüzde8.9), Arnavutluk (yüzde 8.7), Çek Cumhuriyeti (yüzde 8.4), Avusturya (yüzde 8.2), Polonya (yüzde 8.1), Birleşik Krallık: İskoçya (yüzde 8.1), Hollanda (yüzde 7.9), Rusya (yüzde 7.9), Lüksemburg (yüzde 7.5), Almanya (yüzde 6.9), Danimarka (yüzde 6.0), Katalonya (yüzde 5.7), İpya (yüzde 5.6) ve Ukrayna’da (yüzde 5.2) oranlarında tutuklama oranı azaldı.

    AVRUPA’DA HAPSEDİLME ORANI SON 10 YILDA EN ÇOK ARTAN ÜLKE TÜRKİYE

    Son 10 yılda, Türkiye’de hapsedilme oranı yüzde 89.3 arttı. Türkiye, bu dönemde hapsedilme oranının önemli ölçüde arttığı tek ülke oldu.

    ANNE MAHKUMLARIN ÇOCUKLARI EN FAZLA TÜRKİYE’DE

    Bakıma ihtiyacı olan küçük çocukların anneleri ile cezaevlerinde kalmalarına bazı ülkelerde izin verilirken, bazılarında ise izin verilmiyor. İzin verilen ülkeler arasında, Türkiye, annesi cezaevinde ise bir çocuğun, annesiyle “içeride” en uzun zaman geçirebileceği ülke (6 yaşa kadar). Diğer cezaevlerinde bu süre genellikle, 2 ya da 3 yaş. En genç yaşta çocukların cezaevinde bulunmalarının yasaklandığı Hollanda’da kabul edilen çocukların yaşı 9 ay-4 yaş arasında değişiyor.

    Türkiye’de cezaevlerinde annelerinin yanında bulunan çocuk sayısı 803. Türkiye’nin ardından Rusya geliyor (423 çocuk), İpya’da ise toplam 94 çocuk bu durumda bulunuyor. Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Belçika, Bulgaristan, Kıbrıs, İzlanda, İrlanda, Liechtenstein, Malta, Monako, Karadağ, Kuzey Makedonya, Romanya, San Marino, Slovenya, İsveç, İsviçre’de ise çocukların anneleri ile cezaevlerinde olmaya izinleri var ancak bunu seçen tutuklu ebeveyn sayısı 0. Kuzey İrlanda, Slovakya, Norveç’te ise çocukların cezaevlerinde olmasına izin verilmiyor.

    HAPİSTE KALIŞ SÜRELERİNE GÖRE TÜRKİYE

    Türkiye’de mahkumların içeride kalış sürelerine bakıldığında, en çok mahkumun 5-10 yıl ve 10-20 yıl arasında içeride bulunduğu görülüyor.

    Cezaevinde kalış sürelerine göre bakıldığında Türkiye’de sayılar şöyle:

    1 aydan kısa: 83 kişi
    1-3 ay arası: 436 kişi
    3-6 ay arası: 3692 kişi
    1-3 yıl: 24019 kişi
    3-5 yıl: 28250 kişi
    5-10 yıl: 69764 kişi
    10-20 yıl: 69476 kişi
    20 yıl ve üstü: 38352 kişi
    müebbet: 8643 kişi
    diğer: 3507 kişi

  • Son 1 yılda hangi yatırım aracı daha çok kazandırdı? – Dolar, Euro, Bono, Repo, Bitcoin ve Altın

    Son 1 yılda hangi yatırım aracı daha çok kazandırdı? – Dolar, Euro, Bono, Repo, Bitcoin ve Altın

    Bu haberde, finansal yatırım araçlarının TL karşısında getiri oranlarını grafiklerle karşılaştırdık.

    Özel haber: Onur Metin

    SON 1 YILDA HER YATIRIM ARACI KARLI

    Son 1 yıllık fiyat değişimlerine bakıldığında, her yatırım aracının karlı olduğunu iddia etmek mümkün. Kar sıralamasında en yüksek 1 yıllık fiyat değişimi, altında meydana gelirken (%100.75), altını dolar ve euro izledi. Dolarda kar oranı %81.2, Euro’da %65.19 oldu. Bono, Euro ve Bitcoin‘de de 1 yıllık fiyat değişimleri hep pozitif yönde değişti.

    DOLAR VE EURO

    ABD doları, son 1 haftada alanlar için %0.41 artış getirirken, dolar yatırımından elde edilen kazançlar, 1 ayda %2.01, 3 ayda %6.58, 6 ayda %64.62 oldu. 1 yıl önce Türk lirasını dolara yatıranlar, bugün %81.82 kazandı. Başka bir deyişle, bir yıl önce dolara 100 lira yatıranlar, bugün (9 Nisan 2022) itibariyle 181.82 TL aldı.

    Doların son 3 aydaki yükselişi, bilinen fiyatları oldukça değiştirirken, Euro’daki TL karşılığı fiyat değişimi, son 1 hafta içinde 0’ın altına düşerken (eksi %1.24), 1 ayda %0.82, 3 ayda %2.17, 6 ayda 55.24 oldu. Euro’nun son 1 yıllık değişim oranı ise %65.19. 1 yıl önce 100 lirasını Euro’ya yatırıp değerlendirmek isteyenlerin, bugün 165.19 TL’si oldu.

    BONO VE REPO UZUN VADEDE KARLI, KISA VADEDE ZARAR

    Bono’daki değişim son 1 hafta içinde eksi %3.13, son 1 ayda eksi %4.54, son 3 ayda %2.50, son 6 ayda %32.8, son 1 yılda %30.23 oldu.

    Repoda değişim oranları, son 1 haftada eksi % 0.8, son 1 ayda eksi % 3.28, son 3 ayda eksi %9.28, son 6 ayda eksi 12.91 olurken, son 1 yıldaki değişim %17.41 olarak görüldü.

    Son 6 ayda repoda genel olarak eksi değerler varken, son bir yıllık değişimi ise pozitif oldu.

    BİTCOİN

    Bitcoin son bir yıllık süreçte zaman zaman, çok zıplamış, zaman zaman çok düşmüş olsa da, genel olarak yatırımcılarını pişman etmeyen bir yatırım aracı oldu. Son 1 yılda “bitcoin”e girenler %17 civarında, son 6 ayda girenler %35 civarında, son 3 ayda girenler %20 civarında kar ederken, son 1 ayda girenlerin zararı yaklaşık %3. Son bir haftada ise kar oranı %5.39 oldu.

    ALTIN UZUN VADELİ YATIRIMCILARINI HİÇ PİŞMAN ETMEDİ

    Altın ise son 1 yılda uzun süreli yatırımcılarını neredeyse hiç üzmedi. Altın son 1 haftada %1.52, son 1 ayda eksi %3.39, son 3 ayda %15.45, son 6 ayda %18.54 oranında kar sağlarken, son 1 yılda sağladığı %100’ün üzerindeki kar; bu sayfada bahsedilen en karlı yatırım aracı haline getirdi.

  • Türkiye’de insanlar eğitimlerini neden yarıda bırakmak zorunda kaldı?

    Türkiye’de insanlar eğitimlerini neden yarıda bırakmak zorunda kaldı?

    TÜİK‘in araştırma sonuçları, insanların neden devam etmek istemelerine rağmen, eğitimlerini yarıda bıraktıklarını ortaya koydu.

    ÖZEL HABER: Onur Metin

    Eğitime devam etmek istemesine rağmen (üniversite dahil) eğitimini yarıda bırakan bireylerin oranı yüzde 11.6.

    Erkeklerde bu oran yüzde 12.7 iken, kadınlarda yüzde 10.6 olduğu görüldü.

    Eğitime devam etmek istemesine rağmen eğitimini yarıda bırakan bireyler üzerinden, eğitimi yarıda bırakma nedenleri cinsiyetlerine göre incelendiği zaman, hem erkekler hem de kadınların eğitimlerini kesme nedenlerinin en yoğun olarak ekonomik nedenler olduğu görülüyor. Aile erkeklere nadiren izin vermezken (yüzde 5.3), kadınlarda bu oran yüzde 28.8.

    Eğitimde başarısızlık, toplamda üçüncü sırada gelen eğitime devam etmek istenmesine rağmen, eğitimin kesilme sebebi. Bu istatistik, not düşüklüğü, sınav başarısızlığı ve okuldan atılma ve uzaklaştırmayı da kapsıyor. Bu oran erkeklerde yüzde 20.3, kadınlarda ise yüzde 10.7.

  • En çok bant genişliği tüketen uygulamalar: Youtube, Facebook, Twitter ve Tiktok

    En çok bant genişliği tüketen uygulamalar: Youtube, Facebook, Twitter ve Tiktok

    ÖZEL HABER: Onur METİN

    Dünya çapında Android ve iOS tabanlı milyonlarca uygulama var. Bu uygulamalar arasında en çok kullanılan bir avuç uygulama, küresel internet trafiğini kontrol altında tutuyor. Bu haberde bu uygulamaları ve kullandıkları küresel bant genişliklerini inceledik.

    İnternete bağlı her şey (bilgisayar, tablet, telefon, e-kitap okuma araçları, eğlence amaçlı ürünler, hatta ağa bağlı elektronik buzdolabı…) görüntülenmek – veri görüntüleyebilmek için “bant genişliği” (bandwidth) kullanıyor. Akıllı telefonunuzda bir şeye baktığınızda (ister Instagram‘da yeni bir mesaj, isterse bir YouTube videosunun birkaç saniyesi olsun), cihazınız verileri arka planda indirir ve size indirdiği verileri sunar. İndirilen dosyalar ne kadar büyükse, o kadar fazla bant genişliği kullanılır. Bu grafikte, Sandvine’in 2021- Q1 için küresel mobil trafik raporunu kullanarak en çok kullanılan uygulamaları kategorilere göre ayırdık.

    VİDEOLAR KÜRESEL MOBİL AĞ TRAFİĞİNİ YÖNLENDİRİYOR

    Mobildeki son kullanım alışkanlıklarına göre, “video” internet kullanımında en çok veriyi tüketiyor. Küresel mobil internet trafiğini yönlendiren videolarda, en büyük kaynaklardan biri ise Google’ın ürünü olan Youtube. Video dosyaları, bu pastadan en büyük payı almakta, çünkü bir video yayınında hem görüntü hem de ses verisi aktarılıyor. Ses görüntüleri daha sınırlı boyutta olsa da, videoların boyutları ise görüntünün kalitesine göre değişiyor. Android Central’a göre, video akışı, 480p video (720×480) için saatte yaklaşık 0,7 GB ile 1080p (1920×1080) video için saatte 1,5 GB arasında farklılaşıyor. Şu anda çoğu sağlayıcı tarafından sunulan en yüksek çözünürlük olan “4K” akış, saatte yaklaşık 7,2 GB alan kullanır. 2000 yıllarındaki bilgisayarların toplam disk alanları ise yaklaşık bunun yarısı kadardı. Videoların kullandığı bu alan, kaliteli ses dosyalarının (320 kbps) kullandığı saatte 0,12 GB bant genişliğinden yaklaşık 60 kat daha büyüktür.

    Sonuçta, videolar ve sosyal ağların kullandığı bant genişliği, internette kullanılan toplam veri miktarının yaklaşık %70’ine ulamış durumda.

    Son günlerde en çok ilgi çeken platformlardan biri olan Tiktok‘taki video süreleri kısa olsa da, videoların sürekli izlenmesi nedeniyle izlenme sayıları ilginç sayılara gelmiş durumda. Örneğin, en çok izlenen videolardan biri olan sihirbazlık gösterisi ifşası olan şu videonun izlenme sayısı 2.5 milyarın üzerinde. Kısa kısa da olsa böyle yüz binlerce video var.

    @zachking They rejected my application to Hogwarts but I still found a way to be a wizard.

    aa

    SOSYAL AĞ MESAJLARI

    Sosyal ağ mesajları genellikle sadece birkaç kilobyte (KB) boyutundadır, bu mesajlarda bulunan resimler ise düşük çözünürlüklü bir görüntü için birkaç yüz KB’den yüksek çözünürlüklü görüntülerde birkaç MB’ye kadar değişebilir.

    Nispeten, sosyal ağ ve web’de gezinme, birlikte aşağı akış internet trafiğinin üçte birini oluşturur. Oyunlar, market uygulamaları ve dosya paylaşımı, büyük dosya boyutlarına rağmen, trafiği video kadar zorlamayan yalnızca bir kerelik indirmeler gerektirir.

    En çok kullanılan uygulamalar birkaç şirkete ait

    İnternet trafiği verileri kategorilere göre ayrılmış olsa da, birçok uygulamanın birden fazla bant genişliği türü tükettiğini belirtmekte fayda var.

    Örneğin, WhatsApp, Instagram ve Snapchat gibi mesajlaşma ve sosyal ağ uygulamaları, tüketicilerin video, fotoğraf paylaşımlarına, sosyal ağda sörf yapmalarına ve sosyal ağ üzerinden mesaj değişimlerine olanak tanır.

    iTunes ve Google Play gibi pazaryeri uygulamaları bile video ve ses akışı için bant genişliği tüketir ve birlikte toplam mobil aşağı akış trafiğinin %6,3’ünü oluşturur.

    YouTube ise toplam küresel akış bant genişliğinin %20,4’ünü kullanıyor. Yani tek bir firma, dünyadaki internetin 5’te 1’i kadar bant genişliğini kullanıyor.

    Aşağıdaki liste, genel kullanım oranlarına göre listeyi gösteriyor.

    Kategori

    • Video izleme : 48.9%
    • Sosyal ağlar: 19.3%
    • Web: 13.1%
    • Mesajlaşma: 6.7%
    • Oyun: 4.3%
    • Alışveriş: 4.1%
    • Dosya paylaşımı: 1.3%
    • Bulut sunucu: 1.1%
    • VPN ve güvenlik: 0.9%
    • Ses: 0.2%

    Dünyanın teknoloji devleri, en büyük dört veri akışı kategorisinde lider uygulamaya sahip. Google firmasına ait YouTube ve Google uygulamaları, tüm video akışı ve web tarama trafiğinin neredeyse yarısını oluştururken; Facebook firmasına ait  Facebook, Instagram ve WhatsApp uygulamaları, küresel sosyal ağ trafiğinin %93’ünü ve mesajlaşma trafiğinin %45’ini oluşturdu.

    ALTERNATİF KAYNAKLAR ŞART

    Uygulamaya göre trafik kullanımı, teknoloji devlerinin ve internet sağlayıcılarının veri tekellerini göstermesi açısından önemli bir kaynak. Birkaç küresel şirketin yönlendirdiği akıllı telefon internet trafiğinin, özgürce devam edebilmesi için alternatif kaynakların olması, tekelleşmenin önlenebilmesi ve bu kaynaklarda da güvenli iletişim kurulabilmesi ve sorun yaşanmaması şart.

    SAVAŞ DÖNEMİNDE YANDEX

    Örneğin, Rusya’nın en büyük arama motoru, dünyada da bilinen ve yaygın kullanılan arama motorlarından biri olan Yandex, savaş döneminde büyük değer kaybetti. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden kaynaklı olarak çıkan finansal kriz, Yandex için bir risk oluşturuyor.

    Rusya içinde internet arama trafiğinin yaklaşık yüzde 60’ını yöneten Yandex yaptığı açıklamada, yaptırımların tetiklediği finansal piyasadaki erimenin bir sonucu olarak borçlarını ödeyemeyeceğini söylerken, Türkiye’deki on binlerce web sitesi, Yandex’e bağlı kullandıkları mail servisi nedeniyle, şirketin iflası halinde zor durumda kalabilir.

    EN ÇOK İZLENEN YOUTUBE VİDEOLARI

    Ocak 2022’de açıklanan sayılara göre, dünyanın en çok izlenen YouTube videosunun izlenme sayısı 10.6 milyarın üzerinde. Dünya nüfusundan daha fazla olan bu sayı, Youtube’un toplam etkisini ve dünyada elde ettiği yeri göstermesi açısından iyi bir örnek.