Hazine’de para mı kalmadı, hemen zam yapıyorsun şıp diye sorunu çözüyorsun…
Ne kolay değil mi bir ülkeyi yönetmek…
Elektriğe zam, suya zam, benzine zam, doğalgaza zam… Zam zam zam…
“Bir otomobil sana, bir otomobil de bana alacaksın” diyeceksin, hatta otomobilin fiyatından daha fazlasını “vergi” adı altında alacaksın…
Benzin-mazot dersen, iki-üç katını “vergi” diye vereceksin…
Bir ülkeyi yönetmek ne kadar kolay böyle…
Her ay elektrik borcunu, su borcunu, kirasını düşünen asgari ücretliden vergi alıp, saraylarda yaşayacaksın… O da yetmez bir uçak filosu oluşturup, bir de dünyanın en lüks makam araçlarını sıra sıra dizeceksin…
Millet çarşıda pazarda her gün şok üzerine şokla karşılaşıyor. Bir gün aldığını ertesi gün aynı fiyata alamıyor… Sayıştay’ın Cumhurbaşkanlığı Denetim Raporu’na göre, Saray bir günde 7 milyon TL harcıyor…
Çin’in ar-ge çalışmaları 337 milyar doları geçmiş. Ülkemizi yönetenlerin saray, makam ve lüks harcamaları Çin’in ar-ge çalışmalarıyla yarışıyor…
Turizm ülkesiyiz… Her adımı, her bölgesi, her köşesi tarih, doğa ve kültür akıyor… Turisti mumla arar olduk…
Onlarca yılda şekillenmiş geleneksel dış politika birikimini, “monşerler” diyerek bir kenara atıp, “sıfır sorun” diyerek sorunsuz bölge, kavgasız ülke bırakmayacaksın, sonra da Soçi’de Putin’e, “Özellikle turizmde vermiş olduğunuz destek sebebiyle de çok çok teşekkür ediyorum” diyeceksin…
Putin tamam da bir de siz “desteklesiniz” şu turizmi…
Memleketin adı IŞİD’le, Taliban’la, Müslüman Kardeşler’le anılır hale geldi. Dünyada ne kadar radikal örgüt varsa onlarla iş tutmayı, “yeni dış politika, cesaret ve liderlik” diye pazarladınız. “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” bile diyebildiniz…
Turizmden ekmek yiyen milyonlarca insanınız olmasına rağmen yaptınız bunları…
Turizm ülkesi Türkiye’de hava alanlarında ve trenlerde alkollü içki satışını yasaklayacaksınız sonra da Türk turizmine katkılarından dolayı Putin’e teşekkür edeceksiniz…
ABD’ye kızdınız uçak projesinden çıktınız… Parasını ödediğiniz uçakları bile alamadınız…
Rusya’dan S-400’leri aldınız kapağını açamadınız…
Bu fakir milletin milyarlarca doları havalarda savruluyor…
Ne soran var ne de soruşturan… Ne kadar kolay değil mi ülke yönetmek…
Hesapsız, kitapsız, emperyalistlerin gazıyla atılan adımların bedeli ağır oldu. Şam’da Cuma namazı kılma hayalleri kurarken geldiğimiz noktaya bakın…
Ülkesini bu kadar hedef haline getiren, komşu ülkeye yönelik emperyalist oyunlara alet olan bir ülkenin bunları yaşaması kaçınılmaz.
Kızmayın Suriyelilere, Iraklılara… Evi, ocağı bombalanan, şehirleri yerle bir edilen insanlardan ne bekliyorsunuz…
Yük arttı, besleyecek boğazlar arttı. Çözümü kolay: Artırın vergileri… Zam zam zam…
Ne kadar kolay değil mi bir ülkeyi yönetmek…
Gerilim artınca, çatışmalar çoğalınca yeni yeni silahlara ihtiyaç duyuldu… Nasıl olsa kolayı var. Artırırsın vergileri ya da adına “zam” dedikleri dünyanın en adaletsiz vergisini tıkır tıkır çekersin milletin cebinden…
Yani öyle üniversiteleri bitirmek, ekonomi bilmek, mühendislik bilgilerine sahip olmak vs şeylere falan hiç ihtiyacın yok. Emir verince faizler düşüyor, komut verince fiyatlar iniyor, ters bakınca döviz düşüyor… Zaten sıkışınca zam yapıyorsun her şey şıp diye çözülüyor…
Bunun adı da “ülke yönetmek” oluyor. Bunun adı da “büyük liderlik”” oluyor. Bunun adı da “siyaseti bilmek” oluyor. Ülkeyi uçurumun kıyısına getirmek, memleketi gırtlağına kadar borca batırmak “siyasi deneyim” oluyor. Öyle diyor ya asrın liderine hayranlık duyan bazı gazeteci arkadaşlar, “adam işi biliyor abi!”
Milletin efendisi denilen köylüler, evlerinden, bağlarından koparılıp konteynır evlere sürülüyor; artık yaşanmaz hale gelmiş şehirlerin kenarlarında sığıntı hale getiriliyor ve bunun adı da devleti yönetmek oluyor.
Hiçbir etik, hiçbir sınır, hiçbir değer olmayınca; amaca giden her yol mübah olunca: “Adam işi biliyor abi!”
İşi bilmeyenlerse, “Plan-program yapalım, bilime-mühendislere danışalım, etik değerlerimiz olsun, gösterişten-israftan kaçınalım, Anayasa-kanun ve nizamlar esas olsun, kadınlar hayatın içinde olsun, adalet olmadan düzen olmaz, doğamızı-dağlarımızı-bağlarımızı koruyalım, hak-hukuk-liyakat esas olsun, dini siyasete alet etmeyelim, laiklik en temel felsefemiz olsun…” diyenler.
Halkına her türlü yalanı söylemenin adı “siyaset bilmek!”, doğruları anlatmanın adı ise “iş bilmemek!”
Ne kadar kolay değil mi bir ülkeyi yönetmek…
Vergi vergi vergi… Zam zam zam… Ama bir yere kadar… O da yetmezse milletin ormanlarını, dağlarını, bağlarını, sularını, köylerini “madencilik yapılıyor” adı altında yerli veya uluslararası kartellere ruhsatlarsın. Bir başka deyişle milletin bağını, bahçesini, yaylasını, ormanını satılığa çıkarırsın. Bunun adı da ülkemizde “altın madenciliği” ya da “nikel madenciliği” ya da “taş veya mermer ocağı”” olur. Nazik bir ifadeyle de, “istihdam yaratmak” olur.
Millet, “Elektrik çok pahalı… Mazot alamıyoruz… Gübre, ilaç fiyatları ikiye katlandı…” diye bas bas bağırırken, “Artık üretim yapacak gücümüz kalmadı” diye dertlenirken, “Olmadı ithal ederiz” diye tehdit edeceksin. Bir yıl boyunca çırpınıp, didinip ortaya çıkardıkları ürünleri çiftçinin elinden küfreder gibi üç kuruşa alacaksın sonra da marketlerde tavan yapan fiyatlar için market zincirlerini suçlayacaksın.
Ne kadar kolay değil mi bir ülkeyi yönetmek…
Kenyalı siyasetçi Jomo Kenyatta’nın, 1953 yılında sömürge mahkemesinde söylediği, “Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim, topraklarımız ise beyazların elindeydi” sözü büyük yankı uyandırmıştı. Kenyatta bugün Türkiye’de yaşasaydı herhalde şunları söylerdi:
“AKP’liler geldiklerinde onların elinde Kuran, bizim elimizde ise topraklarımız, satacak ürünlerimiz vardı. Bize ‘Allah-kitap, din-iman’ dediler, gözlerimizi kapatıp dua ettirdiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki kitap-iman bizim, topraklarımız ile mal-mülk saraylar AKP’lilerin ve yandaş kartellerin elindeydi.”
Yazar Hakkında
İbrahim Gündüz kimdir:
18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.