İstanbul Eczacı Odası, ilaçta patent uygulaması nedeniyle dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunduğunda yıl 1998’di. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve Fikri Mülkiyet Haklarının Ticaretle Bağlantılı Boyutlarına İlişkin Anlaşma (TRIPS) dolayısıyla üye ülkeleri zorunlu tuttuğu yasal düzenleme, Türkiye’de 2005 yılında yaşama geçecekken, bilinmeyen bir nedenle, 22 Eylül 1995 tarihli bir gece yarısı kararnamesiyle 1 Ocak 1999’a çekilmişti. İstanbul Eczacı Odası da, başta dönemin Başbakanı Tansu Çiller olmak üzere Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında; “ülkenin ve halkın menfaatlerine aykırı davranmak, görevini kötüye kullanmak, Anayasa’nın birçok hükmüne aykırı davranmak” suçlaması ve Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca Yüce Divan’da yargılanarak cezalandırılmaları talebi ile yasalardan aldığı hakkı kullanarak 11 Mayıs 1998 tarihinde yargıya suç duyurusunda bulunmuştu.1
Patent koruması bilindiği gibi, üretici firmaya üretim hakkını elinde tutma ya da lisans anlaşmasıyla başka bir firmaya satma olanağı veren bir düzenlemedir. Benzer buluşların dışlanmasına yol açtığı gibi, buluşu yapanın tekelleşmesinin önünü açmaktadır. TRIPS anlaşması bunun sağlık alanında uygulanabilmesine olanak tanıyor, bir aşı ya da ilacın üreticisine 20 yıl süreyle (bu süre ek düzenlemelerle daha sonra 25 yıla çıkarıldı) bu ürünü üretme ve satma tekelini sağlıyordu.
İlgilileri ve yaşı yetenler çok iyi hatırlayacaktır. İlaç ve aşıda patent konusu söz konusu tarihlerde kamuoyunda uzun süre tartışılmış, başta Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Eczacıları Birliği (TEB) olmak üzere pek çok sağlık örgütü, kurum, kuruluş ve herkes için eşit, ücretsiz, ulaşılabilir sağlık hakkını savunan kişi anlaşmaların imzalanmasına karşı çıkmıştı. O dönem “ilaçta patent” başlığı ile kamuoyunda tartışılsa da, düzenlemede “eczacılık ürünleri ve işlemleri” ifadesiyle yer alan kapsama doğal olarak aşı da girmekteydi.
Düzenlemeye şu gerekçelerle karşı çıkılıyordu: Yerli ilaç sanayi yok olacak ve ilaç/aşı üretimi sona erecek. Stratejik ürünler olan ilaç ve aşıda Türkiye tümüyle yabancı ilaç firmalarına bağımlı hale gelecek. Halkın sağlığı uluslararası ilaç tekellerinin insafına terkedilecek. İlaç fiyatları kontrolsüz biçimde yükselecek ve ilaca/aşıya erişim zorlaşacak. Böylece kendi aşısını sağlayamayan ülkeler, halk sağlığı hizmetlerinin temel bileşenlerinden biri olan aşılama hizmetlerinde tamamen endüstrileşmiş ülkelere bağımlı hale gelecekler.2
Sağlığın ticarileştirilmesinin ve sağlıkta neoliberal dönüşümün ilk somut adımlarıydı bunlar. Bilindiği gibi AKP hükümetleri daha sonra bu adımları katmerledi. Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında, Türkiye’nin aşı üretim merkezi olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Aşı Üretim Enstitüsü 2004 yılında, kurumun tamamı ise 2011 yılında kapatıldı ve Türkiye aşı üretemez hale geldi.3
Zaman doğruyu, haklıyı er geç gösterir. Ama ne yazık ki bunu, COVID-19 pandemisi gibi büyük bir salgın dolayısıyla ve acı bir şekilde tecrübe ediyoruz. Aşı, etkisi giderek ağırlaşan pandemiden çıkış için, tünelin ucundaki ışıktı. COVID-19’a karşı etkili aşı bulundu ancak şimdi büyük bir erişim ve paylaşım sorunu yaşanıyor. Dünyada COVID-19 aşılarına erişim konusunda yoksul ve zengin ülkeler arasında ciddi bir eşitsizlik var. Buna kötü yönetimlerin aşılama planlarındaki ve konuya yaklaşımlarındaki başarısızlıklar eklenince tablo daha da ağırlaşıyor.
TTB’nin COVID-19 Pandemisi 1. Yıl Raporu’na göre, Mart ayı itibarıyla (yedi değişik aşı ile) 115 ülkede aşılama sürmekteydi.4 Bu hâlâ dünyada 100’den fazla ülkede aşıya erişim olmadığını gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, COVAX’ın 24 Şubat’ta Gana’ya yaptığı ilk teslimattan 42 gün sonra, 38 milyon doz aşıyı 61’i düşük gelirli olan 102 ülkeye ancak ulaştırabildiğini bildirdi.5 Söz konusu miktar son derece düşük olduğu gibi, bu hızla aşılamanın salgını önlemek şöyle dursun, mutantlar dolayısıyla bugüne kadar yapılan aşılamaları bile boşa düşürebileceği tartışılıyor. Aşılama hızlı, etkin ve adaletli şekilde yapılmadığında yaşanabilecek sorunlar bu köşede daha önce de konu edilmişti.6
TTB’nin ilk günden bu yana gündeme taşıdığı patente yönelik itirazlar son dönemde farklı kesimlerce de daha sıkça dile getirilir oldu. Özellikle çocuk felci aşısını bulan Jonas Salk’ın “güneşi patentleyebilir misiniz” sözleri sık sık anılıyor ve bu “küresel felaket” dolayısıyla aşı firmalarının istisnai bir yaklaşım içinde olması bekleniyor. Küresel tekellerin COVID-19 aşısına yönelik istisnai bir tutum içerisinde olmasını beklemek boşunadır.
Aşıda patentin kaldırılması zorunludur ve patenti ortadan kaldıracak uluslararası adımların hızla atılması gerekmektedir. Ancak bu adımın şirketlerden ya da iktidarlardan beklenmesi gerçekçi değil ne yazık ki. Aşıda patentin kaldırılması mücadelesi; eşit, ücretsiz, erişilebilir sağlık hakkı talebinde olan herkesin, her kesimin mücadelesidir ve bu talebin ısrarla ve daha yüksek sesle dile getirilmesi gerekmektedir. Pandemi sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa eğer, nereden başlayacağımıza durup bir bakmalı.
1 Suç Duyurusu: İlaçta Patent Uygulaması, Toplum ve Hekim Dergisi, Türk Tabipleri Birliği, Ocak-Şubat 1999, Cilt 14, Sayı: 7, 44-49, file:///C:/Users/msere/AppData/Local/Temp/TH-1999-1.pdf
2 Patent Yasası ve Türkiye’de Aşı Üretiminin Koşulları, Toplum ve Hekim Dergisi, Türk Tabipleri Birliği, Temmuz-Ağustos 2007, Cilt 22, Sayı: 4, 287-290, file:///C:/Users/msere/AppData/Local/Temp/TH-2007-4.pdf
3 https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=595febea-5010-11eb-b1e9-666ef27369b5
4 https://www.ttb.org.tr/kutuphane/1_yil_rapor.pdf
5 https://www.who.int/news/item/08-04-2021-covax-reaches-over-100-economies-42-days-after-first-international-delivery
6 https://medyaport.net/2021/02/26/pandemide-de-kurtulus-yok-tek-basina-ya-hep-beraber-ya-hic-birimiz/
Yazar Hakkında Bilgi
Mutlu Sereli Kaan: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 1997-2002 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde muhabirlik yaptı. 2002-2020 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği’nde Basın Danışmanı olarak görev yaptı. Yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi bünyesindeki İnsan Hakları Anabilim Dalı’nda tamamladı. Gazeteci.