Etiket: #iki

  • Basın Kartları artık tümüyle iktidarın iki dudağı arasında

    Basın Kartları Yönetmeliği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzası ile değiştirildi. Sanmayın ki, olumsuz yönleri düzeltildi, kart bekleyen binlerce gazetecinin şikayetleri, mağduriyetleri dikkate alındı….

    2018 yılına kadar “sarı” olan, sonra “turkuaz”a dönüştürülerek, “yenilenen” ve hala sarı basın kartı diye anılan basın kartları, gazeteciler üzerinde Demoklesin Kılıcı gibi…

    Niye böyle…?

    En başta gazetecilerin yıpranma hakları kart taşımaya bağlandığı için. 2008 yılında gazetecilerin yıpranma hakları ellerinden alındı, sonrasında artan tepkiler, biraz da milletvekillerine de “yıpranma” hakkı getirmek için gazetecileri de içine alan bir düzenleme geçirildi 2013 yılında Meclis’ten. Gazetecilere ellerinden alınan yıpranma hakları budanarak verildi. Birçok kayıbın yanında, en önemlisi yıpranma hakkı kart taşımaya bağlandı. Eğer iktidar size kartınızı vermiyorsa, gazeteci de olsanız “yıpranmıyorsunuz” demekti.

    Bu da yetmedi, 2018 yılında kartın rengi değiştirildi ve aralarında 20, 25, 30 yıllık gazetecilerin de bulunduğu yüzlerce gazetecinin kartı yenilenmedi

    Ama turkuaz kartları verilmese de eski kartlarını kullanmaya devam etti gazeteciler. Ancak 2020 Şubat ayında bu kartlar da iptal edildi. İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un talimatı ile kartları iptal edilen gazeteciler parlamentoya da giremez oldu. Ki içlerinde yıllarını parlamento muhabirliğinde harcamış gazeteciler de vardı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) çağrısı ile gazeteciler İletişim Başkanlığı önünde, “gazetecilik karta sığmaz” diyerek eylem yaptı. Gazetecilerin seslerine medya organlarından da sosyal medyadan da oldukça etkili destek gelince, İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un “iptal edilen kart yok” açıklaması ile kartlar tekrar kullanıma konuldu.

    Ama özellikle muhalif medyadaki 30, 40 yıllık gazetecilerin sürekli basın kartları yenilenmedi; yani turkuaz kartları verilmedi. Defalarca yapılan başvuruya, “incelemede” yanıtları verilirken, sormadan da edemedi gazeteciler, “yıllardır neyi araştırıyorsunuz?” diye…

    Yeni kart alacak gazeteciler de yönetmelikteki tüm şartları taşımalarına rağmen, bırakın kart alabilmeyi, başvuramadılar bile… Online başvurular muhalif gazetecilerin başvurularına bile kapatıldı.

    Şimdi yapılan değişiklik ise üstüne tuz biber oldu adeta…

    Basın Kartları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik ile

    “– Taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlar sergilemek suretiyle basın meslek onurunu zedeleyecek şekilde faaliyette bulunması,

    – Şiddet ve terörü özendirecek, her türlü örgüt suçları ile mücadeleyi etkisiz kılacak içerik oluşturması,

    – Suça tahrik veya teşvik edecek ve suç ile mücadeleyi etkisiz kılacak faaliyetlerde bulunması” gibi her yöne çekilebilecek, muğlak, adeta gazeteciliği iktidarın iki dudağı arasına sıkıştırmayı amaçlayan düzenlemeler.

    Üstelik bu duruma karar verecek olan, üyelerini iktidarın belirlediği Basın Kartları Komisyonu. Komisyon karar verecek, Başkan onaylayacak ve sürekli basın kartları iptal edilebilecek. Kazanılmış bir hak gazetecilerin ellerinden alınabilecek, üstelik bir yargı kararı olmadan, kimlerden oluştuğu, deneyimleri, kapasiteleri belli olmayan komisyon üyeleri tarafından…

    Tıpkı 2008 yılında dönemin Başbakanlık Basın Danışmanı Akif Beki’nin, sordukları sorular, yaptıkları haberler, çektikleri fotoğraflar nedeniyle 8 gazetecinin akreditasyonunu iptal ettiği gibi. O dönem yargıya başvuran gazeteciler akreditasyon haklarını geri aldıkları gibi, Akif Beki de tazminat ödemeye mahkum edilmişti

    Şimdi, yargının da getirildiği durum gözönüne alındığında, gazetecilere “susun, iktidarı sorgulamayacak, kızdırmayacak haberler yapın, soru sormayın” hatta “haber yapmayın, biz ne dersek onu aynen haber diye verin” deniliyor.

    Ama her koşulda haber yapmayı sürdüren, “gazeteciliğin karta sığmayacağını” düşünen gerçek gazeteciler buna rağmen mesleklerini sürdüreceklerdir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

  • AKP’nin aynı gün içindeki farklı iki eylem planı

    AKP Genel Başkanı/Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2 Mart günü “İnsan Hakları Eylem Planı”nı açıkladığı saatlerde, AKP Gurup Başkan Vekili Cahit Özkan da “HDP hem siyaseten hem de hukuken kapatılacaktır” eylem planını açıklamaktaydı.

    Bu antagonist çatışma hali, basit ve düz bir okumayla ele alındığında, klasik bir ifadeyle “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diye sormak mümkün.

    Aynı merkezli bu her iki bakış açısı bir tezatlık içinde düşünülebilinir, fakat eylem planı noktasında her ikisi de aynı amaca hizmet etmektedir.

    Şöyle ki; bu ay içinde Avrupa Birliği Konseyi’nin ikinci etap toplantısı yapılacak. İlk toplantı geçen yıl Aralık ayında gerçekleştirilmiş ve Türkiye’ye dönük kritik kararlar alınmıştı. İkinci toplantıda çok daha sert kararların çıkma ihtimali oldukça yüksek.

    Türkiye bu süreci atlatmak için ciddi bir hamleye ihtiyaç duymakta, aksi takdirde içinden çıkılmaz bir hale düşebilir.

    İşte Erdoğan’ın açıkladığı 11 temel ilke, yani “İnsan Hakları Eylem Planı”, yapılacak AB toplantısına dönüktür. Cumhurbaşkanı burada yükselen tansiyonu düşürmek istiyor. Bunun için de dışarıdan gelebilecek baskıları hafifletmek, içeride ise hukuken değil, siyaseten bir açılım havası yaratmak amacındadır.

    Özkan ise, Cumhur İttifakı tarafından bir iç siyaset malzemesi olarak kullanılan HDP faktörünü “İnsan Hakları Eylem Planı”nın üzerine giydirerek muhalefeti dizayn etmeye çalışmaktadır.

    Aslında her iki açıklamanın da toplumsal ihtiyaçların giderilmesi notasında reel bir karşılı yok. Zira ne muhalefet bunun ihtimalini görüyor, ne de toplumun zihninde ciddi bir karşılık buluyor.

    Erdoğan’ın planını hayata geçirmesi için önünde iki yıl var, Özkan’ın kendi planını hayata geçirmesi için de önünde çok az bir zaman var.

    Peki Erdoğan ile Özkan bu açıklamalarıyla ne demek istiyorlar?

    İyi polis-kötü polis hikayesinde olduğu gibi, Erdoğan kendi eylem planıyla “HDP kapatılmasın” diyor. Özkan ise kendi eylem palanıyla, “insan hakları eylem planı hayata geçmesin” diyor.

    Peki bu ne demek? Cevabı basit; AKP bir kez daha iktidar olsun ve Erdoğan tekrar başkanlık koltuğuna otursun demek.

    Eyyüp Demîr kimdir?

    Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü bitirdi. Özgür Üniversite’de sanat ve estetik dersleri verdi. 1994 yılında gazeteciliğe başladı ve halen gazetecilik yapıyor. Çeşitli televizyonlarda yapımcılık, sunuculuk ve temsilcilik görevinde bulundu. Yazarın kaleme aldığı ilk kitabı ‘Estetik’ ile birlikte toplamda 7 kitabı bulunuyor.