Geçen haftaki yazımda “liderin akıldışı ve toplumsal gerçeklikten uzak tavsiyelerini abartılı şakalar olarak değerlendirmek gerektiğine” dikkat çekmiştim ve bu şakaları ciddiye alıp ısrarla hesap sormak gerekiyor elbette. Lider şakalarına geçtiğimiz günlerde de devam etti ve gençlere “aromalı kahve eşliğinde oturup sohbet edin, mutlaka yanınızda basılı kitap taşıyın ve ülkemizi ve dünyayı gezmek için şartlarınızı zorlayın” buyurdu. Üç hafta önce de, son başbakan ve aynı zamanda son yerel seçimlerin mağlup İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı beyefendi Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde katıldığı bir toplantıda çiftçilere “Ekin kardeşim, ekebildiğiniz kadar ekin. Maliyetler yüksek, mazot yüksek, gübre yüksek, diğer girdiler yüksek nasıl ekelim’ diye düşünüyorsunuz düşünmeyin devletiniz yanınızda.” diyerek seslendi. Bu sesleniş de Türkiye tarihine ağır ve dramatik bir şaka olarak geçti. Halkı yönetenler, halkın gerçekliğinden koptukça işi şakaya vurmaya başladı. Şakanın şiddeti sertleştikçe, yarattığı trajedi de ağırlaşmaya başladı. Aynı yazımda bu şakaları ciddiye alıp, lideri ciddiyete davet etmek gerektiğini hatırlatmıştım. Şakaya şakayla karşılık verildiği sürece belli ki lider şaka yapmaya devam edecek. Gençlere dünyayı gezmelerini salık veren liderin, ya dünyadan haberi yok ya da gerçekten işi şakaya vuruyor.
TÜRKİYE’DE KIDEMLİ PROFESÖR MAAŞI 1000 DOLAR BİLE ETMİYOR
Bir iki ay önce halen üniversitede çalışmaya devam eden meslektaşlarımdan birisiyle akademisyen maaşlarının artan döviz ve enflasyon karşısında ne hale geldiği ile ilgili sohbet ediyorduk. Geçim derdinden, bir hafta önce aldığımız zeytinyağını bir hafta sonra aynı fiyata bulmamızın imkânsız hale gelmesinden dolayı, akademik tartışmalar yapmaya mecalimiz kalmadığı için, elbette konumuz maaşlardı. Elbette beni ilgilendiren bir konu değildi profesör maaşı. Ben zaten toptan sistemin dışına atıldığım ve ağaç kabuğu yemeye mahkûm edildiğim için, tamamen kişisel merak nedeniyle konuşuyordum. Meslektaşım pandemi öncesinde katıldığı bir uluslararası konferansta karşılaştığı farklı ülkelerden profesörlerle aylık maaşlarının ne olduğuna dair bir sohbet sırasında, dünyadaki genel ortalamanın 3500-5000 Dolar arasında olduğunu gördüğünü anlatıyordu. O sıralarda döviz bugünkü kadar yüksek olmadığı için Türkiyeli bir profesör olarak yaklaşık 1500 Dolar civarında olduğunu belirtiyordu maaşının. Şimdi ne hale mi geldi? Şimdi Türkiye’de en kıdemli profesör maaşı, 1000 Dolar bile etmiyor.
“SAHİ ŞİMDİ KAÇLA ÇARPMAMIZ GEREKİYOR?”
2011 yılında TÜBİTAK’tan aldığım bursla Hollanda’nın başkenti Amsterdam’daki Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’ne araştırma yapmak için gitmiştim. Orada tanıştığım bir profesör meslektaşım da o sıralar YÖK’ün verdiği üç aylık araştırma bursuyla gelmişti aynı enstitüye. Kısa sürede kendisi ve eşiyle ahbap olduk ve birlikte zaman geçirmeye ve Amsterdam’a yakın yerleri birlikte gezmeye başladık. Her gittiğimiz yerde girdiğimiz dükkânlardan hediyelikler almayı ihmal etmiyorduk. Profesör meslektaşım, zaman zaman tabi ki gördüğü fiyatların Euro olduğunu unutup “ucuzmuş” diyerek hemen cüzdanına davranıyordu. Her cüzdanına davrandığında eşinden gelen “ikiyle çarp!” uyarısıyla kendine geliyordu. Sahi şimdi kaçla çarpmamız gerekiyor? Meslektaşım YÖK’ten bursunu peşin ve Türk Lirası üzerinden aldığı için, ülkeye dönüşünün sonuna doğru Euro’daki elli kuruşa yakın bir artış nedeniyle bir hayli zor duruma düşmüştü. Düşünün 50 kuruş artıştan dolayı, sonraları görüştüğümüzde aylarca bütçesini toparlamakta epeyce güçlük çektiğinden yakınmıştı. Düşünün 50 kuruş diyorum. Düşünsenize, son üç dört ay içinde ülkede döviz iki katına çıkarak Dolar 18 Türk Lirasını buluyor, ardından uydurulan bir Kur Korumalı Mevduat sistemi sonucunda bir gecede 11, 12 TL civarına düşüyor. Bu uydurma sisteme rağmen, üç ay içinde tekrar 14 TL’yi buluyor ve geçiyor.
AYLIK ÖĞRENİM KREDİSİ İSTANBUL-DİYARBAKIR ARASI GİDİŞ DÖNÜŞ BİLETİ
Lider, gençlere “ülkemizi ve dünyayı gezmek için şartlarınızı zorlayın” buyurdu ya. Ben bu seyahati mümkün kılacak birkaç rakam vermek istiyorum. Gezmek için ne gerekiyor? Ulaşım aracı değil mi? Elbette dünyayı gezen bazı gençler, macerayı göze alıp otostop yapabilir. Sanırım şartlarınızı zorlayın demesinden bunu anlamalıyız liderin. Ya da belki “işi gücü bırakın, sırtınıza bir torba asın, derviş gibi yaya olarak yollara koyulun” da diyor olabilir. Tam olarak söylediği sözün içeriğini açmadığı için tevil etmeye ihtiyacımız var haliyle. Tevil etmeye çalıştıkça şakanın mahiyeti iyice kafamıza dank ediyor. Ulaşım sorununu aşmak için bütün bu ihtimallerin gerçekleşebilir olduğunu dahi kabul etsek, bir gencin bir yerden bir yere gidebilmesi için elbette karnını da doyurması gerekiyor. Bütün gençlerin maceracı ruhlarının kabardığını ve hepsinin liderin sözüne kulak vererek yollara döküldüğünü düşünsenize bir yandan da. Ankara’dan misal Diyarbakır’ı merak eden bir dolu gencin ana yollarda otostop için kuyruk oluşturduğunu. Yollardaki arabaların önlerine kendilerini canhıraş attığını. Ailelerinin tüm uyarılarına rağmen maceraya atılmakta ısrar ettiklerini. Bu arada üniversiteyi bitirmiş pek çok gencin maceracı ruhunun aniden kabarmasıyla muhtemelen kargo ve kurye şirketleri eleman bulmakta bir hayli güçlük çekerdi. Liderin sözlerini anlamaya ve tevil etmeye çalışırken vereceğim rakamları unuttum. Liderin gezmeyi sağlayacak ulaşım araçlarıyla ilgili olarak açıkça bir şey söylememesi nedeniyle yine biz bildik ve en çok kullanılan ulaşım araçlarının fiyatlarına odaklanalım. Gençlerin Ankara’dan Diyarbakır’a gideceğini varsaydık ya, Ankara-Diyarbakır arası otobüs fiyatları 300 ile 400 TL arasında değişiyor. Devlet gençler diye hitap edilen lisans öğrencilerine 2022 yılı boyunca 850 TL kredi veriyor. Kredi, dikkatinizi çekerim. Lisans eğitimini bitirdikten çok kısa bir süre sonra krediyi alan öğrenci geri ödemesini yapmazsa, borç önce ivedilik kazanıp, sonra da haciz işlemiyle tahsil edilme yoluna gidiliyor. Bu kredi ile misal Diyarbakır’dan Ankara’ya üniversite okumaya gelmiş bir genç memleketine gidip gelebiliyor ve üstüne de 50 TL kalıyor. Harca harca bitmez değil mi? Müsaadenizle size birkaç şehirlerarası otobüs bileti ücretinden daha örnek vereyim: İstanbul-Diyarbakır: 400-500 TL, İstanbul-Ankara: 180-320 TL, İstanbul-Antalya: 280-350 TL, Ankara-Antalya: 200-220 TL, İzmir-Mardin: 500 TL. Bu rakamlar uzar gider. Uçak biletlerini vermeye elim gitmiyor. Uçak için de tek bir örnek vererek bu mevzuyu kapatayım. İstanbul-Diyarbakır: 1250 TL gidiş-dönüş (en uygun seçenek).
İKTİDARIN BAŞAT YÖNETME STRATEJİSİ GERÇEKLİĞİN ÇARPITILMASIDIR
Şimdi bütün bu rakamlar ortadayken, ülkesini yönetmek için şehvetle arzu duyan, halkın refahı için varını yoğunu ortaya koyan, ülkesini dünya ülkeleri arasında parmakla gösterilir hale getirmek için kendini paralayan bir lider, gençlere durduk yerde neden “ülkemizi ve dünyayı gezmek için şartlarınızı zorlayın” şeklinde tavsiyede bulunur? Bulunduğu bu tavsiyenin yine bu rakamlar ortadayken gençler tarafından nasıl ciddiye alınabileceğini düşünür? Haydi, düşündü diyelim, nasıl bunu ciddi ciddi dile getirebilir? Ortada neresinden tutsanız açıklamakta güçlük çektiğiniz bir tutarsızlık mevcut. Ancak, bu tutarsızlığın kendisinin bizatihi bir siyaset biçimi olduğunu kabul etmek gerekir. Lider, ya yönettiği ülkenin içinde bulunduğu durumun vahametinin farkında ve bunu şakaya vurarak geçiştirmeye çalışıyor, ya da farkında değil ciddi ciddi tavsiyelerde bulunuyor. Her iki hal ve şartta lider kendisine bir tepki gösterilmeyeceğinden emin şekilde konuşabiliyor. Konuştuğu konunun ne olduğundan bağımsız olarak lidere gerçekleri çarpıtma gücünü siyasi erkinden ziyade çarpık gerçeklerin kanıksanmış olması veriyor. Hiç kimse bu çarpık gerçekleri, düzeltmeye mecali kalmadığı için, uyarma, hesap sorma protesto etme gibi fiillere girişemiyor. Aslında burada korkudan ziyade mecalsizlik söz konusu. Korku dağlarının çoktan aşıldığı ortada değil mi? Açlıktan nefesi kokan birisini hapisle, gözaltıyla, şiddetle ne kadar korkutabilirsiniz? Liderin gerçekleri çarpıtma stratejisi bu konjonktür içinde şiddet ve baskıdan daha etkili bir siyasal strateji olarak işletiliyor. Kuşkusuz tıpkı hegemonyanın krize girdiği anlarda zorun devreye sokulmasına benzer bir biçimde, çarpıtılan gerçeklerin kitlelerin bilişsel yetisini dumura uğratması stratejisi krize girdiği anlarda da şiddet ve baskı devreye girebiliyor. Ancak günümüzün iktidarının başat yönetme stratejisi şiddet ve baskıya dayanmıyor artık. Başat yönetme stratejisi, zihinleri allak bullak eden gerçekliğin çarpıtılmasıdır. Bu stratejiyi, yıllardır, içi boş komplo teorileriyle, dünyanın bütün nimetlerinden faydalanma arzusuyla yanıp tutuşurken, bütün dünyayı kendine düşman belleyen bir siyasi geleneğin temsilcileri olan Siyasal İslamcılar maharetle uygulayabiliyor. Ancak elbette bu stratejinin de bir sınırı var. Şaka, hakikatleri çarpıtabilmek için iyi bir araç olarak kullanılabilir elbette, ancak aynı zamanda dozunda ve ciddiyetle kullanılırsa kitlelerin direnişini de örgütleyebilir, liderin çarpıttığı gerçekleri düzeltmeyi de sağlayabilir. Elbette şakanın yarattığı şiddet tekelini liderin elinden alabilmek koşuluyla.
Yazar Hakkında
Tezcan Durna, yüksek lisans ve doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde 2002 yılında araştırma görevlisi olarak başladığı görevine 2017 Ocak ayında görevinden uzaklaştırılana kadar devam etmiştir. Barış İmzacısı olması nedeniyle KHK listesine adı eklenerek akademiden uzaklaştırılan Durna, çalıştığı kurumda Haberi Okumak, Haber Sosyolojisi, Medya ve Etik, Etik Modernite ve İletişim, Şiddet Siyaset ve Medya, Akademik Araştırma, Yazma ve Sunma gibi lisans ve yüksek lisans düzeyinde dersler vermiştir. 2011-2012 yılları arasında TÜBİTAK Doktora Sonrası Araştırma Bursu ile Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsünde çalışmıştır. Medyada temsil, basın tarihi, medya ve etik, medya sosyolojisi, yeni medya etnografisi, Türkiye’de aydınlar gibi konularda ulusal ve uluslararası akademik mecralarda yayınlanmış çok sayıda eseri mevcuttur. Halen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfının Genel Yayın Yönetmenliğini yürütmekte, Almanya’daki Duisburg-Essen Üniversitesi’nde dersler vermektedir.