Etiket: #davası

  • ‘Google davası’ndan ‘UYAP davası’na

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP hakkında açtığı 687 sayfalık kapatma davası iddianamesini incelerken, gözlerim Dengir Mir Mehmet Fırat’ın isminde kaldı. Türkiye yakın siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biri olan Fırat’ın, politik hayatı Adalet Partisi’nde başlayıp Fazilet Partisi’ne, ardından AKP’de ve HDP’de seyretti. Yarım asırlık politik hayatının son 20 yıllık döneminde hep kapatma davalarıyla haşır neşir oldu. Bu, Türkiye’deki siyasi aktörler için alışageldik bir durum. Fırat açısından ilginç olan ise siyasetçinin öldükten sonra da hala kapatma davalarına muhatap olması. Fırat, 18 Nisan 1999 seçimlerinde Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilerek, Meclis’e girdi. Henüz ilk gün, Fazilet Partili Merve Kavakçı’nın başörtüsüyle Meclis’e girmesinin ardından Parti hakkında kapatma davası açıldı. Dava tam 2 yıl sürdü ve 2001 yılında, Fazilet Partisi kapatıldı. Fırat tam da bu süreçte, milli görüşte yaşanan ayrılıklarda Erdoğan ve arkadaşlarının yanında oldu. AKP’nin kurucularındandı. Uzun süre Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdü. Ancak çok kısa bir süre sonra bu kez de AKP hakkında kapatma davası açıldı. 2008’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AKP’ye açtığı kapatma davasında, Fırat’ın ismi de hakkında siyasi yasak istenen 71 kişi arasında yer alıyordu. Anayasa Mahkemesi AKP’yi kapatmadı, ama Hazine yardımının kesilmesine karar verdi.

    Dengir Mir Mehmet Fırat, 2019’da hayata gözlerini yumduğunda ise HDP’de siyaset yapıyordu. Gelin görün ki; kapatma davaları vefatından sonra da peşini bırakmadı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması için hazırladığı iddianamede, Fırat’ın da ismi yer aldı. Başsavcılık, Fırat hakkında açılan soruşturmaları Parti’nin kapatılmasına dayanak olarak gösteriyordu. Dengir Mir Mehmet Fırat’ın upuzun siyasi hayatının kaderi, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin de kaderi adeta…

    Fırat’ın vefat etmesi bile onu kötü kaderden nasıl kurtarmadıysa, ülkeyi de bu kötü kaderden tövbeler, gömlek değiştirmeler ve de rejim değiştirmeler kurtaramadı! Dün AKP’nin kapatma davası konuşuluyorken, bugün de HDP’nin kapatma davası konuşuluyor. Üstelik şablonlar dahi aynı…Dönemin AKP yönetimi, partilerine dava açıldığı zaman iddianamenin yaptıkları konuşmalardan ibaret olduğunu belirtmiş, hatta konuşmalardan birinin google aramasına ilişkin çıktı yanlışlıkla iddianamenin yazıldığı kağıdın arkasında yazıcıdan çıkınca davaya şu adı koymuşlardı: GOOGLE DAVASI! İddianamenin bu haliyle sadece konuşmaları almasına karşı, parti faaliyetlerinin ve siyasilerin eylemlerinin gayet de yasal olduğunu söylemişlerdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bugünkü iddianamesi ellerine geçseydi herhalde şu ismi takarlardı: UYAP DAVASI! Zira nasıl aradan geçen onlarca yılda parti kapatmaların hedefindeki siyasiler değişmemişse, parti kapatmaya ilişkin içerikler de hiç, ama hiç değişmedi. İddianamenin ek’lerinden anladığımız kadarıyla, Başsavcılık HDP hakkındaki kapatma davasını da biraz oldu bittiye getirmiş. Zaten elinin altında olan Siyasi Partiler Sicil Bürosu’ndan parti yöneticileri listesini istemiş. Hatta son iki dönemin listesini topluca istediği için araya, bu sırada hayatını kaybedenler de girmiş ama, Başsavcılık listeler üzerinde hiç inceleme yapmadığı için bunu görememiş bile. Öyle baştan savma…Sonra da bu listeleri olduğu gibi UYAP sorgulamasına tabi tutmuş, UYAP’tan yüzlerce soruşturma bilgisi gelmiş… Selahattin Demirtaş hakkında 230, Pervin Buldan hakkında 190, Sezai Temelli hakkında 186, Mithat Sancar hakkında 40…
    Liste uzayıp gidiyor ve bu listeler de iddianameye olduğu gibi konulmuş. Altını çizelim, UYAP sorgusundan sadece soruşturma bilgileri çıkarılmış. Aslında Başsavcılık istese mahkumiyet, takipsizlik, beraat kararlarını da ister ve buna göre bir düzenleme yapabilirdi. Ama olgular değil, algılar dönemi ya… O soruşturmalar sayfa sayfa tutuyor ya önemli olan da bu olmuş. 687 sayfalık iddianamenin 500 sayfasını parti yöneticileri hakkında açılan soruşturmalar oluşturuyor. Oysa Başsavcılık incelese bu soruşturmaların büyük bir bölümünün sonuçlanmadığını görecekti. Onlardan biri Yuhanna Aktaş… Parti hakkındaki 4 soruşturmayı da iddianameye koyup, HDP’nin bu yüzden kapatılmasını istemiş. Oysa Savcılıklar söz konusu 4 soruşturma için de Aktaş hakkında takipsizlik kararı vermişti. İddianamenin büyük bir bölümünü de Kobane iddianamesi oluşturuyor. Keza orada da durum aynı, yani henüz mahkumiyet çıkmamış bir iddianame…Kapatma davası iddianamesinde, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Hüda Kaya’nın Gare mesajları ile Dilan Dirayet Taşdemir’le ilgili Gare iddialarına da yer verilmiş. Tabi Gergerlioğlu ile Kaya’nın meajlarının neresi suç, Taşdemir’le ilgili Gare iddiaları doğru mu onu da bilmiyoruz! Son olarak Başsavcının, “DEP, HADEP ve diğer partiler kapatılmıştı, bu parti de kapatılsın” çıkışı da dikkatimizi çekiyor. Başsavcı, DEP ve HADEP’in kapatılma davalarına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’ye ilişkin mahkumiyet kararlarını görmezden gelmiş. Ama nasıl olduysa son paragrafa AİHM’in Batasuna kararını iliştirip Anayasa Mahkemesi’ne göndermiş. Ortaya karışık bir şey olmuş yani… Tüm bu haliyle önümüze konulan son derece ciddiyetsiz, hukukun temel kavramlarından uzak, hatta içi boş bir iddianame. Ama bu tespit, iddianameyi kimseye hafife aldırmamalı, tersine korkutmalı. Hukuksuzluğun geldiği aşama açısından, artık korkmalı!

  • ‘Suskun kadın davası’ ve kadın cinayetleri

    Eyyüp DEMİR

    Her yıl kendine özgüdür, bazı yıllar insan belleğinde anımsamayı hak eder, bazıları da hiç hatırlanmak bile istenmez.

    2020 yılı tüm dünyada ve Türkiye’de Covid-19 ile birlikte son buldu. Fakat 2021 yılı devam eden bu pandemi belasıyla başladı.

    İyi-kötü sonuçlar ve doğru-yanlış bilgilendirmelerle Türkiye’de de bu pendemili yıl nihayete erdi.

    Ancak Türkiye’de pandeminin öldürücü etkisinin yanında erkeğin öldürücü etkisi de hissedildi.

    2020 yılında erkekler tarafından 300 kadın katledildi, 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. (?)

    Taşı toprağı altın İstanbul 42 kadın cinayetiyle en başı çekti. Medeni kent konumundaki İzmir 26 kadın cinayetiyle ikinci sırayı kaptı. Başkent Ankara ise 15 kadın cinayetiyle yarıştaki yerini aldı.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yayınladığı “2020 Raporu”na göre 81 ilin 17’sinde kadın cinayetlerinin tespit edilemediği kaydediliyor.

    Antalya 13, Mersin 13, Konya 11, Diyarbakır 10, Adana 10 ve diğer kalan illerde de 10’un altında kadın cinayetleri işlendiği rapor edilmiş.

    Trajedinin boyutu 2020’nin son demlerinde de hız kesmemiş. Aralık ayında öldürülen 23 kadının 7’si evli olduğu erkek, 5’i birlikte olduğu erkek, 1’i eskiden birlikte olduğu erkek, 3’ü eskiden evli olduğu erkek, 3’ü babası, 3’ü oğlu, 1’i tanıdık birisi tarafından öldürülmüş.

    Böyle bir sahne beyaz perdede yansıtılsa herhalde abartılı görülür. Çünkü burada erkek değil, daha çok bir cinayet makinesi fragmanı izlenmekte.

    Koca erkek, sevgili erkek, eski eş erkek, baba erkek, oğul erkek, tanıdık erkek. Neredeyse kadınlara karşı bir erkek cinayet-işbölümü kurulmuş.

    Elbetteki yargının sorunlu olduğu bir yerde, yargısız infaz ve kadın cinayetleri hep süregelmiş, fakat yargının işlediği hangi dönem olursa olsun kadının hakkı da korunmuştur.

    Yargının önemi her tarihsel ve toplumsa dönemde bir şekilde hissedilmiş. Aslında arkaik toplumlarda bile bir yargını önemini görmekteyiz.

    İlk yazılı belgelerde bile kadına karşı yargının pozisyonu oldukça önemlidir.  M.Ö. 1850 dolaylarında Sümer ülkesinde işlenen bir cinayet yargılamasında “Suskun kadın davası” ilk mahkeme kararı olarak bilinir.

    Sümer ülkesinde üç erkek tarafından bir tapınak görevlisi öldürüdüğünde, kocasının ölümünü haber vermeyen kadın mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırılır.  Ancak savunma heyeti  kocasının sağlığında kadının gereksinimlerini karşılamadığı için kadının serbest bırakılmasını ister. Mahkeme heyeti de sözkonusu savunma nedeniyle kararını değiştirekek kadını serbest bırakır. (Bkz. Tarih Sümerler Başlar, Samuel Noah Kramer, İlk Mahkeme Kararı)

    Evet, antik dönemlerde bile kadına karşı yargı bir şekilde işlerken, ne yazık ki modern dönemde erkek yargısı kadına yönelik halen bir cinayet olarak tezahür etmekte.

    Yazar Hakkında

    Eyyüp DEMÎR, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü bitirdi. Özgür Üniversite’de sanat ve estetik dersleri verdi. 1994 yılında gazeteciliğe başladı ve halen gazetecilik yapmakta. Çeşitli televizyonlarda yapımcılık, sunuculuk ve temsilcilik görevinde bulundu.  Yazarın kaleme aldığı ilk kitabı ‘Estetik’ ile birlikte toplamda 7 kitabı bulunmaktadır.