Etiket: #vicdan

  • Çünkü vicdan apolitiktir

    Helalleşmek şüphesiz ki; cesurdur, erdemlidir. Zira içinde, yüzleşme ve yanlışı kabulleniş barındırır…

    Helalleşmek; siyaset ve siyasetçiler olarak, halkalar nezdinde toplumsal olarak, hatta bireysel olarak bir bakıma hepimizin sorumluluğunda olan, olması gereken bir olgu.

    İnsan değişen ve gelişen sosyal bir varlıksa; toplumlar, hükümetler de insandan oluşuyorsa, gelişebilmemiz adına; yüzleşmek, helalleşmek hatalardan dönmek, toplumsal değişim için paha biçilmez bir yol.

    Yeter ki, geçmiş hatalarla karşılıklı olarak; içten, dürüst, cesurca yüzleşme olsun. Ve yeter ki; tamam, döktük etekteki taşları, aldık helallikleri deyip, çözüm bekleyen sorunları ilerleyen süreçte çözümsüz bırakmayalım…

    Bu da on yıllardır süregelen fakat son 7 yılda adeta şahlanan hukuksuzluğun masaya yatırılıp çözülmesi ile mümkündür…

    Unutulmasın ki, bu coğrafyada maruz kaldığı hukuksuzluktan son derece ağır bedeller ödeyen milyonlar var ve ödemeye de devam ediyorlar…

    Hukukun, bağımsız yargının kurulmadığı hiç bir masa sonuç getirmez. Görece an’lık bir ferahlama hissiyle umut ışığı doğursa dahi, çözüme kavuşturulmamış her şey gibi havada asılı kalır…

    Ülkenin kanayan yarası hukuksuzluk, yarını bekleyemeyecek kadar çözümü bekleyen elzem bir sorun…

    Peki, hukuksuzluğa sadece bir helalleşme ile bakabilir miyiz?

    Şüphesiz ki hayır…

    Hukuk; yasalara bağlılık ve delillerle işlediği kadar, karar vericilerin vicdanıyla da işler.

    Eğer karar vericiler, bağımsız değil ise ve vicdanları apolitik kimliği yitirmişse, ortaya çıkan hukuksuzluktan azade tutulamazlar. Zira, vicdan apolitiktir…

    Şöyle ki;

    Hannah Arendt’in, “Kamu Vicdanına Çağrı/Sivil İtaatsizlik” kitabında geçen bir makalesinde şu ifade geçer.

    “Vicdan her yerde apolitiktir.

    Ne haksızlığın yapıldığı dünya ile ne de bu haksızlığın dünyanın geleceğine ilişkin sonuçlarıyla ilgilidir. Vicdan, Jefferson gibi, ‘Tanrı’nın adil olduğunu ve adaletinin ebediyete kadar uyumayacağını düşündüğümde vatanım için ürperiyorum’ demez, çünkü vicdan bireysel benlik ve onun bütünlüğü için ürperir…”

    Burada altını çizmemiz gereken; vicdanın apolitik olması gerçekliğidir.

    Son yıllardaki yargı kararlarını verenler; “biz de biliyorduk bazı hatalar olduğunu, yanlış kararlar da verildi, ama şunun için ama bunun içindi” deseler dahi, bu yaratılan hukuksuzluktan azade kalamazlar ve milyonları bulan insanların bedel ödedikleri hayattan sorumludurlar..

    İşte bu noktada, yapılan haksızlıkların, haksızlık yapanlara Rücü’sü önemlidir.

    Çünkü Arendt’in de makalesinde yer verdiği gibi:

    “Vicdan, bireysel benlik ve onun bütünlüğü için ürpermeli”

    Dediğimiz gibi; toplumsal huzur ve barışın dinamiği için mücadele verilen, emek harcanan her adım önemli olduğu kadar kıymetlidir.

    Ancak nasıl ki; karşılıklı “helalleşme” olmadan hiçbir sorunumuzu kalıcı olarak çözemezsek, hukuk işletilmez, karar vericilerin haksız kararları rücü edilmez ve haksızlığa uğrayanlara haklılıkları teslim edilmezse, “helalleşme” gibi anlamlı bir çıkış da yarım kalır…

    Yine, “Kamu Vicdanına Çağrı/Sivil İtaatsizlik” kitabın hazırlayıcıları, makalelerden oluşan kitabın tanıtımında şöyle güzelliklerle dolu bir paragrafla vermişler:

    “Düzen yerine adaletten, onursuz bir suskunluk yerine insana saygı gösteren tartışmacı birçok seslilikten yana olanlar için”

    Ve ben de eklemek istiyorum. Yazılarımda sıklıkla en büyük yaramız “hukuktan” bahsediyorum.

    Çünkü artık karar vericilerin vicdanlarını yoklamasını istiyorum…

    Çünkü vicdan apolitiktir…

    Unutan herkesin yeniden hatırlamasını istiyorum…

    Yazar hakkında:

    Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

  • Sol bu ülkenin vicdanıdır

    Geçtiğimiz Pazar günü (27 Şubat) TKP MK üyesi Senem Dokum İnam, TKP, ‘eşitlik ve özgürlük için halk adaylarını seçiyor’ etkinliğine katılmak için Antalya’daydı. Programında ÇGD Akdeniz Şubesi ziyareti de bulunuyordu. Bu ziyarette Rusya’daki savaştan, Cumhurbaşkanlığı seçimine, oradan ittifaklar konusu olmak üzere çok geniş bir yelpazede sohbet etme şansımız oldu. Ne yazık ki bu sohbette de ÇGD Akdeniz Şube Başkanı Erdem Güner, Engin Korkmaz ve benden başka katılımcı yoktu. Başta ÇGD üyeleri olmak üzere bu basındaki duyarsızlığa ilişkin eleştirimi bir kenara not edelim.

    Bu sohbet sırasında genel olarak siyaset ve ahlak konusu konuşulurken, aslında solun bu ülkenin ‘vicdanı’ olduğu vurgusu yapıldı ve şu örnek verildi. “Merkez sağ bir politikacı yolsuzluk yaptığında ya da rüşvet aldığında şaşırılmaz. Ama soldan bir politikacı bunu yaptığında, ‘bir de solcu olacaksın, utan!’ tepkisi verilir” denildi.

    Aslında çoğunlukla farkında olmadığımız ama çok doğru bir değerlendirmeydi. Evet, geniş anlamı ile ‘sol’ dar anlamı ile ‘sosyalistler’ bu ülkenin vicdanıdır.

    Halkımız büyük çoğunlukla bunu benimsediği için, bir ‘sol’cu böyle yozlaşmış işlere bulaşırsa ona büyük tepki gösterir. Bir anlamda ‘sol’un bu halkın vicdanı olmasını yine bu halk kollar ve korur. Çünkü herkesin vicdana ihtiyacı vardır.

    Diğer yandan, solun bu ülkenin vicdanı olmasının ideolojik boyutu vardır. Siyaset olarak sol, ezen – ezilen ilişkisi üzerine politika üretir ve kendisini ezilenin yanında konumlandırır. Sağ’ın böyle bir kaygısı yoktur. Sağ, serbest piyasacı bir anlayışa sahip olduğu için, fırsatlar ülkesini sever ama fırsat eşitliğini sevmez. Ağacın gölgesini satmayı sever, ama o ağacı dikeni sevmez. Bireyin haklarını sever ama toplumun haklarını sevmez. Durum böyle olunca da, haksızlık etme pahasına Adam Smith’in ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ cümlesini işine geldiği gibi kullanır. Çünkü, kar etme amacı, vicdanı kabul etmez. Vicdan, insanidir. İnsana ait olan her şeye yabancılaşan sağ, vicdana da yabancılaşmıştır.

    Özetle, “sol, bu ülkenin vicdanıdır” ve kendisine ‘solcu’ diyen bir avuç dingili kırık ve omurgasızdan çok daha fazlasıdır.