Etiket: #sibel hürtaş

  • Bizi bekleyen tehlike!

    Sansür Yasası bizi nasıl mı etkileyecek? RTÜK’ün dün Tele1 için verdiği cezaya bakmak, yarın başımıza neler geleceğinin sadece bir örneği! 

    TÜK Tele1’e verdiği cezanın temeli, RTÜK Yasası’ndaki Sansür Yasası’na benzer bir düzenleme. Üstelik Ebubekir Şahin, bu konuyu resen RTÜK’ün gündemine almış. Yani Sansür Kurulu’na ikinci bir Ebubekir Şahin gelirse, bu kez kapatılma kalmayıp, hapse de atacaklar.

    RTÜK, dün yaptığı toplantıda, Tele1’e üç günlük ekran karartma cezası verdi. Yayını kaldırma değil, altını çizelim. Ekran karartma!

    Daha da tehlikesi RTÜK’ün daha önce verdiği başka bir ceza nedeniyle, bu cezanın TELE1’in lisansının iptaline kadar gidecek bir sürece, zemin hazırlamış olması.

    RTÜK’ün tam da seçim dönemine doğru muhalif kanallar nezdinde verdiği cezalar, TELE1’e son verilen cezalarla birlikte yeniden gündeme geldi. Anımsatalım, sadece 2021 yılında, Halk TV, Tele1, Fox TV, KRT ve Habertürk kanallarına toplamda 71 ceza verdi. Cezaların toplamı 21 milyon 500 bin TL!

    RTÜK, tüm kuralları ve kanun maddelerini muhalif kanalların sesini kısmak için böyle kullanırken, Meclis’te henüz kabul edilen Sansür Yasası, aynı cezaların internet sitelerine yayılmasına da zemin hazırlamış oldu. Hem de çok büyük benzerliklerle. Bunu ispat etmek için sadece Tele1’e verilen son cezanın ayrıntılarına bakmak yeterli.

    BAŞKAN RESEN GÜNDEME GETİRDİ

    RTÜK’ün söz konusu cezayı vermesinin nedeni TİP Milletvekili Sera Kadıgil’in, Gazeteci Enver Aysever’in programında sarf ettiği “Diyanet bu haliyle siyasal İslamcı gereçtir” sözleri.

    Edindiğim bilgiye göre, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, bu sözleri resen Kurul’un gündemine getirerek, ceza verilmesini istemiş!

    Vatandaşların şikayeti üzerine değil!

    CEZA ÖNGÖREN YASA SANSÜR YASASI İLE AYNI

    Tele1’e verilen ceza da 6112 Sayılı RTÜK Yasası’nın 8. Maddesinde düzenlenen, “Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek, toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz” hükmü gereğince verildi.

    Yasa, Sansür Yasası’ndaki “Halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saiki” ile hemen hemen aynı.

    Başından beri Sansür Yasası’nda bahsi geçen hükmün, “Halk arasında endişe, koruk veya panik yaratma saiki”nin ne anlama geldiğini sorguladık, muğlak olduğu gerekçesiyle her yöne çekilebileceğini ifade ettik. Bu yöndeki kaygılarımız, RTÜK cezası ile somutluğa kavuşmuş oldu.

    RTÜK bu sözleri “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” olarak yorumlayarak, cezayı verdi.

    Sansür Yasası yürürlüğe girince, aynı hükümler bu kez internet siteleri için kullanılacak.

    Yani Sansür Kurulu’nun başına ikinci bir Ebubekir Şahin bulabilirlerse, bu kez ekran karartmayla yetinmeyip, bu sözleri söyleyen, yayınlayan hatta yayan için cezaevinin kapısı açılmış olacak.

  • Kızık’ın kadınları, Tuba’nın çığlığı ve Kılıçdaroğlu…

    Çocuğunun servis parasını ödeyemediği için okula gönderemeyen bir anne, yem fiyatlarından şikayet eden çiftçi bir kadın, ayrıldığı erkek tarafından boğazı falçatayla kesilen bir akademisyen… Ve benzer dertlerden muzdarip onlarca kadın, dün CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Ankara’ya kilometrelerce uzakta bir köyde buluştu. Buluşmanın nedeni ise hep beraber bir kadın hikayesini izlemekti.

    O buluşmaya ben de gittim. Ankara’ya tam 42 kilometre uzaklıktaki Kızık Köyü’ndeyiz. 20 yılı aşkın süredir bu kentte olmama rağmen ilk kez adım attığı köyün ünü, bölgede bireysel silahlanmanın en yüksek olduğu yer olmasından kaynaklanıyor maalesef. CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka da bu özelliği nedeniyle, bu köyde bir kadına şiddet belgeseli izletmeye karar vermiş, baş konuklar arasında 300’e yakın kadın ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve eşi Selvi Kılıçdaroğlu var.

    Salonu dolduran kadınlar, şalvarları ve tülbentleri ile salondaki plastik sandalyedeler. Onlara eşlik eden erkekler ise ya salonun arka tarafında ya da ayaktalar. Az sonra belgeselin gösterileceği sinevizyon perdesinin önüne önce bir kürsü kuruluyor.

    Kürsüye çıkan ilk kadın, yoksulluğundan şikayet ediyor. Ve kilometrelerce uzaklıktaki köyünden okula göndermek istediği çocuğunun servis parasını ödeyemediğini bu nedenle de servis şoförünün artık öğrenciyi okula bırakmadığını anlatıyor. Onun hemen arkasından kürsüye çıkan çiftçi bir kadın ise un ve buğday fiyatlarından şikayet ediyor, “Neden biz dünyadaki diğer çiftçiler gibi olamıyoruz?” diye de soruyor. Heyecanı yüzünden okunan başka bir kadın ise “Elektrik su çok pahalı” demekle yetiniyor, zaten başka ne denebilir ki?

    Yoksulluğun ve krizlerin en büyük bedelini ödeyen kadınlar ve çocuklar, bugün kente çok uzak bir noktada hep beraberler ve yoksulluğun onların hayatlarını nasıl da derinden etkilediğini tek tek anlatıyorlar. Fonda, “Hak hukuk adalet, işte Kılıçdaroğlu” diye söylenen bir şarkı, açıkçası büyük salon toplantılarındaki itiş kakış bir lider hayranlığı yok burada, öyle ağır öyle içten huzurlu bir ev sahipliği var. Kılıçdaroğlu kendisiyle selfi çektirmek isteyen köylü kadınları kırmazken, Selvi Hanım çocukları sırasıyla kucağına oturtturuyor. Kadınların ardından kürsüye gelen Kılıçdaroğlu, “Annelerin büyük dram çektiğini, büyük sıkıntılar yaşadığını biliyorum. Elektrikti, doğal gazdı, yakıttı… bunların tamamını biliyorum. Zaten siyaseti de bunun için yapıyorum. Yorulmaktan söz ediyorsunuz, yorulmak bize haram. Ta ki bu ülkede huzur oluncaya kadar, bunun mücadelesini vereceğim” diyor.

    Sonra Kızık Köyü Evi’nin plastik sandalyelerinde oturan kadınlar, sessizlik içinde Töz belgeselini izlemeye başlıyorlar. Neşe Uğur Nohutçu’nun yönetmenliğini yaptığı Töz, seramik sanatçısı Tuba Batu’nun hayat hikayesini anlatıyor. Fiziksel engelli kızı Özüm’ü dünyaya getirdikten sonra eşinden ayrılan Batu’yu kamuoyu ayrıldığı erkek tarafından uğradığı saldırıyla tanıyor. Ayrıldığı erkeği daha önce polise şikayet etmesine rağmen korunmayan Batu’nun, bu saldırıda falçatayla boğazı kesilmişti. Tesadüfen orada bulunan bir doktorun müdahalesiyle hayata tutunan Batu, belgeseldeki anlatısıyla “Şimdi evli, iki çocuklu ve iki kedili; üstelik büyük üç katlı bir sanat atölyesinde yaşamını devam ettiriyor”. Töz, onun kadınlara güç veren büyüleyici mücadelesini konu alıyor.

    38 dakika boyunca herkes, zaman zaman göz yaşlarını silerek, zaman zaman yüzlerine bir gülümse kondurarak, izliyor bu yaşam mücadelesini. Belgesel insanın üzerinde hem büyük bir güvensizlik, kaygı ve korku bırakıyor; hem de içindeki gücün farkına vardırıyor. Bir yandan ne acımasız bir dünyada ne kadar da yalnız olduğunu hissettiriyor; diğer yandan kadının başarabileceklerinin sınırsızlığını ortaya koyuyor. Töz, her şeyden arı, sade, slogansız, alt metinsiz, öyle doğrudan, dümdüz; bir mücadele öyküsünün karşısındaki geçişini başarabilen önemli bir belgesel… Bundan kaynaklı da salondaki ağırlığı pek fazla.

    Tuba Batu’nun hayat hikayesi değil sadece buraya yansıyanlar, çocuğunu servis parası yüzünden okula gönderemeyen anneden buğday fiyatından şikayet eden çiftçi kadın değil, İranlı Mahsa Amini’nin çığlığı bile yansıyor Kızık’a Gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu’nun Kılıçdaroğlu’na sorduğu soru sayesinde. Kılıçdaroğlu’nun bununla ilgili mesajı da net:

    “Kadınlar dünyanın hiçbir yerinde bedel ödememeli!”

  • CHP’de saatler yılbaşına ayarlandı

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yaptığı konuşmanın yankıları sürüyor. Kılıçdaroğlu, Partisi’nin İzmir’de yaptığı kampın açılışında konuşmuş; “Şunu artık bilmek zorundayım, siz gerçekten benimle birlikte misiniz?” diye basının önünde alenen sormuştu.

    Kılıçdaroğlu, CHP’nin Kampı’nda bu konuşmayı yaptığı için, bu çıkışı Partililere yönelik olarak algılandı. Bu analiz doğru ama yetersiz.

    Anımsatmakta fayda var ki; Bu Kılıçdaroğlu’nun ikinci çıkışı. Daha önce de Grup toplantısında Partililere aynı şekilde seslenmişti. 26 Nisan 2022’deki grup toplantısında da Milletvekillerine, “Ya bana katılın ya yolumdan çekilin” demişti.

    Kılıçdaroğlu’nun hitabı ve beden dili her iki toplantıda da aynıydı. Genelde irticalen konuşan Kılıçdaroğlu, her iki konuşmasında da bu bölüme geldiğinde, eline notlarını aldı ve notlarına bakarak, bir konuşma yaptı.

    Her iki konuşmadan sonra da kamuoyunda Kılıçdaroğlu’nun adaylığı güçlü bir şekilde konuşulmaya başlandı. İzmir Kampı’ndaki konuşmasının ardından yapılan yorumlar, “Bir adaylığını açıklamadığı kaldı” şeklindeydi.

    AJANDADA YILBAŞI YAZIYOR

    Ama Kılıçdaroğlu, adaylığını açıklamak için yapmadı bu konuşmayı, adaylığa ilişkin daha çok zaman istemek için yaptı. Zira CHP’de adaylık açıklaması için saatler 3 ay sonrasına kuruldu.

    CHP’nin ajandasında adaylığın açıklanması için yılbaşı bekleniyor. Peki ya geç değil mi?

    Bu soruyu sorduğum kaynaklar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini örnek gösteriyor.

    İSTANBUL ÖRNEĞİ

    Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2018 tarihinde yapılan yerel seçimler için aday gösterildiğinde, tarihler 18 Aralık 2018’i gösteriyordu. Yani kampanya için sadece 3 buçuk ay vardı. Üstelik İmamoğlu, İstanbul dışında tanınan bir aktör de değildi. Sadece 3 buçuk aylık bir seçim kampanyası sonucunda, Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandı.

    Seçimler 6 Mayıs’ta iptal edildi, 23 Haziran’da tekrarlanan seçimlerde bu kez büyük bir farkla rakibini geçti.

    CHP’de saatler, İstanbul için sadece 3 buçuk ayda alınan zafer üzerinden kurulu. Parti kurmayları, Cumhurbaşkanı adayının yılbaşında açıklanmasını isabetli görüyor.

    CHP’ye göre Mayıs’ta ya da Haziran’da yapılacak seçim için; yılbaşında başlayacak bir kampanya gayet yeterli olacak.

    PROJELER TARTIŞILSIN

    CHP’nin bu konudaki hassasiyetinin en önemli nedenlerinden biri de adayın 6’lı Masa’nın projelerinin önüne geçmemesi.

    Malum 6’lı Masa görüşmeleri 2 Ekim’de tekrar başlıyor. 6 Lider 2 Ekim’de görüşmelere başlayacak ve çok sayıda projeyi de kamuoyuyla paylaşacak.

    Hemen belirtmekte fayda var, Ağustos ayında biten birinci turun ardından Liderler bir araya gelmese de 6’lı Masa Komisyonları harıl harıl çalışmaya devam etti. Hazırladıkları projeler, çalışmalar şimdi ikinci turda 6’lı Masa’nın önüne gelecek, ekonomik ve sosyal haklar başta hukuk ve Anayasa reformu olmak üzere çok sayıda çalışma var. Bu çalışmalar, liderlerin uzlaşması halinde peyderpey kamuoyuna açıklanacak.

    Olası bir Cumhurbaşkanı adayı tartışmasının böyle bir dönemde gündeme gelmesinin projelerin kamuoyunda tartışılmasının önüne geçilmesinden korkuluyor. CHP’nin önceliği 6’lı Masa ve beraber geliştirdikleri projeler.

    Önümüzdeki 3 ay boyunca 6’lı Masa’dan beklenti Cumhurbaşkanı adayının isminin netleşmesi değil, “Nasıl bir Cumhurbaşkanı adayı” ve “Nasıl bir Cumhurbaşkanlığı yönetimi” sorularının yanıtı olacak.

    NASIL BİR CUMHURBAŞKANI ADAYI?

    6’lı Masa’nın önünde henüz isim yok. Ama 2 Ekim’deki toplantıda bir tarif konulacak. Tarifi yapan 6’lı Masa’yı oluşturan siyasi partilerin kurmayları. Uzun süredir Hukuk Reformu üzerinde çalışan kurmayların elinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden Parlamenter Sistem’e geçişe ilişkin bir önerme var. Bu önermede de en önemli konu, Anayasa’nın Cumhurbaşkanlığı’nın yetkilerini düzenleyen 104. Maddesi ile TBMM’nin yetkilerini düzenleyen maddeler. 104. Maddede “kararnameler” başta olmak üzere, çok sayıda konu için daralmaya gidiliyor. Bu tarife kim uyacak? Tek adam yetkilerini kim bırakacak? 6’lı Masa, bu tartışma üzerinden bir prototip belirleyecek.

    İYİ PARTİ’DE SAATLER SEÇİM TAKVİMİNE KURULU

    Kamuoyunda 6’lı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayının kim olacağına ilişkin hummalı tartışma devam ededursun; 6’lı Masa’nın aktörlerinin acelesi yok gibi görünüyor.

    Zira CHP’de saatler yılbaşına kuruluyken, İyi Parti’ye göre Cumhurbaşkanı adayı seçim ilan edilince açıklanmalı.

    Sade bir hesapla, Ankara’daki beklenti Mayıs ayında olası bir erken seçim olduğundan; 60 gün önceden seçim takvimi açıklandığına göre, Cumhurbaşkanı adayı Şubat’ta açıklanmalı. Eğer Bahçeli’nin işaret ettiği gibi seçimler zamanında yani Haziran’da olacaksa, İyi Parti’ye göre bu tarih Nisan ayı olacak.

    KAMUOYU BEKLENTİSİ NE OLACAK?

    Peki ya kamuoyundaki beklentiler ne olacak? 6’lı Masa, Cumhurbaşkanı adayının bu kadar çok gündem yapılmasının iktidar yanlısı basın yayın organlarının tazyiğiyle ortaya çıkan yapay bir tartışma olduğu görüşünde.

    Bu yüzden adayı bu tazyiğin bir sonucu olarak açıklamak bile seçim yarışına psikolojik olarak yenik başlamanın bir nedeni olabilir…