Etiket: #Sağlık

  • Ellerinde pankartlar, geliyor sağlıkçılar…

    Uzunca bir süredir seslerini duyurmaya çalışan hekimler, tüm sağlık emekçileri dün alandaydı. Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi keskin ayazına rağmen Ankara’da da çıktılar alana.

    Hastanelerde bir günlük uyarı grevi yapıp, beyaz önlükleri, pankart ve dövizleri ile Hacettepe Hastanesi bahçesindeki heykelde buluştular. Yıllarını eğitime veren, öğrenmeleri okul bitince bitmeyen, hastalarının dertlerini dert edinen hekimler ve “sağlık bir ekip işi” diyen tüm sağlık emekçileri oradaydı.

    Bir dönemlerin en çok kullanılan ancak AKP’nin unutturmaya çalıştığı Ankara yürüyüşlerinde atılan “yağmur, kar, fırtına, işte geldik Ankara” sloganını hatırlatırcasına sağlıkçılar, yağmura, fırtınaya aldırış etmediler…

    Bu eylemin tek farkı herkesin ağızlarındaki maske, eylemde gözettikleri mesafeydi. Ellerinde, “Covid-19 meslek hastalığı kabul edilsin”, “Asistan hekimlerin asli işleri eğitim olsun”, “İnsanca yaşanacak temel ücret”, “120 gün yıpranma payı”, “sağlıkta şiddet yasası” dövizleri ve kararlılıklarını ifade eden pankartları, ağızlarında tıp öğrencilerinin onlar için bestelediği “doktor ne demek, doktor ne demek… “ şarkısı… Şarkıya eşlik eden hekimler, sağlıkçılar, onlara destek verenler, bir yandan müziğe tempo tutuyor, bir yandan dikkat çekmesi için pankartı sallıyorlar…

    Hekiminden, tıp öğrencisine, hemşiresinden, teknisyenine, eczacısından, diş teknisyenine, fizyoterapistinden, taşeron işçisine bütün sağlık emekçileri alandaydı. Her birinin farklı talebi vardı elbette, dövizlere de yansıttıkları… Ancak çok ortak sloganları da vardı, en çok atılanlar da “insanca yaşamak istiyoruz”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” oldu…

    Eylem sokakta olmasına, Sağlık Bakanı, “salgın kontrol altında” sözlerine rağmen onlar gerçekleri bildikleri için çıkarmadılar ağızlardan maskeleri… Eylem alanında dahi pandeminin tüm kurallarına uyan, bilinçli bir kalabalıktılar…

    Mikrofonu kime uzatsak, “pandemide hakkınız ödenmez dediler, ödemediler” sözü döküldü ağızlardan… Her biri bir başka talebi yansıtıp, sağlıkta yıkımın “Sağlıkta dönüşüm” ile başladığına, kent merkezindeki hastanelerin kapatılıp, hastaların adeta müşteri gibi şehir hastanelerine yönlendirildiğine değindiler… Şimdilerde Etlik Şehir Hastanesi için kapatılması planlanan hastaneleri de tek tek sayarak, “hastanelerimiz kapatılmasın” dediler.

    Eylemciler arasında bir isim vardı ki, pandemiye karşı mücadelede en öne çıkanlardan birisi… Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol… Şenol’a mikrofonu uzatıp, maskesini çıkarmasını rica ettiğimizde ancak çıkardı… Prof. Şenol, Sağlık Bakanı’nın tersine, kontrol altında olmadığını salgının, acilde, 112 sandalyesinde takip edilen, oksijen gereksinimi olan hasta bulunduğunu, durumun çok vahim olduğunu söyledi. Acillerde, yoğun bakımlarda bunların açıklanmasını istedi ki, ‘insanlar gafil avlanarak ölmesin” dedi.

    Prof. Esin Davutoğlu Şenol’unu, bu röportajıyla sosyal medyada alkışlayanlar olduğu kadar, aşı karşıtları da hedef aldı. Esin Hoca’nın bu kadar üstüne gidilmesinin önemli bir nedeni vardı elbette, iktidarın aksine pandemi konusunda sürekli uyarı yapması, ateşli bir aşı savunucusu olmasıydı… Nitekim, alanda iktidar yanlısı bir kanal kameramanı görüş almak istediğinde Esin Hoca “size görüş vermem, çünkü siz aşı karşıtlarını ekranlarınıza çıkartarak, ölümleri savunuyorsunuz”, “Ben bağımsız olmayan kanala görüş vermem” dedi. Kameramanın “bağımsız kanal kim, var mı?” itirazına aldırış etmeden, “Elbette var ve onlar ısrarla aşı yapılmasını, insanların ölmemesini istiyor” diye ekleyerek…

    Pandeminin başından beri “hakkınız ödenmez” dediler, balkonlardan alkışlattılar, ancak haklarını da ödemediler onların… Gece gündüz, koruyucu ekipmanları bile verilmeden çalıştırıldılar, bir bir öldüler, ölürken bile ders vererek, uyararak gittiler. Ancak kendileri gibi hekim olan Sağlık Bakanı onların sesi olmak yerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında, hazır olda durdu, hesap soran Cumhurbaşkanı’na “Siz emretmeden verir miyim” itirafında bulundu 1 Aralık’ta…

    Aylardır ayaktaydı hekimler, sağlık emekçileri… Ne için, insanca yaşanacak, emekliliğe de yansıyacak bir ücret ve halkın sağlık hakkı için. Bir de ölmemek için… Kadına yönelik şiddet nasıl tırmanıyor ve önlem alınmıyor ise sağlık emekçilerine yönelik şiddet de artıyor, hekim Sağlık Bakanı ve iktidar seyrediyor.

    Türk Tabipleri Birliği tarafından, “Emek Bizim, Söz Bizim” adıyla aylardır hareketliydiler, önce İstanbul’dan Ankara’ya “Beyaz Yürüyüş” ile geldiler.

    O gün de aynı bugün gibi soğuk ve yağmurlu bir gündü. Tüm hava koşullarına rağmen, Türkiye’nin tüm illerinden geldiler…

    “Beyaz Forum”da hep birlikte “mücadele” kararı aldılar. Onların kararlılığını gören iktidar alelacele bir yasa teklifi getirdi, kısmi düzenleme içeren, ancak sağlıkçıları da kendi içinde bölen, bir kısmını yok sayan bir düzenleme… Lakin özel sağlık lobileri bunu bile çok gördü; onların dayatmasıyla, güya daha iyisini getirecekleri iddiasıyla geri çekildi düzenleme. Ancak ne verilen söz yerine getirildi, ne sağlıkçıların feryadı duyuldu…

    TTB bu kez 26 Ocak’tan 4 Şubat’a kadar “Beyaz Nöbet” tuttu. Her gün ayrı tabip odalarından hekimlerin tuttuğu nöbete destek ziyaretleri yağdı adeta. Hep “birlikte mücadele”nin önemi vurgulandı, kararlılıklar dile getirildi. 4 Şubat’ta nöbet Meclis önünde bitirilip, görüşme için Meclis’e gidilecekti, ancak iktidar onları dinlemek, taleplerini almak yerine Meclis’i tatil ederek yanıt verdi.

    Ve dün Türkiye’nin dört bir yanında, hastaları da mağdur etmeyecek şekilde sağlık emekçileri bir günlük grev yapıp, alanlardan seslendiler, “duyun bizi, taleplerimizi yerine getirin” diye…

    İktidar duydu mu bilinmez. Ama sağlık emekçileri duyurmakta kararlı. Bugün duyuramadı ise Mart ayında daha uzun süreli grevlerle, iş bırakmalarla iktidara sesini duyurmakta kararlı…

    Ne istiyor sağlık emekçileri, “En temel insani gereksinim olan, insanca yaşanacak bir ücret”. İş güvencesi, gelecek güvencesi… Hekimler, sağlık emekçileri, “geçinemiyoruz” dediler, “tükendik” dediler… Demeye de devam ediyorlar. Ta ki, seslerini duyurup haklarını alana kadar…

  • Sağlık Bakanı soruyor: COVID-19’a karşı yarınki planınız ne?!

    COVID-19 ile ilgili bazı verileri ararken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın twitter hesabında geriye dönük 1-2 aylık paylaşımlarına da bakacak oldum… İyi ki bakmışım; bir eğlendim sabah sabah! Sağlık Bakanı, her sabah Sağlık Bakanlığı’nın web sayfasına bakıp, oradaki bazı bilgileri herkesten önce sosyal medya hesabından paylaşan sosyal medya fenomeni gibi…

    Şöyle mesajları var:

    • Aşı olmakla olmamak arasında bazı vakalarda yoğun bakım farkı var. (26 Ağustos)
    • Şimdi size aşı olma diyenler, daha sonra geçmiş olsun diyebilir. (26 Ağustos)
    • Bunca vaka, bunca ölüm varken birinci doz aşısını olan hiç ikincisini ihmal eder mi? (26 Ağustos)
    • Bize ne oldu? Maske, mesafe konusunda birbirimize örnektik! (2 Eylül)

    Aa, yok, rica ederim. Der miyim hiç, kamyon arkası yazıları gibi falan diye…

    • COVİD-19’A KARŞI YARINKİ PLANINIZ NE? İlk doz aşınızı yaptırdınız mı? Yaptırmadıysanız, hemen randevu alabilirsiniz. Devam dozunun zamanı gelmişse, aşınızı olabilirsiniz. İşyerinizde, dışarıda, başkalarıyla bir aradayken maskenizi takıp, sosyal mesafenize dikkat etmeyi unutmayın. (30 Eylül)
    • GENÇLER, bize salgından çıkış yolunu gösterin! Yeni vakalarda en yüksek oranı sizler oluşturuyorsunuz. Hastalığı fark etmeden bulaştırmanız çok kolay! Covid’siz günlerin özlemini en çok duyansa sizlersiniz. Aşınızla, günlük hayatınızla bize örnek olsanız… Şu tablo çook değişir! (9 Ekim)

    Hadi gençler, bir el atın da, çıkıverelim şu salgından…

    • Son günlerde aşılanma hızında durağanlık var. Vaka sayılarının yüksekliği aşı konusunda bir tereddüt uyandırmış olabilir mi? Ama şunu unutmayın: Covid-19’u aşı sayesinde, adeta grip gibi atlatanların sayısı artık bunlarla yarışıyor. Kayıplarımızın çoğuysa tam doz aşı olmayanlar. (12 Ekim)
    • ENDİŞE ETMEYİN. Aşı oranımız yükseliyor, Maviye geçen illerimiz artıyor. Tam doz aşı, yakalanmanız durumunda, hastalığı hafif geçirmenizi sağlıyor. ENDİŞE EDİN. Maske kullananlar azaldı, sosyal mesafeye hassasiyet zayıf. Aşıları henüz eksik olan çok sayıda insan var. (13 Ekim)

    Kafamız biraz karışık ama olsun, tivitlerimiz güzel…

    • Günaydın, Çantalar hazır mı? Gençler, kahvaltımızı yaptık mı? Mesajım anne babalara, çocuklara, üniversitelilere: Dün, Bilim Kurulu toplandı. Aktif vakaların %40’ının 23 yaş altı kişiler olduğu bilgisini sizlerle paylaştık. Dikkatli davranalım. 18 yaş üstüysek aşılarımızı olalım. (14 Ekim)
    • COVID-19 AŞILARINI AKSATMADAN YAPTIRAN şu üç şeyi yapmış olur: Kendini korumaya alır. Yakın çevresinde ve şehrinde riski azaltır. 84 Milyonu, salgına karşı verdiği zorlu mücadelede güçlendirir. Kendimize ve tüm topluma karşı böylesi bir sorumlulukla daha önce az karşılaştık. (15 Ekim)
    • Yeni vakalar içinde gençlerin oranı artış gösteriyor. Umulanın aksine, üniversite öğrencilerimiz arasında aşılanma oranı düşük. Sağlıklı bir eğitim ortamı için gençlerimiz aşılarını aksatmadan yaptırmalı. Toplum, bütün gençlerinin aşı olarak mücadeleye katılmalarını bekliyor. (16 Ekim)

    Gençler, gençler, gençler, hadi gençler… Ama randevu alınabiliyor mu, kimlerin kaçıncı dozu, hangi aralıklarla yaptıracağı net bir şekilde açıklanıyor mu? Bunlar mesele değil.

    Sağlık Bakanı salgın yönetimini sosyal medya mesajlarına sıkıştırıp, pası topluma atalı çok olmuş! Sorumluluk çocuklarda, gençlerde, annelerde, babalarda; yük sağlık çalışanlarının omuzlarında. Peki Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğu nerede? Gençlere ne şekilde örnek olunuyor? Lebaleb kongreler, açılışlar, çifte standartlı uygulamalar, tutarsız tedbirler hatırlanıyor mu? Onları bilemiyoruz.

    Merak ediyorum; acaba Sağlık Bakanı, 11 Eylül’de İstanbul’da, 26 Eylül’de Ankara’da, 17 Ekim’de İzmir’de düzenlenen aşı karşıtı mitinglere ilişkin, yanlış bilgilerle toplumun kafasını karıştıran şarlatanlar için bir mesaj yazmış mı, tek söz etmiş mi twitter hesabından diye bakıyorum…

    Sizce?

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) 18 aydır, Sağlık Bakanlığı’na salgının ancak epidemiyolojik verilerle yönetilebileceğini söylüyor ve verilerin şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılması için ısrarla çağrıda bulunuyor. TTB’nin hazırladığı COVID-19 Pandemisi 18. Ay Değerlendirme Raporu verilerin saklandığını, hakikatin gizlendiğini, hükümetin ve Sağlık Bakanlığı’nın kendi sorumluluklarını yerine getirmediğini açıkça ortaya koyuyor.[1]

    Sağlık Bakanı’nın mesajlarına bakılırsa da, salgın yönetimindeki başarısızlık ortaya çıktıkça, sorumluluğu topluma atma eğilimi ağırlık kazanıyor.

    Ne diyelim; biz dün, bugün olduğu gibi yarın da küçücük çocuklarımızı yüzlerinde maskeleriyle okullarına göndereceğiz, tam doz aşılarımızla fiziki mesafe önlemlerimizi koruyup işlerimize gideceğiz, aşı karşıtlarına prim vermemeye, gözümüzü gerçek bilim insanlarından, bilimden ayırmamaya devam edeceğiz.

    Peki, söyler misiniz Sayın Sağlık Bakanı; COVID-19’a karşı sizin yarınki planınız ne?

    [1] https://www.ttb.org.tr/userfiles/files/ttb_covid_18ay_rapor.pdf