Etiket: #İttifaklar

  • İttifaklar, olasılıklar, hidralar

    “Bu seçim ülkenin son şansı olabilir. Son demokrasi nefesi olabilir. Hata yapma şansımız yok. Partilerin dar parti çıkarlarından kendisini soyutlaması lazım. Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini düşünen insanların kendi şahsi ihtiraslarından arınıp bu ülke meselesi deyip yapıcı olması lazım. Kolay yönetilecek bir süreç olmayacak…” Ali Babacan, Murat Sabuncu’ya konuştuğunda söylüyordu bunları. Aynı programda “Altılı masanın üzerinde uzlaştığı cumhurbaşkanı aday kriteri şöyle: Kapsayıcı, kucaklayıcı ve demokrasiye gönül vermiş olmalı. Bunun dışında bir kriter konuşmadık” bu sözlerini de söyledi.

    İslamcılar ne zaman dışarıda kalsalar hep aynı yere sığınırlar: kapsayıcı, kucaklayıcı ve demokrasiye gönül vermiş. Bundandır ki aynı konuşmasında Gezi Direnişine değiniyor ve “Başbakan olan Erdoğan Gezi’de gözünü kararttı, durduramadık. İçeride ciddi mücadele verdik. Bakan olarak ne söylemişim kayıtlarda. Sadece ben değil bakanların neredeyse tamamı durduramadık. (kendi gibi sonradan muhalifleri de aklıyor) Erdoğan değişik bir psikolojiye girdi” diyor. Evet öldürülen o genç insanlardan, ailelerinden, sevenlerinden utanmak yerine Erdoğan’a muhalefet ettiğine delil olarak bu sözleri sarf ediyor. Çünkü meselemiz “kapsayıcılık ve demokrasi”.

    Günümüzde demokrasi gibi içeriği kirlenmiş, çürütülmüş ne kadar kavram var bilemiyorum ama kapitalizme teşne olanların demokrasiyi de istediği düzeyde kullandıklarını biliyorum. Bu haliyle de insan, demokrasiyi “ayaktakımının iktidarı” olarak gören Platon’u hatırlıyor. Onun ayaktakımından kastı alt sınıflar, mülksüzler ve onların yönetimde olma veya temsil edilme biçimi… Ancak kapitalizmin yarattığı garabet demokrasiyi sadece bir görüntüye ve oy vermeye hapsetmiştir. Hatta 1972 Hisar Dergisinde Cemil Meriç Voltaire’den örnek verip “Katıksız demokrasi, ayaktakımının despotizmidir” cümlesini o yüzden yazının burasına koymak gerekiyor. Ve memlekette “eşitlerin eşitliğinin” hüküm sürdüğü ortamda demokrasi gerçekten de ayaktakımının iktidarına dönüşmüştür. Burada temel mesele “ayaktakımı”nın anlamının en az demokrasi kavramı kadar dönüşüm yaşadığıdır kuşkusuz.

    Şimdi bu görüntüde, Yunan mitolojisindeki Hidra’yı andıran bazı İslamcıların kapsayıcılık takıntısı da devreye giriyor. Ama bu söylem 6’lı İttifakın her birinde var. Karamollaoğlu yeni söylemler geliştirirken de kapsayıcı olma düsturundan kopmuyor. Kılıçdaroğlu da Karamollaoğlu’nun yeni ittifak gündemi için “Anladığım kadarıyla ittifaktan ayrılmak değil ittifak içinde ittifak oluşturmak. Bir düşüncedir tabii saygı duyacağız, her düşünceye olduğu gibi” diyerek bu söyleme sarılıyor. Bu problemli yaklaşıma Terry Eagleton’ın müthiş bir yorumu var: “farklı bakış açılarına sırf farklı oldukları için değer verilmemelidir. Eğer travestilerin timsahlara atılması gerektiğini düşünenler, görüşlerine şiddetle karşı çıkıldığında kendilerini “istismar edilmiş” (anahtar bir postmodern terim) hissediyorlarsa, bırakın öyle hissetsinler. Bir fikre sadece birinin fikri diye saygı duyulmamalıdır. … dışlayıcılıkta ilkesel olarak yanlış bir şey yoktur.”

    Evet kapsayıcılık, çeşitlilik, farklılık gibi söylemler değerli kazanımlar da sunmuş olabilir ama daha ziyade sınıfsal ayrımı örtme marifetiyle donatılmışlardır. “Kapsayıcılık kültü maddi farkları gizlemeye yardımcı olur. İnsanın istediği gibi giyinme, tapınma ya da sevişme hakkına saygı duyulurken; düzgün bir maaş alma hakkı reddedilmektedir.” Ve bildiğimiz üzere bizim memlekette hepsi reddedilmektedir.

    Bu sebeple dışlayıcılık da siyasi bir program olabilir, varmış gibi yapılan ama olmayan sürekli yönsüzlük bir siyaset değildir. Ve bu yönsüzlük içinde belirli bir dışlama programı bir yön tayin edebilir. Ama yapılan şey iktidar aracı olan şeyleri iktidar olabilmek için sürdürme eğilimi… Hâlbuki o araçlar iktidara direnme biçimine dönüşebilecekken…

    Yönünü bulmaya çalışan Millet İttifakı yeni seçim yasasıyla sarsıntıya girdi, yeni hesaplar yapılmaya başlandı ve uyumlu hale gelme süreci başladı. İşte problemli kısım burası, sürekli bir uyma hali devrede; itiraz etmeden gelen her şeye boyun eğmek; her şeyi sandığa yedeklemek. Kılıçdaroğlu’nun “İktidar kendi koltuğunu korumak için seçim kanununda bazı değişiklikler yaptı. Ne yaparsa yapsın aslında bizim için hiç önemli değil. Şimdi çıkan kanuna göre bizim yeniden oturup bir strateji belirlememiz lazım” sözleri gibi.

    David Hume diyor ki “yalnızca zaman [hükümdarların] hakkını sağlamlaştırır. … ve insanların zihinlerine yavaş yavaş işleyerek onları her türlü otoriteyle barıştırır, her türlü otoritenin adil ve makul görünmesine sebep olur”; bu topluma da, o altılı İttifaka da olan bu. Yasaya itirazları kısık sesle; git gide her yere sızan AKP rejimi, devletleşmiş bir iktidar karşısındaki halleri, adaletsiz-eşitsiz bir yarışa girerkenki bu kabul edilmiş vaziyetleri yaşanacak başarısızlığın gelişi gibi.

    Bu seçim kanunu ile var olan adaletsizlik, eşitsizlik daha da derinleştiriliyor. Teklif edilen hali ile demokratik bir seçimin gerçekleşmeyeceği, eşit siyasi mücadelelerin imkânsız hale geleceği, kamu kaynaklarının kullanımında suiistimalin artacağı ayan beyan… Aslında tamamen kaldırılması gereken barajın inmiş olması bir illüzyon; il bazında fiilen daha yüksek oranlı barajlar oluşmuş vaziyette. Azınlığın varlığına da, çoğulculuk yerine çoğunluğun dayatıldığı, tam da Erdoğan rejimini sağlamlaştıran bir sistem geliyor. Böylece çok sayıda parti meclisten dışlansın isteniyor.

    E tabi bunun akabinde Millet İttifakı da hesap yapıyor. En net girişim Karamollaoğlu’ndan geldi; ittifak içinde ittifak hesapları başladı. Karamollaoğlu, AKP’den kopan %15’lik bir kitleyi hedefine koyarak “Eski sistemde, ittifak eden partiler önce tek oymuş gibi ittifaklar arasında bölünüyor sonra milletvekilleri çıkıyor ve milletvekilleri kendi aralarında pay ediliyordu. Şimdi o avantaj kalktı. Yeni yollar aramak icabet eder. Seçim kanunuyla şartlar değişti. 3. ittifak olabilir” diyerek bu halin adını da koydu. Gerçi Gültekin Uysal’ın Deva ve Gelecek’i dışarıda bırakan açıklamasının ardından, Karamollaoğlu’nun 6’lı İttifak’tan bir ittifak çıkabilir vurgusu birbirinden bağımsız değil.

    Karamollaoğlu’nun 3. İttifak’tan kastı Deva’lı, Gelecek’li, Saadet’li bir üçlü. Öte yandan Uysal’ın çıkışı da Demokrat Partililerin de İyi Parti ve CHP listesine yedeklenmesinin de önünü açıyor. Karamollaoğlu’nun sözleri Uysal’ın çıkışına karşılık da söylenmiş olabilir, kendi muradı da…

    %7’ye düşmüş bir seçim barajı Milet’in motivasyonunu ittifak açısından bozmuş gibi okunsa da İttifak’taki İslamcı organizasyon için daha cüretli davranmanın önünü açtığını da düşünüyorum. Peki Erdoğan bunu düşünmemiş olabilir mi, hiç sanmıyorum.

    Diğer taraftan Karamollaoğlu çeşit çeşit söylemlerde bulunup ahvalini de ortaya koyuyor. Birkaçını paylaşmak isterim; mesela AKP’yi övüyor –ki çok normal, onlar aynı evin çocuğu– Ayasofya’ya değiniyor. Başörtüsü meselesinin yanında AKP, Ayasofya meselesini de görmüş ve çözmüş. Bunca sorun, sorun değil; İslamcının sorunu hiç değil… Saadet’in “dönüşü” muhteşem olabilir.

    Yine benzer noktadan bir çıkışı var: “Şunu ifade edelim toplum da bilsin, bizim özellikle inançlı kesim, manevi değerlerine önem veren kesimin kazanımlarından 1 milim bile taviz vermeyiz, verdirtmeyiz. Böyle bir ittifakın içinde de bulunmayız. Bu konuda kazanımlarımızdan taviz verilmeyeceğine inanarak birlikteliği yürüttük.” Devamlılık esastır… Diğer taraftan çok problemli bir şeyi daha dile getiriyor “Güçlendirilmiş parlamenter sistem ifadesi, geçmişte normalde parlamenter sistemle karşılaşılan hükümet düşünce uzun zaman boşluk doğabiliyordu. Şimdi onu ortadan kaldıracak yeni formül ortaya kondu. Bu değişiklik yapılırsa Türkiye hükümetsiz kalmayacak” hangi geçmiş diye sormadan edemiyorum… Ama Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olup, olmayacağı konusundaki yorumuna da katılıyorum; Erdoğan kaybedeceğini anlarsa girmez o seçime diyor “Kendisi kaybetmiş olmayacak, başka aday kaybedecek”. Tabi burada aynı yerden kalkış yapmıyor olabiliriz. Tüm bunların yanında bir konuşmasında “komünist Rusya” demesi de ne olduklarını hep hatırlatmak/hatırlamak adına iyidir.

    Acıları silme eğilimi veya örtme/ yokmuş gibi davranma eğilimi tehlikeli. Kapsayıcı dilleri, söylemleri bunu da kapsıyor ne yazık ki. “Etkili iktidar kolektif hafıza kaybına dayanır; suçlara eski dostlarımızmış gibi alışırız” sözlerine kulak vermek gerek…

    Sadece Cumhur ve Millet İttifakları varmış gibi yapmak tam da sistemin istediği şey. Solcuların sürek avı yaptığını ileri süren Yıldıray Oğur gibiler “Peki neden altılı masa iktidar çevrelerini telaşlandırmış gözükürken, bazı muhalifleri pek heyecanlandıramıyor? Heyecanın düşük olmasının bazı pratik nedenleri var” açıklamalarında bile AKP’ye övgü düzedursun, asıl nedeni hep es geçiyor. Hidralar meseleyi kimlik siyasetine bağladığı için hedefleri hep solcular.

    Burada o çok meşhur ifade devreye giriyor: Kürtler ve HDP bu denklemin neresinde?

    HDP HERKESİN AKLINDA; AMA KİMSE HDP’NİN YANINDA DEĞİL…

    Çok açık ki denklemin bir ucu Karamollaoğlu’na dayanırken, diğer ucu HDP’ye uzanıyor. Cumhurbaşkanı Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani ile görüşüyor; Nihal Bengisu Karaca gibiler Kürtler üzerine yazıp, çeşitlilik övüyor. Evet, herkes farkında Kürtlerin ve HDP’nin kilit parti olduğunun. Zira Mithat Sancar da “Hedefimiz % 15. Kibir yapmıyoruz ama anahtar parti olduğumuzun farkındayız” diye belirtiyor. Üstelik, onlar Millet İttifakını da göz ardı etmiyorlar.

    Ama yeni seçim yasası meşum denklemi bozacak; çünkü bir anlamda bu yeni seçim yasası partileri ayrı ayrı seçime girmeye zorluyor ve bu ipi diğerlerinden daha iyi göğüsleyen tek muhalefet HDP.

    HDP’nin de bazı partilerin desteğini alarak seçime gireceği neredeyse kesin. Haziran seçimlerinde olduğu gibi bazı parti liderlerine listelerinde yer açacaklar; sol-sosyalist bir cephe ile seçime girme çabasının sürdüğü de malum. Burada bütün eleştiriler yapılabilir, yapılmalıdır da ancak gerçekleri göz ardı etmeden. HDP’nin etrafında oluşacak bir üçüncü blok/ittifak önemli bir güce de sahip olacak. Sadece sandık üzerinden bakınca bile yedi milyon gibi bir oy oranı mevcut. İçeride olmasına rağmen Selahattin Demirtaş’ın etkisi de sürüyor. Burada önemli olan işçileri, gençleri, yoksulları dâhil edebilme. Ve kadınlar ile LGBTİ+ bireylere yönelik tek “kapsayıcı” davranış HDP’nin de olduğu cephede gibi duruyor.

    Bugün bazı seçmen grupları da, İttifaklar da kendilerini tüm topluma dayatma peşinde. Tek seçenek olduklarını düşünen kimileri kol geziyor. Bütün umutsuzluğunu, siyasetsizliğini, basiretsizliğini dayatan seçmen de siyaset de kendini zorunlu görüyor.

    Ama hafıza iyidir, hatırlayınız; “bu ülkede onların kazanması çok zor”culara da hatırlatınız. Ayrıca şu yaşadıklarımız kolay mı? Uygarlığın tek bir atası var o da emek; onu göz ardı eden göz ardı edilmelidir, unutmayınız.

  • Baraj yüzde 7’ye inmiyor; yüzde 20’ye çıkıyor 

    AKP ve MHP’nin Meclis’e sunduğu yeni Seçim Kanunu Teklifi’nde ülke geneli seçim barajı her ne kadar yüzde 7’ye iniyor gibi görünse de aslında bir çok ilde seçim çevresi barajı yüzde 20’ye kadar çıkıyor. Hatta sadece iki milletvekili çıkaran illerde bu oran neredeyse yüzde 50… Yeni teklif, ittifak içi siyasi partileri birbirine muhtaç hale getiriyor. Bir yanda AKP, MHP’yi kendine sıkı sıkıya mahkum hale getirirken; diğer yanda muhalefet partisi liderlerini de zorlu bir tercih bekliyor… 

    ÖNCE SEÇİM SİSTEMİ… 

    2018 seçim sisteminde oy hesabı ittifaklar üzerinden yapılıyordu, yeni gelen teklifle artık siyasi partilerin aldıkları oy oranına göre yapılacak. Basında Elazığ örneği çok verildi. Biz de verelim, 2018 seçimlerinde Elazığ’da Cumhur İttifakı yüzde 68 oy oranıyla 4 milletvekili, Millet İttifakı yüzde 20 oy oranıyla 1 milletvekili çıkarıyordu. Yeni hesapla, Cumhur İttifakı ortaklarından MHP’nin oyu yüksek olduğundan 4 milletvekili AKP, 1 Milletvekili de MHP’den çıkacak. Eski sistemde MHP, CHP’den yüksek oy alsa da dağılım ittifak üzerinden yapıldığından, bir milletvekili CHP’ye geçmişti. Şimdi bunun önü kapanmış olacak. 

    2018 seçimlerinde alınan oylara bakıldığında, yeni sistemle CHP, Türkiye genelinde 12 milletvekili kaybediyor. Anlaşılan hesap da bunun üzerine yapılmış. Ama Araştırmacı Ali Taş’a göre 2018’in üzerinden çok sular geçtiği için, yapılan hesaplamalar bugün için geçerli değil. Ali Taş, şunları söylüyor: 

    “Burada Cumhur İttifakı’nın gözden kaçırdığı bir nokta var. Örneğin Antalya’da İyi Parti üçüncü parti olacak. Bu durumda MHP’nin alması öngörülen milletvekilini aslında İyi Parti alacak. Cumhur İttifakı’nın gözden geçirdiği nokta özellikle İyi Parti’nin oylarındaki yükseliş. Bu değişikliği MHP için yaptılar ama MHP’nin oylarının İyi Parti’ye kaydığı görüldüğünde, bu yanlış bir hesap olacak. Kendi ayaklarına kurşun sıkmış durumdalar.” 

    AKP MHP’Yİ KENDİNE MAHKUM ETTİ 

    2022 anketlerine göre durum böyle. Cumhur İttifakı da bunun farkında. O yüzden riskli, özellikle MHP’nin oylarının düştüğü bölgelerde MHP milletvekili adaylarının AKP listelerinden seçime girme olasılığı üzerinde tartışılıyor. Bu, aynı zamanda AKP’nin, MHP’yi kendine tamamen mahkum etme stratejisinin bir ürünü. MHP adayları için AKP listelerinden seçime girmekte bir sorun yok. Ama en büyük sorun özellikle MHP tabanını AKP’ye taşıyabilmekte. MHP, bunu ne kadar başarırsa, bu formül de o kadar başarılı olacak. 

    BARAJ YALANI 

    Seçim Kanunu Teklifiyle gelen en büyük değişiklik barajın yüzde 7 olması. Barajın yüzde 10 olması ile yüzde 7 olması arasında demokratikleşme açısından hiçbir fark yok. Belli ki bu düzenleme sadece iktidar ortağı MHP için yapılmış. Genel baraj yüzde 7; büyük illerde sorun yok. Ama Türkiye’de 5 ve daha az milletvekili çıkaran iller için durum hiç de öyle değil. Gazeteci İsmet Demirdöğen, 5 milletvekili çıkaran illerde seçim barajının yüzde 20’ye; 2 milletvekili çıkaran illerde seçim barajının yüzde 50’ye kadar çıktığını söylüyor. 

    MUHALEFET LİDERLERİ NE YAPACAK? 

    Seçim çevresi barajının bu kadar yüksek olması, en fazla küçük partiler açısından risk oluşturuyor. 
    Bu hesapla en zor durumda kalan Gelecek Partisi olacak. Neden? Zira Gelecek Partisi daha düne kadar Millet İttifakı’ndan çıkıp, üçüncü bir ittifak oluşturma peşindeydi. Ama teklif ile öngörülen bu seçim sistemi ittifak ortaklarını bırakın başka bir ittifak düşünmeyi, Altılı ittifakı daha da perçinleştirmiş oldu. 
    Peki şimdi ne olacak? 
    Artık aday listeleri çok önemli. Aday listeleri yapılırken, hangi partiden kimin aday olacağı önem taşıyor. İnce bir mühendislik hesabı yapılmak zorunda kalınacak. Artık oylar bu sistemde boşa çıktığından, hiçbir oyun boşa gitmemesi gerekiyor. 
    Yine Gelecek Partisi üzerinden örnek verelim. Ahmet Davutoğlu, büyük bir ihtimal memleketi Konya’dan aday olacak. Ancak partisi barajı geçemeyeceğinden, partisinden istifa edip başka bir listeden aday olacak. Seçildikten sonra tekrar partisinin başına geçecek. Bu açıdan muhalefet liderlerini zorlu bir seçim dönemi bekliyor. 
    Özellikle sağ partiler, Millet İttifakı’nın öncüsü CHP’ye oy verme konusunda oldukça çekimser. 
    Belki ortaya CHP dışında bir formül gelebilir. 

    DEMOKRAT PARTİ MODELİ 

    Gazeteci İsmet Demirdöğen’e göre alternatif model, Demokrat Parti üzerinden bir ittifak yapılması! 
    Altılı sistemdeki en nötr parti Demokrat Parti. 
    AKP’den kopmuş değil, yıpranmış değil… 6’lı sistemdeki diğer partilerin onaylayabileceği açıklıkta. 
    Bu öneri de bugünlerde Ankara kulislerinde konuşuluyor. 

    HDP’NİN DURUMU 

    Yapılan hesaplara göre bu sistemde HDP’nin milletvekili sayısı, diğer partilere oranla azalmıyor, tersine artıyor!
    Hesaplara göre 2018 oyları göz önüne alındığında, HDP 67 yerine 74 milletvekili çıkarıyor. 
    HDP Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki, seçim sistemindeki hesabın kendilerini çok etkilemediğini belirtiyor. Tiryaki’ye göre, seçim kanunundaki anti demokratik uygulamalar büyük sorunlar teşkil ediyor. Tiryaki, yargıçların kıdemli hakimler arasından seçilmesinin değil de kura ile belirlenmesinin önemli olduğuna dikkat çekiyor. Yine Sandık Kurullarında görev alanların onayının araştırılması da bir sorun. Zira bunlar baskı kurulmasını kolaylaştırılacak düzenlemeler. 

    Ya barajın düşürülmesi? Tiryaki, “Baraj tamamen kaldırılsaydı ülkenin demokrasisine katkı sunan bir düzenleme yapılmış olacaktı. Ancak yüzde 7’ye indirilmesi sadece MHP’yi ilgilendiren bir düzenleme olarak karşımızda duruyor” diyor. 

    CUMHURBAŞKANI YASAKLARININ KALDIRILMASI 

    Tiryaki’ye göre seçim kanunu teklifindeki anti demokratik düzenlemelerin başında Cumhurbaşkanının seçim yasaklarından muaf tutulması var. Tiryaki, “Normalde Cumhurbaşkanı adayının kendi olanaklarıyla kampanyasını yürütmesi gerekirken, bu yasa değişikliğiyle kamunun tüm olanaklarını kullanarak seçim kampanyası yürütecek ve bu gerçekten büyük bir eşitsizlik getirecek” diyor. 

    HAKİMLER KURA’YA GİRMEZSE NE OLACAK 

    Teklifteki en büyük tuzak kuşkusuz kıdemli hakimler yerine kuralı hakimlerin iş başı yapacak olması. Kanunla, kıdemli hakimlerin hiçbir önemi kalmayacak. Birinci sınıfa ayrılmış hakimler kura ile belirlenecek. Maddenin son kısmında bir ek var. Deniyor ki; kuraya girmek istemeyen hakim listeden çıkarılır. Küçük bir örnek: bir yerde 5 hakimin aynı yeterlilikte olduğunu düşünelim. Baskı yapılması durumunda 3 hakim kuradan çekilirse, sadece 2 hakim kuraya kalacak. Bu ve benzer senaryolar, durumu korkunç bir hale getiriyor. 
    Olur mu? 
    İstanbul seçimlerinde oldu, şimdi neden olmasın?