Etiket: #hep

  • Pandemide de; kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!

    COVID-19 pandemisinin Türkiye’deki hikâyesinde bir yılı doldurmak üzereyiz. “Maske-mesafe-hijyen” olarak kodladığımız korunma önlemleri dışında, salgından kurtuluşumuzun tek (ya da en etkili) yolunun aşı olduğu geniş bir kesimce artık kabul edildi. Aşı bulundu mu, bulunacak mı, yaptıralım mı, yaptırmayalım mı, tereddüt mü edelim, ret mi edelim derken iş geldi yine en bildiğimiz yere dayandı: (Aşı) eşitsizliği, (aşı) ayrımcılığı!

    Halk sağlığı uzmanları uzun süredir aslında bu başlığa dikkat çekmekteydiler. Gelişmiş ülkelerin hızla kendi vatandaşları için aşı temin etmesi, nüfusun üzerinde aşı stoklanması gibi örneklere karşılık aşı tedarikinde sorun yaşayan ülkelerin çokluğu, lisans anlaşmaları, aşıda patent gibi uygulamalar yaşanacak ayrımcılığın, eşitsizliğin habercisi gibiydi.

    Hatta bu doğrultuda, geçtiğimiz yıl Nisan ayında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Avrupa Komisyonu tarafından, COVID-19 teşhisine, tedavilerine ve aşılarına yenilikçi ve eşit erişim sağlamak amacıyla hükümetleri, küresel sağlık kuruluşlarını, üreticileri, bilim insanlarını, özel sektörü ve sivil toplumu bir araya getirmek üzere bir eylem programı açıklanmıştı. Programın, COVID-19 aşılarının geliştirilmesini ve üretimini hızlandırma, dünyadaki her ülke için adil ve eşit erişimi garanti etme amacına odaklanan ayağı ise COVAX olarak adlandırılmıştı.[1]

    COVAX’ın ilk olarak 2021 yılı Şubat ayında Latin Amerika ve Karayipler’de aşı dağıtımına başlayacağı açıklandıysa da şu ana kadar bu bölgelerde aşı dağıtımına başlanmadı.[2] Afrika’da ise aşıya erişim konusunun çok daha yavaş ve güç ilerlediği biliniyor.[3] Ülkelerin kendi vatandaşları arasında aşıya erişim konusunda yaşadıkları eşitsizlikler, mülteciler, sığınmacılar gibi grupların durumları da bu tabloya dâhil.

    Geçtiğimiz günlerde, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, COVID-19’a karşı geliştirilen aşıların dünyadaki dağılımının eşit ve adil olmadığını kabul ederek, bu konudaki “endişelerini” dile getirdi. BM Güvenlik Konseyi’nin COVID-19 ile mücadele için düzenlenen oturumunda konuşan Guterres, üretilen dozların yüzde 75’inin sadece 10 ülkeye gönderildiğini, 130 ülkeye ise bugüne kadar tek bir doz bile aşı ulaşmadığını belirtti. Guterres, “aşı dağılımında eşitliğin sağlanması, küresel topluluğun önündeki en büyük ahlaki sınav” ifadesine vurgu yaptı.[4]

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın önceki akşam yaptığı açıklama ise bu kaygı ve uyarılardan Türkiye’nin de azade olmadığını ortaya koyan tehlike çanı gibiydi: “Daha kat edilmesi gereken yollar var önümüzde. Aşı tedarikinde her an sıkıntı yaşanabilir. Deyim yerindeyse aşı kıtlığı yaşanan bir zamandayız.”[5] Sağlık Bakanı “en güvenli olanının kendi aşımıza sahip olmak” olduğunu belirtiyor ama altını çizdiği “sıkıntı” ve “kat edilmesi gereken yollar” iç açıcı ifadeler değil.

    Evet, bu ahlaki bir sınav olarak değerlendirilebilir. Daha doğrusu, kapitalizmin yarattığı ahlaki çöküşün somut bir şekilde gözümüzün önüne serildiği tablo bu. Ahlaki sınavı, burada tarafımızı ortaya koyarken vereceğiz.

    Pek çok salgının görülmesinin beklendiği bir yüzyılda COVID-19 aşıları ülkelerin sağlık endüstrileri açısından büyük bir “dayanak” oluştururken, egemen güçler tercihini nereden yana kullanabilir? Neden COVID-19 aşılarında patent koruması halen kaldırılmadı? Süreç böylesine eşitsiz ve ayrımcı bir tablo içinde ilerlerken pandemiden kurtulabilmek mümkün mü?

    Diyelim ki İsrail, ülke nüfusunun tamamını aşıladı; Filistin’de aşı yapılmadığı müddetçe pandemiden kurtulmuş mu olacak? Diyelim ki Kanada, ihtiyacı olanın 5 misli aşıyı stokladı; dünyada hâlâ aşıya erişmemiş olan 130 ülke varken, salgından korunacak mı? Diyelim ki Almanya, Pfizer-Biontech aşısının üretimini bir çırpıda 5 misli artırdı; patent koruması var oldukça bunun kime faydası olacak?

    Türk Tabipleri Birliği’nce geçtiğimiz hafta çevirim içi olarak düzenlenen “Aşı Hakkında Merak Ettikleriniz”[6] başlıklı panelde konuşan TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ısrarla altını çizdiler:

    “Aşılama, hızlı, etkin, adaletli bir şekilde yapılmadığında, dünyanın farklı yerlerinde bu sorun çözülmediği müddetçe, daha kuvvetli ve farklı koronavirüs aileleri insanda hastalık yapma potansiyeli ile karşımıza gelebilir. COVID-19 aşısında patent koruması kaldırılmalı, ihtiyaç duyulan 70 milyar dolar hızla ayrılarak, 6 ay – 1 yıl içerisinde ayrımsız ve adaletli bir şekilde aşı dağıtımı yapılması sağlanmalıdır.”

    Aksi halde, pandemiden tek başına kurtuluş olmayacak.

     

    [1] https://www.gavi.org/vaccineswork/covax-explained

    [2] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55794720

    [3] https://www.bbc.com/news/56100076

    [4] https://www.dw.com/tr/bm-genel-sekreteri-130-%C3%BClkeye-hi%C3%A7-a%C5%9F%C4%B1-ula%C5%9Fmad%C4%B1/a-56603614

    [5] https://www.okuhaber.com/video/6531360/asi-tedariginde-her-an-aksaklik-yasanabilir-saglik-bakani-fahrettin-koca-bedava-asi-iddialarina-yanit-verdi

    [6] https://www.youtube.com/watch?v=c0koStHVLCk

  • Erdoğan Hep Başbakan Başbakan Hep Erdoğan

    Süleyman Demirel 1965-1993 tarihleri arasında yedi farklı hükümette toplam 10 yıl 5 ay olmak üzere başbakanlık görevinde bulundu.

    Demirel, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünden sonra 1993-2000 yılları arasında da 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı.

    Toplamda 17 yıl iktidarda kalan Süleyman Demirel için, sanatçı Fikret Kızılok seslendirdiği şarkı sözleriyle onu şöyle hicvediyordu:

    “Süleyman hep başbakan, başbakan hep Süleyman”.

    Uzun süreli görevde kalma Süleyman Demirel’den bu kez de Recep Tayyip Erdoğan’a geçti.

    Erdoğan, 2003-2014 yılları arasında 11 yıl başbakanlık, 2014-2021 yılları arasında da cumhurbaşkanlığı görevinde bulundu ve aksi bir durum çıkmazsa 2023 yılına kadar da bu görevde kalacak.

    Yani bu durumda Süleyman Demirel’in rekorunu kırarak tamı tamına 20 yıl iktidarda kalmayı başaracaktır.

    Eğer 2023’ten sonra da iktidarda kalırsa, bu durumda “Süleyman hep başbakan, başbakan hep Süleyman” şarkısının günümüze uyarlanmış hali de şöyle olacaktır: “Erdoğan hep başbakan, başbakan hep Erdoğan” ya da “Erdoğan hep iktidar, iktidar hep Erdoğan”.

    Tabi Erdoğan’ın kırdığı rekor yalnız Türkiye’yle sınırlı değil. Amerika Birleşik Devletleri başkanlarına bile parmak ısırtacak düzeyde.

    Erdoğan görevde kaldığı süre içinde George W. Bush (2001-2009), Barack Obama (2009-2017), Donald Trump (2017-2021) başkan seçildi ve seçilmekle de kalmadı başkanlıkları son buldu.

    Bu dönemlerde de “Erdoğan hep iktidar, iktidar hep Erdoğan” oldu.

    Erdoğan’ın hedefinde şu an 2023 seçimleri var. Bu seçimlerde de eğer tekrardan başa gelirse, bu durumda bir değil, iki değil, üç değil tamı tamına dört Amerikan başkanını eskitmiş olacak. Yani Amerika’nın çiçeği burnunda yeni başkanı Joe Biden’ı da sollayacak gibi gözüküyor.

    Aslında akla gelen soru şu:

    Recep Tayyip Erdoğan’ın bu uzun soluklu iktidarında sadece Erdoğan’ın başarısı mı yatıyor?

    Elbetteki hayır!..

    Bu başarıda, iktidarın karşısında sözde muhalefet yapan “muhalefetsizliğin başarısı”da azımsanmayacak derecede büyüktür.

    Eyyüp Demîr kimdir?

    Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü bitirdi. Özgür Üniversite’de sanat ve estetik dersleri verdi. 1994 yılında gazeteciliğe başladı ve halen gazetecilik yapıyor. Çeşitli televizyonlarda yapımcılık, sunuculuk ve temsilcilik görevinde bulundu. Yazarın kaleme aldığı ilk kitabı ‘Estetik’ ile birlikte toplamda 7 kitabı bulunuyor.