Etiket: #denetim

  • Amasra faciasının asıl sorumlusu havza madenciliğinden vazgeçen siyasi iktidardır

    14 Ekim 2022 tarihinde Bartın-Amasra’da Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) ait yeraltı kömür işletmesinde meydana gelen grizu patlamasını incelemek üzere atanan bilirkişiler ön raporlarını 31 Ekim 2022 tarihinde tamamlamıştır.

    Ön raporda; olayın teknik nedenleri mevcut veriler ışığında irdelenmiştir. Buna göre;

    • Olayın, 320 kotundaki galeride dinamit atımı sonucu metan gazı patlaması ve akabinde kömür tozu patlaması olduğu,
    • Havalandırmanın yetersiz olduğu,
    • Metan drenajı yapılmadığı,
    • Kömür tozu ile mücadele edilmediği,
    • Çalışma Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı tarafından yapılan denetimlerin yetersiz olduğu,
    • Teknik personel sayısının yetersiz olduğu,
    • İş Güvenliği eğitimlerinin ve Acil Durumlara yönelik tatbikatların yetersiz olduğu
    • tespitleri yapılmıştır.

    Ön raporda bu başlıklar detaylı olarak değerlendirilmiştir. Bilirkişi ön raporu önemli veriler içermektedir. Bu anlamıyla önemli ve değerlidir.

    Raporda özetle, facia geliyorum demiştir. Çalışma Bakanlığı Müfettişleri ve Enerji Bakanlığı elemanlarının denetim görevini gerektiği gibi yapmadıkları belirtilmiştir. Yeraltı kömür işletmeciliğinin olmazsa olmazı olan havalandırmanın yetersiz olduğu vurgulanmıştır.

    Teknik gerekçeler elbette önemlidir ancak olayın diğer etkenleri de oldukça önemlidir. Siyasi iktidarın uyguladığı özelleştirme politikası nedeniyle 2005 yılında sahadaki kömür rezervinin çok büyük bölümü (B sahası) Hattat Enerji ve Maden A.Ş’ye önce rödovans (kiralama) ile, 2019 yılında ise ruhsat devri yöntemiyle verilmiştir. Amasra A ve Amasra B sahalarının toplam kömür rezervi yaklaşık 622 milyon ton olup, bu rezervin 606 milyon tonu (% 97’si) söz konusu firmaya verilmiştir. Kamu kurumu olan TTK, havzanın bir köşesine sıkıştırılmıştır. Daha da vahimi, kurumun halen çalıştığı yeraltı işletmesinin alt kotları da aynı firmaya verilmiştir. Yapılan sözleşme gereği, – 400 kotunun altı söz konusu firma tarafından işletilecektir. Tabiri caizse kurumun ayaklarının altı oyulmuştur.

    TTK, şu anda -350 kotundan üstte üretim yapmaktadır. Maden kazasının yaşandığı derinlik, -300/-350 aralığıdır. Kurumun çalışacak fazla bir alanı kalmamıştır. Kalan rezerv için yapılması gereken büyük yatırımlardan vazgeçilmiştir.

    TTK’nın kullandığı mevcut üretim ve havalandırma kuyusu -250 kotuna kadar inmektedir. Ruhsat bölünmesi ve satışı olmasaydı mevcut kuyu derinleştirilebilir ya da daha derin yeni bir kuyu açılarak üretim plânlanabilirdi. Ancak, kurumun elinde kalan mevcut rezerve göre bu seçenek devre dışı kalmıştır. Bunun yerine kalan kömürü üretebilmek için desandri (meyilli galeri) sürülerek üretim yapılmaktadır. Kullanılan kuyu kesiti yaklaşık 33 metrekare iken desandri kesiti ortalama 14 metrekaredir. Derinlere inildikçe metan gazının arttığı bir gerçektir, bu anlamda ocak açıklığı kesitleri havalandırma açısından daha önemli hale gelmektedir. Bilirkişi ön raporunda alt kotlarda yeterli havalandırmanın yapılamadığı açıkça belirtilmiştir. Bu durum metan gazının birikmesine neden olmuş ve risk artmıştır.

    Amasra’da kömür sahasının bölünmesiyle havza madenciliğinden vazgeçilmiştir. Bütünlükçü ve uzun vadeli plânlama yapılamamış, günü birlik uygulamalarla idare edilmeye çalışılmıştır. Bu durum madenciliğin olmazsa olmazı olan büyük yatırımların yapılmaması sonucunu doğurmuştur. Derin yeraltı kömür madenciliğinde bu kabul edilemez.

    Kamu kurumlarında özerk bir yapının kurulamaması, siyasi müdahalelerin çok fazla olması nedeniyle iş disiplini sekteye uğramış, iş barışı bozulmuştur. Kurumun organizasyon yapısı, çalışanların üretim ve destek birimlerine dağılımı, iş yerinin gerekleri gözardı edilerek, tamamen politik müdahalelerle şekillenmiştir. Bunun sorumlusu da siyasi iradedir.

    Tüm bu gelişmeler sonucunda kurum çalışanları psikolojik olarak çöküntüye uğratılmıştır. “Zaten satılacak, kapatılacak nasıl olsa kömür kalmadı vb.” düşüncelerle moral motivasyonun kalmadığı bir ortamda sağlıklı bir iş ilişkisinin kurulması ve üretimin yapılması düşünülemez.

    Sonuç olarak; Amasra’da yaşanan maden faciasını sadece teknik bir sorun olarak görmemek gerekir. Havzayı parçalara bölerek satan, bu nedenle havza madenciliğinden vazgeçen ve yandaşlarına kadro vermek amacıyla liyakatsiz kişileri hak etmedikleri makamlara getiren, ayrıca yasanın emrettiği kamusal denetim görevini de yerine getirmeyen siyasi iktidar asıl sorumludur.

    Yazar hakkında:

    Mehmet Torun kimdir:1956 yılı Giresun – Eynesil/ Ören köyü doğumlu. Babasının maden işçisi olması nedeniyle liseyi ve üniversiteyi Zonguldak’ta okudu. 1980 yılı ZDMMA Maden Bölümü mezunu. Maden işçiliği yaparak üniversiteye devam etti. Türkiye Kömür İşletmeleri’ne ( TKİ) bağlı müesseselerde ocak mühendisliğinden işletme müdürlüğüne kadar değişik görevlerde bulundu. 2021 yılı sonunda müşavir kadrosundan emekli oldu.

    TMMOB Maden Mühendisleri Odası ve TMMOB’nin organlarında görev aldı. Evli, 2 kız çocuğu babası ve 3 torun dedesi.

  • Spor Yasası aceleye getirildi

    Ve nihayet…

    20 yıl sonra Spor Kulüpleri Yasası Meclis’e geldi…

    Komisyonda kabul edildi…

    Genel Kurul’da görüşülecek…

    Kabul edileceği belli…

    Değişiklik olur mu?

    Bilinmez…

    Bakarsınız Cumhur İttifakının unuttuğu bir şey akıllarına gelir, önerge verebilirler…

    Komisyondan geçen yasaya bakıldığında…

    Akademik çevrelerce, Spor Yüksek Okulu Bölümleriyle, spor medyası ile kamuoyunda tartışılmadı…

    Türkiye’de şu anda üç türlü federasyon sistemi var…

    Ayrı bir kanuna göre kurulmuş ve tabi olan Futbol Federasyonu…

    Özerk spor federasyonları…

    Bağlı spor federasyonları…

    Bu da gösteriyor ki…

    Türkiye’de tek tip federasyon yapısına gidiliyor…

    Delege yapısında değişiklik yok…

    Branşlarında olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonu olmuş sporculara kendi federasyon seçimlerinde delege hakkı verilmiyor…

    Bu hakkın verilmemesi şampiyon sporcuları federasyondan uzak tutma taktiği…

    Başkan adayları için yine mevcut delegenin yüzde 15’inin imza şartı kaldırılmıyor. Kaldırılması halinde Spor Bakanlığı’nın etkisi kalmayacak…

    Kişilerin seçme ve seçilme hakkı elinden alınmış oluyor…

    Spor federasyonlarının denetimi yine Spor Bakanlığı’nda…

    Bakanlık her alana el atarsa sporun gelişmesini de engellemiş olur…

    Burada yasanın çıkması değil, spora getireceği faydaların tartışılıp Meclis’e getirilmesi gerekirdi…

    Böyle bir tartışma yapılmadan hazırlanan yasa teklifi Cumhur İttifakının ‘güç bende, istediğim gibi çıkarırım’ görüşüyle hareket etmesi hukuka, adalete ve demokrasiye aykırıdır…

    Spor federasyonlarının denetimini bakanlık yapacak…

    Böyle bir durumda federasyonların Denetim Kurulu ne görevi yapacak?

    Bu da yasa teklifinde açıkça belirtilmemiş…

    Harcamaların denetimini Devlet teşkilatı içinde bir kurumun yapacağı belirtiliyor…

    Bu kurumun ismi belirtilmemiş…

    Demek oluyor ki bunu da bakanlık kendisi yapacak…

    Neden federasyonlar harcamalar konusunda Sayıştay tarafından denetlenmiyor…

    Kulüp başkan ve yöneticileri, borçlardan sorumlu olacak…

    Bu yasanın Meclis’te kabul edilmesi halinde ne zaman yürürlüğe girecek?

    Üç-dört yıl sonra mı bu hüküm uygulamaya konulacak?

    Belirsiz…

    Kulüpler borç batağında…

    Spor federasyonları da öyle…

    Gerek kulüpler gerekse federasyonlara başkan olmak isteyenler böyle bir borç yükünün altına girerler mi?

    Acele yazılan bir yasa teklifi…

    Yarın getirir yasalaştırır…

    İş işten geçmiş olur…

    Ne derler…

    Acele işe şeytan karışır…

    Öyle olmuş…

    Bakalım Genel Kurul’da ne gibi değişiklikler yapılacak…

    Göreceğiz…

  • Muhalefet sporda da hesap sormalı

    Türk sporunda neler oluyor…

    Kimsenin umurunda değil…

    Federasyonlara aktarılan paralar nereye gidiyor…

    Her federasyon borç batağında…

    Federasyonların ofislerine bakıyorsunuz…

    Öyle lüks yerlerde ki

    Kira ödüyorlar…

    Geçmiş yıllara baktığımızda…

    Federasyonlar Ulus’ta Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün binasında veya Zafer Çarşısı’ndaki ek binada görev yaparlardı…

    Ofisler yeterliydi…

    Şimdi tam bir savurganlık içerisinde federasyonlar…

    Devletin malı deniz…

    Yemeyen domuz misali…

    En lüks yerlerde federasyonlar faaliyetlerini sürdürüyor…

    Hani tasarruf vardı ya…

    Bir federasyonun aylık masrafı 20 binin üzerinde…

    66 federasyon olduğuna göre…

    Aylık kira masrafını siz düşünün…

    Şunu da belirteyim…

    Federasyon Başkanları fahri görev yapıyor…

    Nasıl bir fahri görev anlamış değilim…

    Yinelemekte fayda var…

    Federasyon başkanları, birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlığı belgelenmeli…

    Görev yaptıkları süre içerisinde nasıl bir fahri görev yaptıkları ortaya çıkmalı…

    Çıkar mı?

    Çıkacağını düşünmüyorum…

    En basit bir örnek…

    Hentbol’de yaşanan iki olay…

    Milli takım Güney Kıbrıs Rum kesimine gidiyor…

    Milli takımdan bir sporcunun kovid nedeniyle Türkiye’ye uçuşuna izin verilmiyor…

    Milli takım kafilesi bu sporcuyu orada bırakıp dönüyor…

    En azından bir kişinin yanında bırakılması gerekirdi…

    Sporcumuz sonradan getiriliyor…

    Hentbol’de ikinci vaka ise…

    Belçika ile yapılacak Avrupa Şampiyonası eleme maçları öncesi yaşandı…

    Belçika Federasyonu, Hentbol Federasyonu’na PCR testinin olması şartını koyuyor…

    Ancak federasyon unutuyor…

    Hava alanından geri dönüyor…

    Maç günü test yapılıyor ve Belçika’ya uçuluyor…

    Milli takım 10 fark ile yenilip dönüyor.

    Ne yapılıyor…

    Bu federasyonlar hakkında…

    Hiçbir şey…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı

    Soruşturma yapamıyor…

    Çünkü kendi seçtikleri federasyon başkanları…

    Güçleri yetmez…

    Federasyon başkanlarının arkasında siyasi güçler yer alıyor…

    Böyle olunca da…

    Federasyon başkanlarından hesap sorulur mu?

    Soramazlar efendim…

    Soramazlar…

    İktidar soramadığına göre…

    Muhalefet sporu ihmal etmemeli.

    Hesap sormalı.

    Öyle yolsuzluklar var ki…

    Muhalefet bir de…

    Yolsuzluklara spor penceresinden bakmalı…