Etiket: #Bahçeli

  • ‘Mezara kadar ittifak’ balonu söndü 

    MHP Lideri, Partisinin Kızılcahamam toplantısında öyle bir konuştu ki; Erdoğan’ın üçüncü dönemini bile isteye tartışmaya açtı. Bu tartışma üzerinden de tüm kozların kendi elinde olduğunu bir kez daha Erdoğan’a hatırlatmış oldu. 
    Ne dedi Bahçeli, 
    “Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Cumhurbaşkanı’dır. Ve tekrar aday olmasının önünde de herhangi bir engel bulunmamaktadır. Şayet bu tartışma genişletilip, Sabih Kanadoğlu ve buna benzer kuşkulu isimler ortamı germeye kalkışırlarsa üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmekten kaçınmayız, çekinmeyiz, geri durmayız. Nitekim Cumhurbaşkanı’nın en az üç dönem seçilebilmesi amacıyla gerekli yasal düzenlemenin yapılmasına var gücümüzle çalışır, bunu da başarırız. Hiç kimse bulanık suda balık avlamasın, kutuplaşmadan rant devşirmenin hevesine kapılmasın, Sayın Erdoğan’ın önünü keseceğini zannetmesin, ham hayal peşinde de koşmasın.”
    Bahçeli, böylece önümüzdeki döneme ait bir tartışmayı, erkenden açtı, bir başka deyişle, ön aldı! 
    Zira Erdoğan’ın üçüncü dönemi konusunda, Anayasa gayet açık ve net. 
    Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Anayasa’nın 101. Maddesinde düzenleniyor. 101. Maddenin 2. Fıkrası, şüpheye yer bırakmayan bir hükme yer veriyor: 
    “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” 
    En can alıcı nokta ise maddenin 3. Fıkrası… Bu fıkra gereğince TBMM, Cumhurbaşkanının seçimlerinin yenilenmesine, onun ikinci döneminde karar verirse görevdeki Cumhurbaşkanı, bir kez daha aday olma şansını kazanır. 
    Burada Erdoğan’ın adaylığı için kritik olan seçime hangi organın karar vereceği noktası. Eğer Cumhurbaşkanı seçimlere karar verirse, bir daha aday olamayacak; Meclis karar verirse, olabilecek. 
    Erken seçim tartışmaları bu nedenle önemli. Erken seçim deyince akla ilk gelen aktör olan Bahçeli, gelecek dönemlere ait bu tartışmanın fitilini şimdiden ateşleyerek, Erdoğan’a iplerin kendi elinde olduğunu gösterdi. 
    İpler kimin elinde? Orası biraz karışık… 
    Zira Erdoğan da uzun süredir, Bahçeli’nin iplerini elde tutacak bir hamleyle karşılık veriyordu. O hamle, Seçim Kanunu! 
    Erdoğan ve Bahçeli, geçen sene Seçim Kanunu taslağı üzerinde bir türlü anlaşamamıştı. Bahçeli’nin evinde yapılan görüşmede, iki lider seçim barajının yüzde 5 olması konusunda anlaşmıştı. Ancak Erdoğan, son anda kamuoyuna barajın yüzde 7 olacağı açıklamasını yaptı. 
    O açıklamayı yaptı ama kanun teklifini rafta bekletmeye devam etti. O kanun teklifi, Bahçeli’nin olası bir erken seçim kararı almasının önündeki en büyük engel olarak, AKP’nin kozu oldu. 
    Seçim Kanunu Teklifi Meclis’e gelse bile, ancak kanunlaştıktan bir sene sonra yürürlüğe girecek. Böylece, MHP, en erken 2023 Mart’ından önce seçim kararı alamayacak. Aksi taktirde baraja takılma ihtimali çok yüksek. Erdoğan, Seçim Kanununu teklifini bekleterek, Bahçeli’yi kendine bağladı. 
    Bahçeli de Seçim Kanunu kozuna karşılık, Kızılcahamam’da zincirlerini kırma misali, cebindeki son kozu ileri sürdü… 
    Zira Bahçeli, bugün erken seçim kararı alır da Erdoğan’ı buna zorlarsa; Erdoğan üçüncü kez aday olamayacak. Tüm planlar, onların elinde… 
    Gelelim, Bahçeli’nin Kanadoğlu çıkışına… 
    Bahçeli, Kanadoğlu kartı üzerinden, Erdoğan’a bir nevi 367 hatırlatması yaptı! 
    Eski Türkiye’yi hortlattı! 
    Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Kanadoğlu da Bahçeli’ye destek vererek, “Kendi açıklamasında bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu açıkmamış oldu. Herhangi bir şekilde yasal düzenleme gerekiyorsa onu da yapabileceklerini söylediğine göre, herhalde ikiden fazla aday olamayacağını da kabul etmiş oluyor” dedi… 
    Bahsi geçen olası değişiklik yapılabilir mi? 
    Anayasa değişikliği için AKP ve MHP’nin Meclis’teki milletvekili sayısı yeterli değil. Her halukarda referanduma gitmeleri gerekecek. Ekonomik kriz, geçinme derken… Bugünkü anketler AKP lehine görünmüyor. Yani durup dururken, başarısız bir referandum Erdoğan’ın bugün işine gelmez. 
    Bahçeli’nin gelecek dönemin tartışmasını bugünden fitillemesinin en büyük nedeni, Erdoğan’ın Seçim Kanunu ile kendine bağladığını sandığı MHP’nin zincirlerini kırması. Bahçeli, kendini köşeye sıkıştırdığını zanneden Erdoğan’a, “Aslında ipler benim elimde” diyor… 
    Düello nereye kadar sürer belli olmaz, 
    Ama bu çıkışlar “Mezara kadar ittifak” balonunun söndüğünü gösteriyor.

  • Devlet Bahçeli’nin Kürtçülüğe katkıları!

    Günümüzde Türk milliyetçiliğinin öncü aktörü konumunda olan MHP lideri Devlet Bahçeli’dir. Bahçeli, bu milliyetçi duruşunu her konuşmasında açık bir şekilde ortaya koyuyor. Onun açıklamalarını dinleyen her Türk milliyetçisi de ister istemez Bahçeli’nin etkisinde kalıyor.

    Kendine özgü anlatım tarzı, dikkat çekici jest ve mimikleri ve ilginç tonlamadaki vurguları, Bahçeli’nin özgün niteliklerini oluşturuyor.

    Bahçeli’nin çok ciddi duruşunun altında inanılmaz trajikomik bir matematiksel hesaplama yatmaktadır. Onun “matematik teoremleri” neredeyse çocukların bile diline pelesenk olmuş.

    Aslında amacım burada uzun uzadıya bir devlet adamı olan Devlet Bahçeli’yi anlatmak değil, bu küçük girizgâhtan sonra, Bahçeli’nin Kürtçülüğe olan katkılarından biraz söz etmek istiyorum.

    Evet, yanlış anlamadınız Bahçeli’nin Kürtçülüğe katkıları, dedim ve ondan bahsetmek istiyorum.

    Öncelikle onun, ister Meclis grup toplantılarında, isterseniz her hangi bir yerde yaptığı konuşmalarını şöyle bir aklınıza getirin.

    Tüm bu konuşmaları, ruhunda Türkçülük ateşi barındıran herkesi, güçlü bir şekilde derinden etkilemektedir. Söz konusu konuşmaları Türkçülük ruhunun kabarmasına da ciddi bir biçimde yol açmakta.

    Bahçeli’nin Türkçülüğünden hiç kimsenin şüphesi yok.

    İsterseniz bir an için şeytanın avukatlığına soyunup, Bahçeli’nin Türkçülüğündeki Kürtçülüğün nasıl açığa çıktığını ortaya koymaya çalışalım?

    Ya da şöyle bir soruyla olayı aydınlatalım; acaba Bahçeli’nin aşırı Türkçülüğü ya da Türkçülükle ilgili vurguları Kürtlerde de Kürtçülüğün kabarmasına yol açıyor mu açmıyor mu?

    Yapacağımız son derece basit, olayı biraz tersinden okumak, yani şeytanın gördüğünü de görebilmek…

    Geçmişte bu böyle miydi yoksa değil miydi?

    Açıkçası geçmişle ilgili pek bir fikrim yok. Fakat hiç şüpheniz olmasın günümüz itibarıyla diyebilirim ki, Bahçeli Türkler için ne kadar Türkçülük yapıyorsa Kürtler için de bir o kadar Kürtçülük yapıyor.

    Zira onu dinleyen her Kürt, daha çok Kürtlüğüne sarılıyor, daha çok Kürtlüğünü korumak istiyor; Türkler neye sahip ise Kürtler de aynısını, ne bir gram aşağı ne de bir gram yukarısı, tıpa tıp aynısını isteyen duyguya ve arzuya kapılıyor.

    O, Türklükten söz ederken bir Kürt de onun her söylemindeki Türk kavramı yerine Kürt kavramını ikame ederek düşünmeye başlıyor.

    Bu düşünce bir zincirleme şeklinde akıp gidiyor. Kürt olan bu kez de kendi ulus değerine yeniden bakarak, daha çok Kürtçülüğe bürünüyor.

    Onun konuşmalarını dinleyen bir Türkçü ile Kürt arasındaki yegane fark ise şudur:

    Türkçülük hissiyatı içinde olan bundan müthiş bir keyif alıyor, Kürt ise sineye çekiyor, öfkeleniyor, içi içini yiyor ve onun söylediklerini aynen, harfiyen Kürtçüleşmeye uyarlıyor ve bu yaşadığı ankisiyete durumdan bu şekilde çıkabiliyor.

    Kürt birey bunun farkında mı değil mi bilinmese de, nihayetinde aldığı şekil daha çok Kürt kimliğine sarılmak oluyor.

    Bahçeli’nin Türkçülüğü Kürtlere acı da verse, Kürtçülüğe katkı sunduğu için nihayetinde Kürtler açısından da pozitif bir karşılık buluyor. Vesselam, Bahçeli’nin söylemleri, direkt ya da endirekt Kürtçülüğün gelişmesine yol açıyor.

    Peki bunu sadece Bahçeli mi yapıyor?

    Ebetteki hayır. Kürtçülüğün gelişmesine Türkiye’deki merkez medya da ciddi bir katkı sunuyor.

    Her televizyon kanalında Kürt’ün olmadığı fakat Kürtlerin tartışıldığı programlar aynı şekilde Kürtlerde Kürtçüleşmeyi geliştiriyor.

    Bu programlardaki her analist, stratejist, akademisyen, gazeteci veya siyasetçi hiç fark etmez, başka kulvarlarda da olsalar, Bahçeli’nin yaptıklarının bir benzerini yaparak Kürtçülüğe katkı sunuyorlar.

    Bunu bilerek mi yapıyorlar yoksa bilmeden mi?

    Açıkçası bu konuda pek bir fikrim yok, fakat Kürtlerdeki Kürtçülüğün kabarmasına inanılmaz katkı sundukları noktasında da hiçbir şüphem yok.

    Son söz:

    Tabi bir de güya Kürtlerle ilgili bir şeyler söyleyip de Kürtleri kendi ulus değerlerinden uzaklaştıranlar var, bu konuya da bir başka yazıda değineceğiz.

    Eyyüp Demîr kimdir?

    Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü bitirdi. Özgür Üniversite’de sanat ve estetik dersleri verdi. 1994 yılında gazeteciliğe başladı ve halen gazetecilik yapıyor. Çeşitli televizyonlarda yapımcılık, sunuculuk ve temsilcilik görevinde bulundu. Yazarın kaleme aldığı ilk kitabı ‘Estetik’ ile birlikte toplamda 7 kitabı bulunuyor.