Etiket: #Anadolu

  • Güneş Anadolu’dan doğmadan, ışık kentlere ulaşmaz

    Bugünlerde en çok merak edilen, beklenen bir seçimin olup olmayacağı, olacaksa da bu atmosferde nasıl bir seyir izleyeceği…

    Zira, iktidarın kendi erkinin devamı için elindeki; din, milliyetçilik argümanlarını son sürat kullanmaya ve tabanını konsolide etmeye çalıştığı, çalışacağı görünüyor…

    Ana muhalefetse oluşturduğu 6’lı masayla; hem muhafazakar hem seküler kesimi aynı anda konsolide etmeye çalışırken, çoklu toplumların getirdiği evrensel hassasiyetleri de korumak için iğneyle kuyu kazarak, karanlıkta iz takip ederek aydınlığa ulaşmanın yollarını arıyor.

    Peki, 6’lı masa söylem ve programlarıyla tabanda, kırsalda yaşayan halka, köylüye gerçekten ulaşabiliyor mu?

    Bir ülkede normal olan; köylü, kentli, aydın ve halkın devlet hizmetlerinden yararlanma hakkının eşit olması ama bizim ülkemizde özellikle Anadolu’da durum yıllardır tam tersine işlemiş, bürokratlar, aydınlar bu kesime gereken ilgiyi gösterememiş, bu da toplumsal sorun haline gelmiştir.

    Oysa bir ülke coğrafyasında; köylü, kentli, zengin, yoksul, aydın, halk arasında uçurum bulunmamalıdır.

    İşte tam da bu noktada 6’lı masa, “insanların köylüsü, kentlisi, halkı, aydınıyla birlikte eşit oldukları” mesajını vermekle kalmayıp, o güveni yakalamak zorunda.

    Bu da köylüyü yakından tanıma, sorunlarına net çözüm önerileri sunmakla mümkün.

    Fakat şu an durum iki kesimin birbirini bir türlü anlayamadığı bir seyirde ilerliyor.

    Zira bürokratlar; kırsalı ziyaret ediyor, ülkenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik sorunlardan, çözümlerinden bahsediyor, ancak hitap ettikleri insanlar misafir ettiklerini sadece dinlemekle kalıyor, bürokratların ne demeye çalıştıklarını çok iyi anlamıyorlar.

    Çünkü; bürokratı ya da aydını Anadolu insanın; örf ve âdetlerinden habersizler. Köylüyü, kırsalda yaşayan halkı gereği gibi tanımıyor, onların dertlerini bilmiyor, dilleriyle konuşmuyorlar.

    Ana muhalefet kanadının tabandaki halka yaklaşım tarzı, yanlışlıklarla beraber eksiklikler de barındırıyor…

    Bütün çabalara rağmen; gidilen, incelenen, yapılan seyahatlerin sonucu genel geçer bir kaç soru ve cevaptan öteye gidemiyor.

    Ve sanılıyor ki, karşısındakiler her şeyden habersiz hatta vurdumduymaz bir toplum. Oysa, onlar da misafir ettiklerinin neden bu kadar ipe sapa gelmez sorularıyla karşılaştıklarını düşünüyorlar…

    Çünkü zaten teknoloji çağında yaşayan ve bilgiye erişimin kolay olduğu bir zamanda, tabana ulaşıyorum, halkın arasına giriyorum derken sadece nazari bilgileri aktarmak; o insanları tanımamıza yetmediği gibi dertlerini çözmeye de yetmiyor.

    Tabandaki halk gerekli şekilde bilgilendirilmemiş, seyahatler karşılık bulmamış şekilde her şey arafta duruyor…

    Bu da; din ve milliyetçilik argümanlarını kullananlara daima alan açıyor. Bilim, bilinç ve bilgiyle dolduramadığınız alan egemenlerin argümanlarıyla doluyor.

    Kent ve metropoller; yolunda gitmeyen bir şey var sinyalini veren karanlığın farkında. Bu sıkıntıyı duyup, sorumluluk ve hassasiyet kaynaklı tutum alacaklar.

    6’lı masanın yapması gereken; egemenlerin diliyle konuşarak, polemiklere girip atışmak değil, tabana ulaşmak.

    Zira; güneş Anadolu’dan doğmadan, aydınlık kırsaldan yükselmeden, ışık kentlere ulaşmaz…

    Yazar hakkında:

    Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiir ve Diyalektiğin Kanatsız Kuşu adlı bir öykü kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

  • MHP Anadolu’yu gezecekmiş!

    Geçen hafta Polatlı ve Temelli’deki mevsimlik tarım işçilerinin çadırlarına gittim. Her yaz yaptığımız ziyaretlerden, bu yıla ilişkin sonuncu ziyaretimdi bu. Ekim ayının son haftası olmasına karşın hala çadırkentler burada duruyordu. Okullar çoktan başlamasına karşın, çıplak ayaklı çocuklar ellerinde çuvaldız soğan çuvallarını dikiyorlardı. Her biri memleketlerinde okula devam etmeyi dört gözle bekleyen çocuklar, memleketleri Urfa’ya dönecekleri günü bekliyorlardı.

    Hemen yanı başlarında uçsuz bucaksız tarlalarda yerlerde birikmiş soğanları toplamaya girişen babalarına yolculuğun ne zaman olduğunu sordum ancak yanıt alamadım. Onlar için bu kış geçen kıştan daha zor geçecek. Çünkü henüz topladıkları soğanlar satılamadı, dolayısıyla tarla sahiplerinden de paralarını alamadılar. Orada kendilerine ödenecek yevmiyeleri bekliyorlar.

    Ankara’nın ekim soğuğu yüzümüze çarpıyor. Bu soğukta naylondan barakalarını nasıl ısıttıklarını soruyorum. Kimi küçük tüpte ısıttıkları suyu gösteriyor, kimi naylon barakanın dış kısmına serdiği battaniyeleri. Tarlaların arasından geçen hatta eklenen bir kablo üzerinden elektrik alıyorlar ve ısıtıcı yakmak istediklerinde şalter atıyor. Bu soğukta paralarını bekliyorlar.

    Hepsinin soğukta çalıştığı soğan tarlası uzaktan bir gelincik tarlasına benziyor. Soğanların konduğu kırmızı çuvallar, bir uçtan bir uca serili öyle duruyor. Gelen tarla sahipleri ellerindeki soğanları satamamaktan şikayetçi. Soğanın kilosu 30 Kuruş’a düşmüş, üretici soğanı 1 TL’ye mal ediyor. Aradaki farkı nasıl çıkaracağını bilmiyor. Cumhurbaşkanının birkaç yıl önce soğan stokçularını terörist ilan etmesinden bu yana da soğanı saklamaya korkuyorlar.

    Ankara’nın 30 kilometre kadar uzağında köylüsü, işçisi, üreticisi dertli. Parasını alamayan, okulunda okuyamayan, ürününü satamayan, evine dönemeyen, döndüğü evinde aş pişiremeyen… Uzaklardaki durum başkentin merkezinde de farklı değil. Marketteki fiyatlar başını almış gidiyor, insanlar ihtiyaçları kadar değil paraları kadar alışveriş yaptıklarını  anlatıyor.

    Tüm bu manzara karşısında bugün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Grup Toplantısı’nda konuştu. Konuşmasından başından sonuna dilinde ne soğan vardı, ne ekmek, ne aş… Sonra milletvekillerine talimat verdiğini açıkladı ve Anadolu’yu gezeceklerini söyledi. Bahçeli gezintinin asıl amacının CHP ile HDP arasındaki işbirliğini tek tek insanlara anlatmak olacağını belirtti.

    MHP Milletvekillerini şimdiden uyaralım, eğer sokaklara inerlerse, indiklerinde laf muhtemelen oraya gelemeyecek.

    Gitme vakti geldiği halde hala çadırlarını toplayamayan işçilerden, ürününü satamayan üreticinin gündeminde tek bir şey var:

    Aş ve iş!

    Umarım Anadolu’ya giderler, sokaklara inerler ve gerçekleri onlar da görürler. İşçiyle, işsizle, üreticiyle muhatap olurlar, dinlerler, duyarlar.

    Bahçeli’nin bu girişimiyle kime ne sopa gösterdiği bilinmez ama bu talimatından muhalefet bile pek memnun oldu.

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu da Bahçeli’ye şöyle dedi:

    “Gir milletin arasına gir ve gerçekleri gör.”

    Doğru söze ne denir? Gitsinler, görsünler, bilsinler.

    Gidip gördüklerinde belki o eller, daha da fakirleşmeye kalkmaz!