Etiket: #2020

  • Tokyo 2020 gerçeği ve 13 madalyalı şov

    Tokyo’ya 108 sporcu ile katıldığımızı bu 108’in 8 madalya olursa şov yapılacağını bir önceki yazımda belirtmiştim..

    Öyle de oldu…

    1948 Londra olimpiyatlarında  12 madalya almıştık…

    Bunun 6’sı altındı…

    Şimdi 73 yıl sonra Tokyo’da alınan 13 madalyayı rekor olarak kabul ettik….

    Doğru…

    Madalya sayısına baktığımızda bir fazla…

    Ancak sadece iki altın madalya ile döndük Tokyo’dan…

    Londra 1948’e 58 sporcu ile katılmıştık…

    Tokyo’ya 108 sporcu ile gittik…

    Bu iki rakamı oranladığımız zaman neresi başarı…

    1948 ile 2021 yılları arasında dağlar kadar fark var…

    Şartlar tamamen eşit değil…

    Her madalya önemlidir…

    Ne yazık ki…

    Olimpiyatın özellikle sporun temeli olan atletizmde, yüzmede yokuz, jimnastikte bronz madalya kazandık…

    Jimnastikte 4 sporcumuz 7 final yaptık…

    Kadınlar güreşte, Yasemin Adar bronz madalya alarak olimpiyat tarihinde güreşte ilk kadın sporcumuz oldu…

    Okçulukta da Mete Gazoz altın madalya kazanarak, okçuluk tarihine geçmiş oldu…

    Kadın voleybolcularımız gericiler tarafından hedef tahtasına konulmasına rağmen olimpiyatta çağdaş Türk kadınının gücünü gösterdiler ve beşinci oldular…

    Kadın sporcularımıza dil uzatanlara Bakan yanıt bile vermedi…

    Veremedi…

    Kadınlarımız başarılarıyla yanıtlarını verdiler…

    Tokyo bitti, şimdi seçim dönemi başladı…

    Her olimpiyat sonrası başkanlar başarısız olmalarına rağmen, ders çıkardıklarını belirtip  yola devam edeceklerini dile getirdiler…

    Neymiş bu koltuk sevdası…

    Hem de fahri olarak yaptıklarını dile getiriyorlar…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın torba yasa ile başkanları atama ile yapma girişimi içerisinde olduğu kulislerde konuşuluyor…

    Buna gerek yok…

    Zaten  kendi delegeleri var, kulüpleri arayıp, belirledikleri adaylara oy vermelerini istiyorlar…

    Ha yasayı değiştirmişsin…

    Ha değiştirmemişsin…

    Yine bakanlığın işaret ettiği adaylar seçiliyor…

    Bu seçimlerde sürpriz sonuçlar olabilir…

    Tokyo’da yaşananları fazla bilmiyoruz…

    Covid -19  aşısı olmadan giden sporcularımızın olduğu konuşuluyor…

    Bazı sporcuların ise aşı nedeniyle güçsüz düştüklerini dile getirdikleri gelen haberler arasında…

    Tabi ki bunlar bahane…

    Sanki sadece Türkiye pandemi süreci yaşadı…

    Benim duyumuma  göre….

    Sporculara müsabakalardan önce röportaj yasağı getirildi…

    Bu bir iddia…

    Spor Hizmetleri Genel Müdürü bile konuşmaktan kaçınmış…

    Gençlik ve Spor Bakanı Muharrem Mehmet Kasapoğlu ambargo koymuş olacak ki kimse müsabakalardan önce konuşma cesareti göstermemiş…

    Bir genel müdür konuşmayacaksa, durum değerlendirmesi yapamayacaksa o koltukta oturmanın bir anlamı var mı…

    Özgür medyanın olduğu dönemlerde sporla ilgili genel müdür konuşurdu…

    Bakanlar her gün konuşmazdı…

    Tokyo değerlendirmesini de herhalde Kasapoğlu yapacaktır…

    Çünkü kimi arayıp görüşlerini sorsak, bakanın açıklama yapacağını ifade ediyorlar…

    Şimdi gözler tabi ki Bakanda…

    Neler söyleyecek hep birlikte göreceğiz…

    Bakanın ilk cümlesini ben söyleyeyim…

    “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla….”

    Bakalım bu talimatlar Türk sporunu kurtaracak mı….

    Talimatlardan ne çıkacak…

    Federasyon başkanlığı seçim sürecinde alınacak sonuçlar Türk sporunun hedefini belirleyecek…

    Her şeye rağmen federasyonların yüzde 90’nında değişim şart…

    Yoksa 13 madalya ile şov yapmak Türk sporunu kurtarmaz…

    Gerçekleri görmek lazım…

    Bir de şunu belirteyim…

    Gençlik ve Spor Bakanının öve öve bitiremediği Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi (TOHM) 15 yılda kaç sporcu yetiştirdi…

    Başarıları ne…

    Tokyo’ya kaç kişi gitti…

    Yoksa TOHM torpil merkezi mi….

  • Coronavirus 2020’nin bittiğini biliyor mu?

    Geçen yıl Aralık ayının son günlerinde henüz CoVID-19 diye bir gündemimiz yoktu. Yeni yılın ilk günlerinde ise “29 Aralık’ta Çin’in Wuhan kentinde görülen ve hızla çok sayıda kişiye bulaşan ‘gizemli’ virüs” olarak hayatımıza girdi ve biz uzun süre virüsün sınır kapılarında bekleyebilen bir “şey” olduğunu ve zinhar ülkemize giremeyeceğini zannettik. Zira “genetik” diye bir şey vardı ve bize hiçbir şey olmazdı. O virüsün geleceği varsa, göreceği de vardı!

    Hastalardan alınan örneklerin incelenmesi sonucunda, bilim insanları 7 Ocak’ta hastalığa neden olan virüsün SARS ve MERS gibi Coronavirus ailesinden olduğunun anlaşıldığını ve virüse Yeni Coronavirus 2019 (CoVID-19) adının verildiğini açıkladılar. [1]

    Sonraki süreci ise hep birlikte ve çok yoğun yaşadık bildiğiniz gibi. 11 Mart’ta Sağlık Bakan Fahrettin Koca tarafından Türkiye’de ilk CoVID-19 vakasının tespit edildiği açıklandı. Aynı gün Dünya Sağlık Örgütü (WHO) salgını pandemi ilân etti. Hepimizin hayatını, günlük yaşayışımızı alt üst eden olağanüstülüğün dışında ne yazık ki pek çok acı olayla beraber gelişti bu süreç. 29 Aralık 2020 itibarıyla 11 Mart’tan bu yana ülkemizde 2 milyon 178 bin 580 kişinin bu hastalığa yakalandığı, 20 bin 388 kişinin ise CoVID-19 nedeniyle yaşamını kaybettiği resmi olarak açıklandı.[2] Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) verilerine göre 30 Aralık 2020 itibarıyla 122’si hekim, 312 sağlık çalışanı yaşamını kaybetti.[3]

    Yasaklar, kısıtlamalar, erken açılmalar, “normal”leşememeler, cezalar, CoVID-19 önlemi olmaktan uzaklaşan müdahaleler, bir türlü gerçek veriyi açıklayamamalar… Eduardo Galeano’nun “üst sınıf istatistiklerle oynuyordu, orta sınıf borsada oynuyordu, alt sınıf loto oynuyordu”* formülasyonuna uygundu her şey.

    Karşıt propaganda faaliyetleri ne yazık ki sürüyor olsa da geniş bir kesim olarak yolunu gözlediğimiz CoVID-19 aşısıyla ilgili umut verici gelişmeleri bir yanda, virüsün yüzde 70 daha hızlı yayılan yeni varyantını bir yanda konuştuk, konuşuyoruz.

    Şimdi 2020 biterken, bütün acılara, zorluklara, sıkıntıya, salgına, pandemiye; pandeminin görünür kıldığı eşitsizliklere, yoksulluğa, ayrımcılığa 2020 yılı sebep olmuş gibi bir ruh hali içerisindeyiz ve “bi git 2020, bi bit” yakarışından alıkoyamıyoruz kendimizi. Sanki 31 Aralık 2020 akşamı saat 24.00’ü vurduğu andan itibaren, hayatımız güllük gülistanlık olacakmış, bütün sıkıntılarımız bitecekmiş, pandemi sona erecekmiş, “eski”, “normal” hayatımıza dönecekmişiz gibi bir ruh hali, bir beklenti;  bir umut… Bu yalnız bizde değil, sosyal paylaşım ağlarına bakılırsa dünyada da böyle. 2021 bu yüksek beklentinin altından kalkabilecek mi, bilinmez.

    Enseyi karartmayalım tabii; her yeni başlangıcın olduğu gibi yeni bir yılın da böyle bir anlamı var elbette.  Ama tüm bu yaşadıklarımız, bu salgın bize 2020 yılının hediyesi değildi. İnsanlık ektiğini biçiyor aslında.

    Türk Tabipleri Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile birlikte “Tek Dünya Tek Sağlık” başlıklı deklarasyonu yayımladığında yıl 2009’du. Neydi “Tek Sağlık”? Son yıllarda ortaya çıkan yeni zoonotik –yani hayvanlardan insanlara geçen– hastalıkların insan, hayvan ve çevre sağlığı ile uluslararası ticaret ve ekonomi üzerine oluşturduğu küresel etkilere bağlı olarak ABD ve Avrupa’daki girişimler sonucunda 2000’li yılların başlarında gündeme gelen bir yaklaşımdı. Araştırmalar, insanlarda görülen enfeksiyon hastalıklarının yaklaşık yüzde 60’ının zoonotik olduğunu, bunların yüzde 75’inin de yeni veya yeniden önem kazanan zoonotik hastalıklar olduğunu ortaya koyuyordu. Gıda kaynaklı hastalıkların yüzde 90’ından fazlasının hayvansal gıdalardan kaynaklandığı dikkate alındığında, bu hastalıklarla etkin mücadelede insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte düşünülmesi gerektiğini gösteriyordu. Bu bilgiler ışığında, zoonotik hastalıkların neden olacağı salgınların önümüzdeki dönemde dünyanın önündeki en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olması kaçınılmazdı. Buna göre önlemler almak gerekiyordu.[4]

    Sonra ne oldu? Ne olacak? Bilim bütün bunları yıllar önce önümüze koymuşken, şunun şurasında 2018 yılında çekilmiş bir Kore dizisinde koronavirüs salgının konu edilmesinin altında envaiçeşit komplo teorisi aradı insanlar. Tıpkı, 20. yüzyılın en önemli halk sağlığı buluşlarından biri kabul edilen aşının içinde “çip” aradıkları gibi…

    İşte böyle… Diyeceğim;

    Virüs 2020’nin bittiğini bilmiyor olabilir ama yine de… Eyy, 2021 geldiysennn… Duy insanlığın sesini!!

    * Eduardo Galeano, Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri, Sel Yayıncılık, İstanbul, Mart 2012

    [1] Yeni Coronavirus (2019-ncov) Hakkında Bilgi Notu, https://ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=bffe89ae-3ea2-11ea-a1a2-6d7c2a5a4754

    [2] Sağlık Bakanlığı, https://covid19.saglik.gov.tr/TR-66935/genel-koronavirus-tablosu.html

    [3] Türk Tabipleri Birliği, https://siyahkurdele.com/

    [4] Tek Dünya Tek Sağlık, https://www.ttb.org.tr/haberarsiv_goster.php?Guid=6691bf7c-9232-11e7-b66d-1540034f819c

    Yazar Hakkında Bilgi

    Mutlu Sereli Kaan: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 1997-2002 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde muhabirlik yaptı. 2002-2020 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği’nde Basın Danışmanı olarak görev yaptı. Yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi bünyesindeki İnsan Hakları Anabilim Dalı’nda tamamladı. Gazeteci.